Çünkü gözler ya hiç bakmıyor ya da bakar körler olmuşuz. Medyanın çoğu kör sağır. Cizre'den, Sur'dan yapılan canlı yayınları görmezden geliyor. Keşke kör sağır olsalar ya da görmezden gelmekle kalsalar. Gerçeklerin tam aksini ya da gerçeklerin tam zıddı olan birçok yalanı yazarak savaş kışkırtıcılığı yapıyorlar. Özel savaş medyası generalleri 24 saat faaliyette. Savaş suçlularını gizlemek-korumak ve savaşı kazanmak için her türlü alçaklığı yapıyorlar.
Türkiye tarihinde ezilenleri bastırmak, susturmak ve köleliği sürdürebilmek için her zaman, her türlü zulüm-katliam yapılmıştır. Ama böylesi ilk defa oluyor. Mustafa Suphilerden beri birçok devrimci katledilip cenazeleri kaybedildi. Şeyh Said, Seyid Rıza gibi birçok Kürt önderi de kör karanlıklarda idam edilerek cenazeleri yok edildi. İsyana katıldığı gerekçesiyle çoluk çocuk mağaralarda zehirlenerek, uçurumlardan atılarak katledilen Dersimlilerin yaraları hala kanıyor.
Çiller-Ağar-Güreş-Demirel çetesi, 93 konsepti denilen bir planla onbinlerce insanı katletti, milyonlarca Kürdistanlı'yı göçertti. O dönem kaçırılan insanlar infaz edilerek, cenazesi bir mağaraya ya da yol kenarlarına atılıyor ve sonradan cenazeler güya bulunuyordu. Failleri herkes biliyordu ama bu cinayetlerin üstü örtülerek faili meçhul deniliyordu. Aslında faili malum ve faili meşhur cinayetlerdi. Ama devlet tarafından failleri bulunmak bir yana deliller yok edilerek, faili meçhul deniyordu. Bu yöntemlerle katledilenler için "Kim vurduya gitti" deniyordu. Dosyaları adliyenin tozlu arşivlerine atılıyordu. Hala da orada bekliyor.
AKP çetesinin diktatörlüğünde "Kim vurduya giden" yok.
Göz göre göre ölüyorlar.
Göz göre göre öldürüyorlar.
Göz göre göre canlı yayınlarda izliyoruz.
Ama gene de çoğunluk görmüyor, ya da görmezden geliyor.
Görenlerin, dur diyenlerin gücü yetmiyor.
Oraya vahşet bodrumu diyorlar. Çünkü insanları aç susuz bırakıp bombalayıp yakıp yıkarak, günlerce süren işkenceyle katlediyorlar. Ağır çekim film gibi hepimize, bütün dünyaya da izletiyorlar. Oradaki 37 insana yapılan vahşeti dünya alem seyrediyor. Bir damla su yok, ilaç yok, yaralılar, cenazeler için ambulans bile yok. Bu zulmü, işkenceyi yapan vahşiler ise Ankara'daki saraylarında, sırça köşklerinde bayram ediyorlar. Çeteleriyle birlikte bundan sonra dökecekleri ve içecekleri kanımızı hesap ediyorlar, cümle aleme ilan ediyorlar. Halkı katledenler sadece oradaki esedullah çeteleri değildir. Onlara emir verenler başta olmak üzere bu emri yerine getirenlerin tümü, katliamları gizleyen, delillerini yok eden medya generalleri de suçludur ve hesap verecektir. "Çocuklar ölmesin, her bijî azadî!" diyen futbolcu Deniz Naki'ye hemen cezayı basanlar, "Oluk oluk kanlarını akıtacağız, onların kanlarıyla duş yapacağız" diyen faşist çete şeflerini alkışlıyorlar. Topal Osman, Yeşil vb. gibi kiralık katillerini, tetikçilerini kahraman gibi gösteriyorlar.
Halka karşı topyekün bir saldırıya geçtiler.
Bir yanda eşitlik, özgürlük, barış, özyönetim diyen halklarımız var.
Karşımızda ise halkın yaşam hakkını gasp eden, cenazelerini günlerce evlerde, yollarda bekleten, ölüsüne bile el koyan, halka bir mezarı bile çok gören, alçaklıkta sınır tanımayan bir çete var.
Bunlara "Alçaklıkta Sınır Tanımayan İnsanlık Düşmanı Çeteler" demek gerekir.
Ama onlar değil, direnen insanlık kazanacak. Kürdistan halkı ve onunla birlikte olan ezilen halklar kazanacak.