Bir taraftan kar ve soğuk toplumumuzu bunaltırken, diğer yandan da siyasetin tuhaf ve anlaşılması zor olayları rahatsız etmeye devam ediyor. Bu durumu ne CHP’nin bir haftada iki kurultay toplama hazırlığı, ne de Başbakan Tayyip Erdoğan’ın bilinçli gündem saptırmaları giderebiliyor.
İşe CHP’nin bir haftada iki kongre toplaması olayıyla başlamak gerekiyor. Muhalefet yeterli imza toplamış, tüzüğe göre kurultay toplanmasını istiyor. Bunun üzerine Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu da tüzükten kaynaklı yetkisini kullanarak erken davranıp kendi kurultay kararını ilan ediyor. Böylece peşpeşe iki kurultay yapımı karara bağlanmış oluyor.
Şimdi bu işin bir ciddiyeti var mı? Bu durum toplumun tüm kesimlerinde şaşkınlık yaratmaz mı? Bu parti ana muhalefet partisi ve sözde iktidar olmaya hazırlanıyor. Her fırsatta “Cumhuriyetin kurucusu” olmakla övünüyor. İyi güzel de, bu tutumun itibar edilecek bir ciddiyeti var mı?
Deniz Baykal ve Önder Sav’ın görevden düşüşü ardından CHP’nin kendini yenileyeceği ve ciddiyet kazanacağı bekleniyordu. Fakat Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminin de pek bir farkının olmadığı ortaya çıktı. Peki neden böyle oluyor? Belliki çürümüş ulus-devlet düzeni kendi durumunu bir de CHP üzerinden gösteriyor.
Buradan AKP-CHP arasında sözde tartışma adına yaşanan TV tiyatrosuna geliyoruz. Buna karagöz-hacıvat oyunu demek daha doğru olur. Her salı günü grup toplantıları tümüyle böyle bir orta oyununa sahne olurken, onun dışındaki AKP-CHP atışmaları da pek farklı değildir. Başta yeni demokratik anayasa hazırlamak olmak üzere temel toplumsal sorunları çözmek üzere büyük umutlarla seçilen meclisin bu duruma düşürülmüş olması yürekler acısıdır.
Bu durumu bilinçli ve planlı bir biçimde AKP yönetiminin geliştirdiği tartışmasızdır. Özellikle Başbakan Tayyip Erdoğan bu konuda başı çekmektedir. Değme artiste taş çıkartacak bir performans sergilemektedir. Hakkını yememek lazım, Kemal Kılıçdaroğlu da ikinci oyunculuk rolünü başarıyla yerine getirmektedir.
Mevcut haliyle AKP-CHP veya Erdoğan-Kılıçdaroğlu atışmasını bir siyasal tartışma olarak görmek mümkün değildir. Tümüyle gündem saptırmaya ve toplumu temel sorunlarından uzaklaştırmaya dönük planlı bir kör döğüşüdür. Halbuki AKP iktidarına yönelik gerçek muhalefet BDP’dir. Sağ gerici cepheden ise MHP muhalefeti AKP’yi zorlamaktadır.
AKP’nin her gün CHP ile zoraki bir tartışma yaratması, ağıza alınmayacak sözlerle birbirlerine küfür etmeleri, tamamen gündemi saptırarak AKP iktidarına dönük muhalefetten gelen eleştirileri toplumdan gizlemeye dönüktür. Nasıl olsa AKP-CHP atışmasından iki parti de zarar görmemektedir. Tersine İstanbul takımlarının rekabeti gibi parti tabanları tarafından sürekli desteklenmektedir. Oysa BDP ve MHP eleştirileri AKP’yi zorlamakta ve teşhir etmektedir.
AKP işte bu eleştirilerden duyduğu korku nedeniyle, sanki CHP ile sıkı bir mücadele yürütüyormuş gibi bir hava vermektedir. Bu durum CHP yönetiminin de hoşuna gitmekte, parti içi mücadelede bundan yararlanmaktadır. Demekki AKP-CHP atışmaları anlaşmalı yapılmaktadır. Deniz Baykal AKP’yi iktidar yaptı, Kemal Kılıçdaroğlu da bu iktidarın uzamasına hizmet etmektedir. Tüm bunlar da mevcut rejimin ne kadar çürümüş ve kokuşmuş olduğunu göstermektedir.
Bunlara eklenecek bir de Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un tutuklanması ve “Terör örgütü kurup yöneterek AKP hükümetini yıkmak”la suçlanarak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile yargılanmak istenmesi olayı var. “Gülermisin, ağlarmısın” dedirtecek olaylardan biri de bu.
Toplum bu olayı da şaşkınlıkla izlemektedir. İlker Başbuğ, AKP hükümetinin bir memuru olarak görev yapmıştır. O halde Başbuğ bu kadar ağır suçlar işlerken AKP Hükümeti ne yapıyordu? Bir memur bu kadar ağır suç işlemişse, o suçtan siyasi iktidar da sorumlu olmaz mı? Mademki Başbuğ terör örgütü kurup yönetmiş, o halde bu örgüt “Hükümeti devirmek istemek” dışında başka ne tür suçlar işlemiş? Özellikle Kürtlere karşı yürütülen savaşta sözkonusu terör örgütü ne tür suçlara bulaşmış?
Nedense bu tür hususlar üzerine hiçbir şey söylenmiyor. Sadece AKP iktidarına karşı yapılanlar “Suç” sayılıyor. Halbuki ortada böyle bir terör örgütü varsa, onun en büyük saldırıyı Kürtlere yöneltmiş olacağı açıktır. Ama AKP iktidarı bu tür durumların peşine hiç düşmemektedir.
Dünyada bir Genelkurmay Başkanının birlikte çalıştığı hükümet tarafından “Terörist” olarak suçlanması olayı herhalde ilk defa yaşanmaktadır. Hiçbir devlet böyle bir komik duruma düşemez. Ancak Kenan Evren, Süleyman Demirel ve Tayyip Erdoğan yönetimindeki devlet işte bu kadar çürümüştür.
Son olarak Kürt siyasetindeki son görüntüye de dikkat çekmek önemlidir. Son zamanlarda Kürdistan Bölge Yönetimi tarafından “Kürt Ulusal Konferansının toplanacağı” açıklamaları sıkça duyulmaktadır. Halbuki geçmişte bu kadar istekli görünmüyorlardı. Mevcut siyasal koşullar da pek açık görünmüyor.
Aynı zamanda Kürdistan Bölge Başkanı Mesut Barzani’nin Suriye Kürt partileriyle bir konferans düzenlediği, fakat Suriye Kürtlerinin en büyük partisi olan PYD’nin (Demokratik Birlik Partisi) bu toplantıya katılmadığı ifade edilmektedir. Bu da Kürtler arasında bir tartışmaya konu olmuştur. Suriye Kürt partilerinin bile birleştirilemediği bir ortamda tüm Kürt partilerinin bir Ulusal Konferansta nasıl bir araya getirileceği doğrusu tam anlaşılamamaktadır.
PYD yönetimi olaya ilişkin yaptığı açıklamada “Toplantıya davet edilmediğini” söyleyerek KDP yönetimini eleştirmiştir. KDP yönetimi de, buna cevaben yaptığı açıklamada, Suriye Kürtlerinin en büyük partisi olan PYD’yi “Bahçeli’nin MHP’sine benzemek”le suçlamıştır. Bu durum başta Türkiye Kürtleri olmak üzere tüm Kürtler arasında şaşkınlıkla karşılanmıştır.
Bir yandan Irak Kürtlerinin “Bağımsızlık ilan edeceği”nin söylendiği, diğer yandansa “En yakın zamanda Kürt Ulusal Konferansının yapılacağı”nın ilan edildiği bir ortamda Kürt devriminin en yoğun bir tarzda yaşandığı Suriye Kürtleri üzerine böyle bir tartışmanın yaşanması elbette anlaşılır değildir. Bu durum “Aceba AKP-KDP arasında farklı pazarlık ve anlaşma mı var?” sorusunu akla getirmektedir.
Kuşkusuz Kürt toplumunun yarısını oluşturan Türkiye Kürtleri bu duruma seyirci kalamaz. Kürt Ulusal hareketini yalnız başına Irak Kürtlerinin organize etmesine razı olamaz. Kısaca Kürtler arası ilişki ve çelişkilerin de çok hassas bir noktada olduğu görülmektedir. Siyaset dünyasındaki bazı güncel görüntüler işte böyledir!..