Halklar hem evrensel hem de kendilerine has ahlaki değerlere sahiptir. Bir halkı ahlaki olarak inceleme işi, o halkın tarihine ve inanç değerlerine eğilmekle başlamak durumundadır. Çünkü ahlaki ilkeler tarihsel ve kültüreldir.
Türkiye sistemi ve etkilediği toplum çok derin ahlaki sorunlar yaşamaktadır. Ahlakın beslendiği geçmişe yaklaşım meselesi Türkiye’deki ahlaki problemin ana kaynağıdır. Çünkü Türkiye’de geçmiş büyük oranda mutlak inkara tabi tutulmuştur. Bu inkar sadece Türkleştirme cenderesine alınmış halklara değil Türkmen halkına da uygulanmaktadır.
Cumhuriyet döneminin ahlaki sorununun temelinde halkların inkarı, imhası ve yapılan soykırımların normalleştirilmesi yatar. Örneğin Türkiye’de resmi jargonun Ermeniliği hakaret, küfür, Kürtleri ise bölücü, dış mihrakların uzantısı olarak toplumun bir kesimine kabullendirilmesi, böyle bir ahlaksızlığın ürünüdür; ‘Katlet, katlettiklerini kötüle, katilleri de öv.’ İşte bu ve benzer iftiralar, Türkiye siyasal rejiminin ve yarattığı milliyetçi toplumun ahlaki probleminin temelini oluşturur.
Türkmen halk kültürü Türkleştirilirken yapılanlardaysa, ‘bir tarihsel toplum gerçeğini ait olduğu değerlerden kopartıp başka dayanaklara bağlamak, modernlik adı altında başkalaşıma uğratmak’ esas yöntem olmuştur. Modernlik malzemesi katledilenler ve yok sayılanların değerlerinden gasp edilmiş, çalınmış ele geçirilmiş olduğu için modernlik baştan sorunlu olmuştur. Bu realite resmi ve milliyetçi Türklüğün çok ciddi korku, güvensizlik yaşamasına, sürekli beka sorununu tartışmasına yol açmaktadır. Modern milliyetçi Türkülük kültür ve kişilik olarak da köksüzdür. Çünkü bir boyutu da ahlaki değerler olan kültür, başkasından zorla alındığında yeni sahiplerine kolay ve rahat mal olmaz. Bu iş için inkardan öte yol ve yöntemler gerekir. Resmi Türklük jargonunda Ermeni, Laz, Asuri-Süryani, Kürt ve Arap halklarını suçlayan, küçük düşüren, güldüren fıkralarla basitleştirilen dil ve kavramlar, resmi ve milliyetçi Türklüğün bulduğu bir yöntem olup bununla aynı zamanda korkularını ve korkaklığını da sağaltmaktadır.
1940’lardan sonraki ahlaki sorunları derinleştiren uygulamalar ağırlıklı Kürtler ve kısmen de Araplar üzerinden yürütülmüştür. Araplık, laiklik uğruna İslam karşıtlığı için kullanılmıştır. Burada önce Araplıkla İslam eşitlenmiş, sonra da resmi ve milliyetçi Türklük, Arap eşit ‘gericilik, çağdışılık’ düşüncesini hakim kılarak, dindarları ‘gerici-yobaz’ bir kimlik olarak tanıtmıştır. ‘Dinci gericilik’ kavramı böyle yaratılmıştır. Öte yanda Türk İslam sentezi için ise bir çok bilgi, belge ve kültür Türklere mal edilmiş, Selçuklular ve Osmanlılar İslam’ın ‘miladı’ tarzında işlenmiştir.
Ahlaki sorunda Kürtler konusu çok daha derin bir mevzudur. İslam olmayan halklar hakkında üretilen ahlaksızlıkta din destekleyici bir unsur olarak kullanıldığı için milliyetçi Türklüğün mantığına daha rahat uyarlanmış ve yapılanlar toplumun önemli bir kesimine inandırılmıştır. Bunun için bir dil de oluşturulmuştur; ‘Müslümanlar, kafirlere üstün gelmiş, mallarına ve kültürlerine el konulmuştur’ iktidar İslam ilkesi konuşturulup ahlaksızlığa kılıf biçilmiştir.
Resmi Türklükle devlet ve bürokrasi Türklüğünü, modern milliyetçi Türklükle de cumhuriyet ile birlikte modern yöntemlerle Türk ulusu içine alınmış tüm etnik ve inanç kesimlerini ifade ediyoruz. İşte Kürtlerin tümünü bu Türklük içine almaya inandırmak, bu inanç için ‘ahlaki ilkeler’ icat ederek bu politikalara meşruiyet sağlayabilmek, gerçekten de resmi Türklük için en zor uğraş olmuştur. Olmaktadır.
Kürtler konusundaki ahlaki sorun Kürtleri ‘görmeme’ yöntemine dayanır. Bunun için resmi, milliyetçi modern Türklük, Kürtler konusunda ‘kördür.’ Bu Türklük ‘körlüğü’, olması gereken insan hali olarak topluma anlatır. Dolayısıyla, hemen her konudaki büyük yalanları bilimsel ve politik doğrular şeklinde anlatıp durur.
Kürtler hakkında hem resmi, hem modern milliyetçi Türklük ‘kör’ ve ‘yalancı’dır. Kör ve yalancılık resmi ve milliyetçi Türklükte doğal insan hali olarak algılandığı için çok büyük ahlaki sorunlara yol açmıştır. Örneğin resmi ve milliyetçi Türklük başka halkların değerleri kullanılarak devşirildiği halde kendisini öyle abartır ki, bir tek ferdini ‘dünyaya bedel’ sayar. Bir insanın kendisini ‘dünyaya bedel’ sayması, buna ‘mutluyum’ diyerek inanması ve sloganlaştırması patolojik bir vakıadan başka bir şey değildir. Neticede resmi ve milliyetçi Türklük ‘hasta’ olduğunu bilmeyecek kadar hasta bir insan tipi yaratmıştır.
Milliyetçi modern Türklük, laiklik amacıyla İslami değerleri rencide edici bir dille kullanıldığı için AKP iktidarına kadar da Müslüman Türkmen halkın önemli bir kesimini tam olarak içine alamamıştı. İşte AKP iktidarının Türkmen-Türk halkına yaptığı en büyük kötülük, resmi ve milliyetçi modern Türklüğün dışında kalanları içine alma uğraşı ile bu Türklüğün sınırlarını biraz daha genişletmek oldu. Günümüzde bu Türklük, Kürt halkının ve milliyetçi Türklük içine girmek istemeyen Türkiyelilerin yaşam alanlarını daraltmayı ahlaki yöntemlerle temel bir doğru olarak anlatıp duruyor. Bu da ahlaksızlığı, hırsızı belediye başkanı seçtirmeye vatanseverlik diyecek boyuta vardırmıştır.
AKP ile birlikte Kürtler ‘görmeme’ durumundan ‘düşünmezsen yoktur’ derekesine düşürülmüştür. ‘Kör’ gözlere güçlü bir ışık tutan, körlüğün doğal bir şey olmadığını anlatan Kürt gerçekliğinin inkarı için ‘düşünmeyin’ denildiği için, Kürtlerle ilgili konularda çok daha derin ahlaki problemlere yol açılmıştır. Düşünememe, bir insanın din istismarıyla milliyetçileştirilmesi halidir. İnsan söz konusuysa düşünememe, ‘hayvanlaşmak’ demektir. Bununla tam olarak ne demek istediğimizi resmi ve modern milliyetçi Türklüğün basınının ve siyasilerinin açlık grevi direnişi karşısındaki tutumları ve Kürtlerin olmadığı ama hep Kürtlerin konuşulduğu TV programlarına bakarak anlamak mümkündür.
Günümüzde resmi ve modern milliyetçi Türklüğün Kürtleri gündem etme tarzını ancak ‘hayvanlaşma’ kavramı açıklayabilir. AKP ile birlikte ‘körlere’ ve ‘yalancılara’ eklenmiş ‘hayvanlaştırılmışlar’ sürekli Kürtleri konuşuyor. ‘Hayvanlaşma’ toplumsal olarak ahlaktan düşmüş, vicdansız insan demektir. Bu tipler Kürtleri görmez, duymaz fakat bıkıp usanmadan da Kürtleri konuşur. Bunlar Kürtleri ‘kör, sağır ve dilsiz’ sanır. Bir yalanla yaşamak da buna denir.