Kutlamalar vesilesiyle her yıl verilen birlik mesajları bu yıl biraz daha baskındı. Zira geçtiğimiz günlerde çok partili, sağa eğilimli bir sonucun hakim olduğu bir seçimi geride bıraktı Almanya. Daha da önemlisi yabancı karşıtı söylemleri ile sahneye çıkan, ardından parti temsili ile meclise girmeyi başaran aşırı sağcı AfD bu kez ülke gündeminde es geçilemez bir konumda duruyor. Böylelikle duvarın yıkılmasının ardından devam eden "görünmez duvar" söylemi daha somut verilerle tartışmaya açılmış durumda.
Birleşme yıldönümü töreninde konuşma yapan Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier Almanya'da yeni oluşan duvarların "biz" düşüncesinin önünde durduğunu, engel teşkil ettiğini belirtti. Steinmeier, "Almanya’yı ayıran en büyük duvar yıkıldı. Fakat 24 Eylül’de gerçekleşen seçim gösteriyor ki daha az görünür, dikenli telleri ve idam cezaları olmayan farklı duvarlar örülüyor" dedi. Steinmeier’in söyleminin üzerine sorulması gereken soru: Peki bu görünmez dediğiniz duvarlar hangi politikaların neticesinde hala mevcut?
DDR’nin "Biz halkız" sloganını sol partiden alarak kendine uyarlayan AfD, daha çok Alman olmanın, daha çok halk olma anlamına geldiği doktrinlerini dillendirerek, aile anlayışını ırkçı temellere göre dizayn etme çabasında. Öyleki AfD Meclis Grup Başkanı Alexander Gauland seçim sonuçlarının hemen ardından Merkel’i avlayacaklarını, böylelikle kendi halkını, kendi ülkelerini geri kazanacaklarını bağırarak haykırdı. Nitekim ırkçı öze dönme arayışlarında ilk zafer çığlıklarını da atmış bulundular.
Seçim sonuçlarının ardından özellikle AfD’nin yükselişi gündemi en çok meşgul eden konular arasında. Neden ve nasıl yükseldiği, hangi koşullardan beslendiği, hangi alanlarda neden daha fazla oy aldığı... Soruları çoğaltmak mümkün.
Oysa AfD sessiz adımlarla gelen sürpriz bir çıkışın ürünü değil. Bilakis mecliste olduğu gibi bağıra bağıra ben geliyorum dedi. Nitekim yakın geçmişte 2014 yılı itibarı ile mültecilerin artması ile beraber PEGİDA hareketi olarak sokaklarda güçlü ses çıkarmış, kendilerini hakiki Alman, vatanseverler gibi kavramlarla ifade etmişlerdi. Bütün aşırı sağ oluşumlardan destek alan PEGİDA giderek resmi statüye evrilmiş, nihayetinde AfD’nin kucakladığı bir atmosfere yelken açmıştı. Her ne kadar kendini cilalayıp, parlatsa da AfD tozları alınmış ırkçılık ile politika yaptı. Velhasıl geçmişin ırkçı özünü günümüze taşıyarak modern bir köprü kurdu. Ekonomik, sosyal, politik çıkmazlar üzerinden kendine söylem belirleyen AfD, doğu ve batı arasındaki şeffaf duvarı da bir nevi görünür kıldı. Zira Doğu’nun ahvali malumunuzdu.
Bild gazetesinin yayınladığı bir ankete göre duvarın yıkılışının 27. yılında Doğu Almanya’da yaşayanların yüzde 74’ü, Batı Almanya’da yaşayanların 62.3’ü iki taraf arasında hala duvarların olduğuna inanıyor. Anketler belirli bir sayı üzerinden sonuçlara gitse de, konular üzerinde nabız yoklarken önemli veriler sunuyor bize. Dolayısıyla seçimlerin ardından Almanya için duvarları bu kez aşırı sağcıların oy oranı şekillendiriyor. Aşırı sağcı parti AfD’nin kalelerinden Sachsen Eyaleti’nde yüzde 27’ye kadar yükselen oy aldı. (Diğer bazı eyaletler: Thrüngen 22,7, Sachsen Anhalt 19,6, Meclenburg Vorpommern 18,6, Brandenburg 20.2)
Birleşmeden günümüze Doğu Almanya’nın bir türlü kapanmayan yarası sosyal refah düzeyi, dolayısıyla işsizlik. İki yaka arasındaki refah farkı, son dönemlerde gelişen ekonomiye rağmen kapatılamadı. Nitekim aşırı sağcı AfD’nin kullandığı en büyük argümanlardan biri de bu kapanmayan açıktı. AfD bulduğu bütün açıkları kullanarak yükselmesini gerçekleştirdi.
Almanya’nın savaş endeksli dış politikaları, mülteci sorunu ve Merkel’in bu doğrultuda attığı adımlar AfD’nin elini daha da güçlendirdi. Zira ortada sadece refah farkı değil, kaybolma tehlikesinde olan bir kimlik algısı da yaratıldı.
Almanya’nın birleşmesinin 27. yılında görünmez duvarlar, şimdi giderek koyulaşıyor. AfD bulduğu bütün açıkları kullanırken, duvarları daha sağlam örüyor. İlerleyen günlerde bu tabloyu daha net göreceğiz.