Bilim-Teknik / GÜNDEMİ / HAZIRLAYAN: DOÐAN BARIŞ ABBASOÐLU



Google dünyanın internet alanındaki en büyük şirketi. Ancak şirket gözünü yeni buluşlar ve yeni sektörlere dikmiş durumda. Google’ı bu alanda ortağı olduğu Verily şirketi temsil ediyor. 

Verily’nin başlattığı Project Baseline adlı girişim ABD’de 10 bin kişinin sağlık verilerini saat şeklinde takacakları bir aygıt ile toparlayacak. 4 sene sürecek olan izleme sürecinde gönüllüler yılda bir defa ayrıntılı bir check up’tan geçecek. 

Gönüllüler ayrıca tüm genetik yapılarının bir haritasının çıkarılması konusunda da şirkete izin verecekler. 

Google bu proje ile gönüllülerin tüm uyku düzeni, fiziksel aktiviteleri ve kalp ritimlerini inceleyerek yapay zekaya sahip bilgisayarların hastalıkları öngörme yeteneğini arttırmayı hedefliyor. Projenin bu şekilde özellikle önlenebilir olarak nitelendirilen kalp ve kanser hastalıkları üzerinde durduğu ifade ediliyor. 

Kaliforniya Üniversitesinden kardiyolog Kenneth Mahaffey, projenin hastalıkların gelişmesi sırasında vücudun vereceği ipuçlarını algılamak için müthiş bir fırsat sunduğunu belirtti. 

deCODE Genetics’ten Kari Steffanson ise projenin müthiş olduğunu ancak 10 bin deneğin Google’ın finansal gücü ile karşılaştırıldığında oldukça düşük bir rakamı ifade ettiğini söylüyor. 

Google’ın bu projesi uzun süreden geniş bir gönüllü grubu üzerinde yapılan ilk tıbbi izleme deneyi. 1948 yılında başlatılan Framingham Kalp Deneyi, Massachusetts’te yaşayan üç kuşağın yaşam tarzı, beslenme ve diğer alışkanlıkları ile kalp hastalıkları arasındaki bağlantıyı izlemek için başlatılmıştı. 15 binden fazla kişinin izlendiği deney beyin kanaması ve kalp hastalıklarının risk faktörlerini belirlemede önemli bir katkı sağlamıştı. 

Dünyada günümüzde birçok genetik şirketi insanlara hastalık risklerini belirleyecek gen testleri öneriyor. Ama uzmanlara göre gen testi ve nüfusun genetik profilinin çıkarılması hastalıkların önlenmesi konusunda yeterli değil. Google’ın vücut takip sisteminin çok daha başarılı olabileceği düşünülüyor. 

Verily geçtiğimiz günlerde hastaların temel sağlık göstergelerini takip etmeye yarayacak Study Watch’un üretimine başlandığını duyurmuştu. Verily, yakın gelecekte önce tıp uzmanları tarafından kullanımına izin verilecek olan ekipmanın 2020li yılların ortalarında herkesin kullanabileceği bir hale getirilmesini hedefliyor. 

Verily’nin üreteceği saatleri kullananların temel sağlık göstergeleri değerlendirilecek ve kişinin hastalıklarının erken teşhisinin sağlanacak. 

Verily aynı zamanda beyine yerleştirilerek şeker hastalığını önleyebilecek mikroçiplerden, kanda gezinip kanser hücrelerini tespit edecek nano robotlara kadar birçok proje üzerinde çalışma yürütüyor. 


Uzaylılara hiçbir zaman ulaşamayabiliriz

İnsanlık neredeyse 70 yıldır uzaylılarla iletişim kurmak için çaba harcıyor. Dünya dışı zeki canlılar bulmak amacıyla kurulan SETI projesi uzun bir süreden beri devrede. Dünyanın en hassas teleskopları sürekli olarak bir medeniyetten iz bulmak için bize en yakın 1 milyon yıldız ve 100 galaksiyi tarıyor.  Harvard Üniversitesinden bir ekip SETI programı çerçevesinde 692 yıldızdan gelen ışınları inceledi. Bunların arasında sadece 11 ışın bir medeniyet potansiyeli gösterdiği için üzerinde ayrıntılı inceleme yapıldı ama herhangi bir medeniyet izi bulunamadı.  Yakınımızda bir yerlerde medeniyet dahi olsa bunların yaydıkları radyo dalgalarının Dünyamıza ulaşması oldukça zor. İtalyan bilim insani Grimaldi’nin hesaplarına göre eğer Samanyolu galaksisinin yarısı Dünya dışı medeniyetlerin yaydığı radyo dalgalarıyla dolu olsaydı bunlardan sadece 1’i, yalnızca 1’i dünyamıza ulaşabilecekti.  Radyo dalgaları her ne kadar teorik olarak uzayda çok uzun mesafeler kat edebilseler de çevresel faktörler, manyetik alanlar ve hatta çok güçlü yerçekimi alanlarından dahi etkilenebiliyor.  Bazı bilim insanları tam da bu nedenle yakınımızda dahi olsalar başka medeniyetlerle iletişim kurmamızın mümkün olamayabileceğini ifade ediyor.  SETI’nin uzun yıllardan bu yana tek bir sinyale bile rastlamamasını bazı bilim insanları bu şekilde değerlendiriyor. 


Afrika’dan ilk ‘Hobbitler’ göç etti

Modern insanın ana vatanı Afrika. Afrika’dan çıkış hikayemiz insanların bir tür olarak dünyaya egemen olmasının ilk adımı olarak nitelendiriliyor. İnsanların Afrika’nın dışına yolculuğu Endonezya’da bir insan türünün kemiklerinin bulunmasıyla yeni bir boyut kazandı. Homo floresiensis ya da popüler deyimiyle Hobbit türünden bir insansının kemikleri Endonezya’nın Flores adasında bulunmuştu. Daha önce bu Hobbit’in Homo Erectus’tan türediği düşünülüyordu. Yaklaşık 1.8 milyon yıl önce Afrika’yı terk eden Homo Erectus, Endonezya ada bölgesinin kaynaklarının az olması nedeniyle giderek küçülmüş ve boyu 1 metreye kadar düşmüştü. 

Bilim insanları şimdi ise Hobbit’in Afrika’da bundan 2 milyon yıl kadar önce ortaya çıkan gizemli bir insan türünden evrimleştiğini ve bu türün bazı üyelerinin kıtada kalırken diğerlerinin Afrika dışına göç edip 700 bin yıl önce Flores’e ulaştığını tahmin ediyor. Hobbit kalıntıları üzerinde yapılan ayrıntılı incelemeler sonucunda Hobbitlerin, Homo erectuslardan ziyade Homo Habilisler ile daha yakın akraba olduğu görüldü. Bu bilim insanlarının daha önceki görüşlerini çürütmüş oldu.  Bilim insanlarına göre Hobbitler daha önce Afrika’dan göç etti ancak kendilerinden daha sonra daha büyük ve güçlü insan türlerinin yaşam alanlarına ulaşmasıyla yok oldu. Hobbitlerin en son bundan 60 bin yıl önce Endonezya’da görüldüğü tahmin ediliyor. 


Küçük galaksiler de devasa karadeliklere ev sahipliği  yapabiliyor

Astronomlar, oldukça küçük hatta cüce olarak sınıflandırılabilecek galaksilerin dahi dev karadeliklere ev sahipliği yapabildiğini keşfetti.  Bugüne kadar gözlemlenen galaksilerin çok büyük bir çoğunluğunun merkezinde bir karadelik tespit edildi. Bilim insanları galaksilerin merkezlerindeki kütle yoğunluğu ve çökelme düzeyinin doğal bir sonucu olarak karadeliklerin bu noktada oldukça büyük boyutlara ulaşabildiğini düşünüyor.  Daha önce galaksinin büyüklüğünün merkezdeki karadeliğin büyüklüğüne doğru orantılı olarak etki yaptığı düşünülüyordu. ABD’deki Utan Üniversitesinden bir grup araştırmacı 2014 yılında merkezinde devasa bir karadelik olan küçük bir galaksiyi tespit etti. Bu veriler o dönemde evrendeki tuhaflıklar listesine yazıldı. Ancak Anil Seth direktörlüğündeki aynı grup benzer dev karadeliklere ev sahipliği yapan iki ayrı cüce galaksi daha keşfetti. Bu keşifler, cüce galaksilerin dev karadeliklere ev sahipliği yapmasının bir anomali olmadığı yönündeki tartışmaları başlattı.  Bu galaksilerin görüldüğü Virgo kümesinde binlerce galaksi bulunuyor. Bilim insanları bu kadar yoğun bir alanda galaksilerin birbirlerinin yıldızlarının yerçekimi etkisi ile “çaldığını” ve bu nedenle dev karadeliklere sahip cüce galaksilerin ortaya çıktığını düşünüyor.  Bilim insanlarına göre bugün gözlemlenen cüce galaksiler, yıldızları çalınmış büyük galaksilerden geriye kalan yıldızlardan oluşuyor. Cüce galaksiler günümüzde normal kütlelerinin yüzde 2’sini barındırıyor. 


Kızılötesi teleskoplar yeni bir tür patlama keşfetti

Bilim insanları kızılötesi teleskoplar aracılığıyla uzak galaksilerde yeni bir tür patlama keşfetti. Ancak bilim insanlarının neyi keşfettikleri konusunda henüz bir fikirleri yok. Spitzer uzay teleskobu ile 2014 yılından bu yana 190 galakside yapılan gözlemler ilginç sonuçlar verdi. İlk yıl bilim insanları 14 tuhaf parlaklık tespit etti. Bu parlaklıklar nova patlamasından daha güçlü ancak süpernova patlamasından daha cılızdı. Ve bu olaylar Hubble ve Keck teleskopları tarafından gözlemlenemedi. Bugüne kadar ise tam 59 benzeri parlama gözlemlendi. Parlamaların yıldızların ölüm ya da doğum aşamalarındaki patlamalardan kaynaklı olduğu tahmin edilirken bilim insanları bu verilerle yıldızların yapısı ve nasıl ortaya çıktığı konusunda yeni bilgilere ulaşılabileceğini ifade ediyor.