En son birkaç gün önce Önder Öcalan ile TC devlet heyetinin bir görüşme yaptığı basın aracılığıyla duyuruldu. Ne hikmetse devlet heyeti bu görüşmeyi resmi olarak açıkladı. Önderliğimizin süreçten rahatsız olduğunu söylediği belirtildi. Bu, Önderliği tanıyan herkesin bileceği bir gerçektir. Demokratik ulus projesini geliştirerek tüm dünya halkları olarak birlikte yaşamanın demokratik koşullarını ve demokratik siyasetle geliştirme yöntemlerini ortaya koyan bir kişi, tabi ki bunca saldırıdan, bunca kan dökmeden, bunca ulus devlet baskısından, inkar-imha rejiminde ve özel savaşta ısrardan rahatsız olur.
Erdoğan’ı bu kirli özel savaşta akıl danıştığı ve genelde Kürt düşmanı sözleriyle ara sıra sesini duyuran Yalçın Akdoğan, aynı zamanda görüşme trafiğine yönelik algı yaratmakla da görevlendirilmiş olmalı. Önder Abdullah Öcalan ile görüşme talep eden HDP heyetine "bu halde giderseniz sizi pataklar" mealinde bir şeyler söylemişti. En son birkaç gün önce devlet heyetinin Önder Öcalan’ın yanına gittiği duyurulduğunda merak konusu oldu bu görüşme. Acaba devlet, HDP heyetinin görüşmesine izin verilmemesine rağmen, görüşmeye giden devlet heyeti Akdoğan’ın HDP heyeti için belirttiği akıbete uğramış mıdır? Bu görüşme sonrası gelişmeler o akıbete siyaseten uğrayanın devlet heyeti olduğunu gösteriyor.
Önder Öcalan ile görüşme yapılması, Kürt halkının direnişini durduracak başka bir gücün olmadığını ve bunun da devlet tarafından iyi bilindiğini gösteriyor.
Önder Öcalan’ın süreçten rahatsız olduğunu söylediğini belirtip sonrasında aynı saldırı, aynı inkarcı siyaseti sürdürdü AKP. Değişen ne oldu? Hiç bir şey. Çünkü Önder Öcalan önceki görüşmelerde İmralı esaret koşullarına, çarmıh sisteminin tüm işkence uygulamalarına rağmen üzerine düşen görevi fazlasıyla yapmıştır. Demokratik ulus projesiyle birlikte yeni bir ulus tanımı geliştirmiş ve yeni bir özyönetim anlayışıyla tüm etnisitelerin ve inanç gruplarının beraber yaşamasının koşullarını ortaya koymuş, Türkiye'yi demokratikleştirecek bir mutabakat metni oluşturmuş ve bundan sonra Kürt Özgürlük Hareketiyle yürütülecek bir siyaset ortamı yaratmıştır. Görüşmelerin olmaması Önder Öcalan’ın adımlarının ve devrimsel nitelikteki girişimlerinin karşılıksız kalmasından dolayı Önder Öcalan’ın kendisinin tavır almasındandır. Ki böyle olmasaydı, devlet heyeti dün ve bugün neden gittiğini olduğu kadar artık neden görüşmelerin durdurulduğunu da açıklardı.
Fiyaskoyla sonuçlanan saldırılar sürüyorsa, uçaklarla 400 sorti yapıldığı haberleri marifet gibi tv ekranlarından anlatılıyorsa, çocuklar gözaltına alınıp tecavüz ediliyorsa, yaşlı insanlar seccadesi başında katlediliyorsa, işbirlikçi güçlerin desteği alınarak Güney Kürdistan köyleri bombalanıyor ve halkımız katlediliyorsa, insanlar yerlere yatırılıp ırkçı faşist söylemlere ve insanlık dışı hakaretlere maruz kalıyorsa, özgürlüğü için can veren gencecik arkadaşlarımızın cenazeleri çöl sıcağında güneş altında günlerce bekletiliyor ve toplumsal değerlerimize hakaretler ediliyorsa, ve daha onlarca örnekle AKP Hükümetinin, Türk devletinin saldırıları anlatılabilecekse çözüm kavramının içi boşaltılmış ve çözümsüzlükte ısrar son haddine ulaşmış demektir.
Kavram katliamı yapan AKP Hükümetinin ilk cinayeti demokrasi kavramıyla oldu. Bu kavramı katlederek Türkiye toplumu nezdinde bir algı yaratıldı. Yalanla yaratılan algının güçlülüğünden ziyade, toplumun barış ve demokrasiye olan özleminden dolayı bu zihniyet saldırısı sonuç aldı. Sonrası inkar ve imhada ısrarlı olunmasına rağmen barış ve çözüm kavramları kirletilmeye, giderek katledilmeye başlandı. Özgür iradesiyle yaşamaya karar veren Kürt ve Türkiye toplumunun sesini her yükseltmesine karşı kamu güvenliği yalanlarıyla sokak infazları yapıldı. Hem de fail-i meçhul olmayan bir tarzda. Kamu güvenliği denerek insanlar katledildi. Bu söz bir şifre gibi kullanılarak polislere sokakta insan öldürmeleri talimatı verildi.
İnsanların polis ve asker kurşunuyla ölmediği gün olmadı Türkiye’de. Kavramların katledilmesi ile insanların katledilmesi paraleldir. Çünkü kavramlar katledilirken zihniyetler hedeflenir. Zihniyetlerde yaratılan baskı, işkence ve katliam ardından fiziki infazlar da tarihteki yerini alır.
Böyle bir durumda Önder Öcalan ile görüşme yapılması ile amaçlanan nedir? Silopi’de halkımızın evleri yakılırken, keskin nişancılar insanlarımızı öldürürken, ambulanslar taranıp yaralılar dahi katledilirken ve gencecik çocuklar gözaltına alınıp tecavüz edilirken görüşme yapmak anlamlı değildir. görüşme özgür koşullarda yapılır ve çözüm üretmeyi amaçlar. Çözüme kilitlenir. AKP Hükümeti yalan dolan ve sahtekarlığa kilitlenmiş, öldürmeye ve inkar-imhaya kilitlenmişken, çözümsüzlük üretmekten başka bir icraatın sahibi olmamışken görüşmeler anlamlı değildir.
Önder Öcalan üzerinde tecrit sürerken devlet heyetinin görüşme yapması anlamsızdır. Önder Öcalan ailesi ile görüştürülmezken, beş yıldır avukatlarıyla görüştürülmezken ve hiçbir tutukluya uygulanmayan özel politikalara tabi tutulmuşken, devlet heyetinin görüşmesi anlamlı değildir. Tek taraflı iradeyle görüşme olmaz. Görüşme kelimesi iki özgür öznenin birbirini görmesi anlamındadır. Önder Apo, İmralı kayalıklarında çarmıhta bir rehine olarak ağır baskı, tecrit ve işkence koşullarındayken yapılacak görüşmeler anlamlı olamaz.
Görüşmelerin anlamlı olmasının şartı bellidir:
Önder Apo özgür koşullarda olmalı ve özgür koşullarda müzakere yapmalıdır.