Kürt Halk Önderinin BDP, Avrupa ve Kandil’in mektuplara vereceği cevaplardan sonra tutumunun ne olacağı merak ediliyor. Herkes bulunduğu noktadan kendisine göre yorum yapıyor. Kuşkusuz herkesin değerlendirme hakkı vardır. Ancak görüşmelere esas olarak Kürt sorununda atılacak adımlar ve bunun Türkiye’nin demokratikleşmesine yapacağı etkiler çerçevesinde bakmak en doğrusudur.

PKK liderliği 1993 yılından bu yana Kürt sorununu siyasi yoldan çözmek ve Türkiye’ye demokratikleştirme adımı attırmak çabası yürütüyor. Bu liderliğin amacı başta Kürtler olmak üzere tüm etnik ve dinsel topluluklar üzerinde kültürel soykırım sistemi olan “özel savaş demokrasisini” aştırıp tüm toplumların özgür ve demokratik yaşamını sağlayacak gerçek demokrasiye ulaşmaktır. 20 yıllık çaba bu yönlüdür. Bunun için on defa tek taraflı ateşkes ilan edilerek Türk devletine adım attırılmak istenmiştir. Eğer bu güne kadar Kürt sorununun çözümünde ciddi adım atılmamışsa bunun sorumlusu Türk devletidir. Tabi ki onbir yıldır iktidarda olan AKP Hükümetidir.
Kürt Özgürlük Hareketi farklı hükümetler zamanında ateşkesler ilan etmiştir son ateşkesler ise AKP Hükümeti zamanında ilan edilmiştir. AKP Hükümeti bu ateşkesleri demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü için değil, kendi hükümetini pekiştirme için kullanmıştır. Kuskusuz Kürt Özgürlük Hareketi, AKP’nin bu politikalarına karşı da şiddetli bir mücadele yürütmüştür. Nitekim 2012 yılında AKP Hükümeti bu mücadele karşısında çok zorlanmıştır. 2013 yılında da bu zorlanma yaşanırsa iktidarının tehlikeye gireceğini gördüğünden yeniden Kürt Halk Önderi ile görüşmek zorunda kalmıştır. Kürt Halk Önderi de makul bir çözüm ve demokratikleşme için bu görüşmeleri kabul etmiştir. Mevcut görüşmeler sürecini böyle ele almak gerekmektedir.
Kürt Özgürlük Hareketi uzun süreden beri klasik ulusal kurtuluşçu yaklaşım yerine demokratik kurtuluş olarak tanımladığı çözüm yolunu esas almaktadır. Devlet amaçlı değil, toplumu demokratik temelde örgütleme ve kurumlaştırma üzerine kurulu özgürlük yaklaşımını bir çözüm projesi olarak ortaya koymuştur. Bu çözüme hangi hükümet yanaşırsa onunla çözmek istemesi kadar doğal bir şey olamaz. Çünkü bu çözüm projesi aynı zamanda Türkiye’yi demokratikleştirme projesidir.
Bazı çevreler AKP ile yapılan görüşmeleri bir demokratikleşme çözümü için görmüyor ve bu temelde Kürt Özgürlük Hareketi aleyhinde değerlendirmeler yapıyorlar. Hem doğru değerlendirmiyorlar hem de Kürt Özgürlük Hareketi’ne haksızlık yapıyorlar.
Milliyet’e yansıyan görüşmelerde Kürt Halk Önderi şimdiye kadar CHP ya da başka güçlerin hegemonyası altında ezildik; şimdi AKP hegemonyasını kabul etmeyiz demektedir. AKP hegemonyasının kabul edilmeyeceğini özellikle vurgulamaktadır. Bunun anlamı Türkiye’deki tüm toplumların özgür ve demokratik yaşama kavuşacağı bir demokratik Türkiye’nin istendiğidir. Çözümün bu çerçevede arandığıdır. Yani hiçbir siyasi ve toplumsaal güç hegemon olmayacaktır. Her güç demokratik koşullarda kendini ifade etme, örgütlenme ve demokratik kurumlaştırmaları gerçekleştirme özgürlüğüne sahip olacaktır. Her siyasi ve toplumsal güç sistem içinde özgür ve demokratik yaşama sahip olarak yerini alacaktır. Yani sadece Kürtler değil tüm etnik ve dinsel topluluklar özgür ve demokratik yaşama kavuşacaktır. Hedeflenen Türkiye budur.
Kürt Halk Önderi Türkiye’nin demokratikleşmesinde önemli gelişme sağlatacak bir proje ortaya koymuştur. Türk devleti buna hazır mı? AKP’nin çözüm yaklaşımı var mı? Bu, süreç içerisinde belli olacaktır. Eğer Türk devleti ve AKP Hükümeti Kürt Halk Önderinin adımlarına doğru cevap verirse bundan tüm Türkiye kazançlı çıkacaktır. Sadece Kürtler değil Aleviler başta olmak üzere tüm etnik ve dinsel topluluklar da bu demokratikleşme sürecinden kazançlı çıkacaktır. Her kimlik özgür ve demokratik ortamda kendini olduğu gibi yaşama imkanı bulacaktır.
Hiç kimse kaygılı olmasın! Türkiye’nin demokratikleşmesini sağlamayacak, AKP’nin hegemon bir güç olmasına yol açacak bir gelişmeyi en başta da bu önderlik ve hareket kabul etmez. Kürt Halk Önderinin projesi pratikleşirse ne devlet eski devlet olarak kalır nede AKP ya da başka bir güç hegemon olur. Bir parti ancak demokratik ilkeler ve ölçülerde bir siyasi güç ve iktidar olabilir. Sistemi kendi hegemonyası için kullanamaz. Dolaysıyla Kürt sorununun çözümü temelinde bir demokratikleşme gerçekleşirse AKP de değişmek zorunda kalacaktır. Sistemde kendini hakim kılan hegemon bir siyasi güç olmak yerine sadece sistem içinde demokratik temelde varlığını sürdürecek bir güç haline gelecektir. Özcesi hegemon bir gücün olmadığı demokratik siyasi bir ortam gerçekleşecektir.
Kürt sorunu çözülecek, bu çerçevede demokratikleşme oluşacak ama bu gelişmeler diğer topluluklar için geçerli olmayacak gibi bir düşünce doğru değildir. Bugün ki “özel savaş demokrasisi” aşılırsa her demokratikleşme adımı tüm toplumsal kesimler için geçerli olur. Türkiye şu anda demokratik bir ülke olmadığı için, var olduğu söylenen demokratik olanaklardan her toplumsal kesim yararlanmıyor. Dün başkaları için olan kendine demokratlık son on yılda da AKP için var olmuştur. Kürt Halk Önderi ve Kürt Özgürlük Hareketi şimdi bunu aşmak istiyor.
Kuşkusuz mevcut çözüm belki ideal olmayacaktır ancak Türkiye söz konusu olduğunda çarpıcı devrimsel gelişmeler ortaya çıkaracaktır. Türkiye’nin demokratikleşmesi önündeki barajlar kaldırılacaktır. Böylece gerçek demokrasi güçlerinin, radikal demokrasi güçlerinin mücadele gücü ve birikimi daha etkili hale gelecek ve Türkiye’nin demokratikleşmesi için rolünü bugünlerden katbekat bir etkinlikte oynayacaktır.