Türk Genelkurmay Başkanı “az” konuşuyor, ama “öz” konuşuyor.
Ona soru sormaya kalkan gazeteciye, “siyasi konularda konuşmam” diyor. Ama kendi “alanına” giren konularda çok açık, net, iki anlama gelmeyen yanıtlar veriyor.
Örneğin Roboskî katliamıyla ilgili sorulan her soruya, “konu yargıda” diyerek yanıt vermiyor. Ama ona, “Roboskî’de ölenler arasında teröristler de varmış, köylüler sizden önce oraya varıp cesetleri ve silahları kaybetmiş, doğru mu?” diye sorunca Genelkurmay Başkanı sert, net, kısa, iki kelimelik bir yanıt veriyor:
“Kesinlikle doğru!”
Buradan çıkan sonuç da net: Genelkurmay Başkanı Roboskî katliam emrini, köylülerin arasında birkaç gerilla var diye vermiş. Yani vermiş. Dahası var mı?  İyi de, sonra ne olmuş? Sonrası malum. General, “kaçırılan cenazeleri ve kaybedilen silahları” bulamayınca, yüz geri etmiş. Askeri harekatlarda böyle katliamların “ahval-i adiyeden” olduğu anlamına gelecek sözler etmeye başlamış.
Yani, katledilenlerin arasında “gerilla ve silahlar” olduğuna dair iddiadan vazgeçmiş.
Böylece, geriye, Roboskî katliamının bilerek ve isteyerek yapıldığı sonucu kalmış.
Bir başka “kesin” yanıta gelelim.
Gazeteci soruyor: “Suriye uçağımızı gerçekten uluslararası hava sahasında füzeyle mi vurdu?”
General yanıt veriyor:
“Kesinlikle, evet!”
Ve bu “kesinlikle evet”in sonucu malum. Resmi haritaya göre Suriye, gerçek haritaya göre Batı Kürdistan ile Türkiye arasındaki sınıra muazzam askeri yığınak… Aylardır “Bahoz Erdal” hakkındaki psikolojik savaş yaygarasıyla yaratılan düşmanlaştırma havasına, “uçağımızın uluslararası hava sahasında alçakça vurulması” iddiası eklenmiş… Sahtekar strateji “uzmanları”nın, dümdüz ovada “tampon” bölge “taktik askeri planı” hakkındaki sözleri havalarda uçuşmakta…
Sonra ne olmuş?  Sonra bir başka general açıklamış; “ortada füze görüntüsü yok”…
Denizden çıkarılan pilotların bedeninde ve uçak parçalarında bir füze saldırısının hiçbir izi yok…
Artık şurası kesin; Türk savaş uçağı Suriye hava sahasını ısrarla ihlal etmiş. Yalnız ısrarla ihlal etmekle de kalmamış, Suriye radarlarından kurtulmak için, yere çok yakın mesafeden uçmaya devam etmiş. Malatya askeri üssü, “ihlal” durumunu kaydetmiş. Ama ihlal devam etmiş. Ve Suriye uçağı füzeyle değil, uçaksavar mermisi ile vurmuş.
Şimdi Genelkurmay Başkanı ne diyor?
Hiçbir şey demiyor.
Neden?
Çünkü uçak, Suriye hava sahasına, Suriye hava savunma sistemlerini deneme ve karşı tarafı kışkırtarak gerginliği tırmandırma amacıyla gönderilmiş. Uçağın düşmesinden ve iki pilotun ölmesinden sorumlu olan kişi, elbette Genelkurmay Başkanı.
Ve Genelkurmay Başkanı, nasıl Roboskî’de “aralarında teröristler vardı” diyerek katliam emrini verme sorumluluğundan kurtulmaya çalıştıysa, savaş ve casusluk uçağını Suriye hava sahasını ihlal etmek üzere havalandırma emrini verme sorumluluğundan da “uçağımız Suriye hava sahasında değil, uluslararası hava sahasında düşürüldü” diyerek kurtulmaya çalışıyor.
Roboskî katliamı, “sınır köylerini insansızlaştırma” stratejisinin başarısız bir taktik adımıydı. Uçak hadisesi de, “tampon bölge” kurma adı altında “Batı Kürdistan’ı işgal” planının hazin bir adımı oldu.
Demek istenen şu: Genelkurmay başkanı, başında Erdoğan’ın bulunduğu her iki “devlet kararı”nı uygularken, tam bir “başarısızlığa” uğramıştır. Ve bu başarısızlığı gizlemek için, bir takım gazeteciler aracılığı ile hala umutsuz bir çaba harcıyor. Fikret Bila şöyle yazıyor:  “Uçağın füzeyle mi, uçaksavarla mı veya başka bir etkiyle mi düşürüldüğünün, ancak uçağın ana gövdesi de çıkarıldıktan sonra yapılacak inceleme sonucunda ortaya çıkacağı anlaşılıyor.”
Bu uçak parçaları malum bin kusur metre derinlikte. Ve Türk ordusunun elinde bu derinlikte kurtarma yapacak teknolojiyle donatılmış bir gemi yok. O nedenle de zaten, Natilius adlı gemi yardıma çağrıldı. Bu yabancı gemi hem pilotları, hem de çıkarılabilecek ne kadar parça varsa hepsini çıkardı.
Çıkardıktan sonra, geminin hem Türk, hem yabancı sözcüleri yaptıkları işi ayrıntıyla anlattılar. Medyanın önüne çıktılar. Televizyonlar onlarla röportajlar yaptı.
Nerede?
Hala uçağın “ana gövdesinin” arandığı iddia edilen olay yerinde mi?
Ne münasebet. Gemi çoktan olay yerinden, görevini “tamamlayarak” ayrıldı. Sözcüler, geminin demirlediği Bodrum’da gazetecilere demeçler verdi.
Ve Genelkurmay, hala, “uçağımızın bulunamayan gövdesini çıkarttıktan sonra füzeyle mi, yoksa başka bir şeyle mi uçağımızın düştüğünü saptayabileceğiz” gibi garip lafları gazetecilerin ağzıyla millete duyuruyor…  Ordunun haline bakın; eskileri hükümeti “devirme” işlerini, yenileri hükümete “hizmet” işlerini yüzlerine gözlerine bulaştırmış… Öyle olunca da, ordunun yerini polis almış… Diyorlar ki, “Kurmayları yetiştiren Askeri Akademi yozlaşmıştı, o yüzden ordu bu hale geldi…” Ve ekliyorlar; şimdi de “Polis Akademisi”nin başına öyle biri getirildi ki, bunların sonu daha beter olacak…”
Neden? Çünkü bu kişi “erkeğin göbeklisi, kadının bebeklisi” iyi filan diyormuş. Göbekli polis birliklerini gözünüzün önünde canlandırıyor musunuz?