Türk devletinin ırkçı ve sermayeci karakteri ‘doğallığında’ sürdürdüğü ısrarı, sadece insan ölümlerine yol açmıyor; tahribat, tüm genellemelerin yanlış olmadığı kadar, yani tüm canlıları etkisine alarak apaçık önümüze seriliyor.
Bu topraklarda ‘insan ölümü’ denildiğinde akla ilk ne geliyorsa, tam da ondan söz ediyorum. Zira Kürt sorununun devamı ve bu devamın büyük pay sahibi, günümüz yürüteni AKP Hükümeti, tarihler ilerledikçe özür borcunu artırıyor. O, sadece Kürtlere değil tüm insanlığa; sadece insanlığa da değil hayvan ve bitkilere, doğaya da borçlanıyor.

TSK’nin 40 günde 40 yangın becerisi!
Türk ordusu, Güney ve Kuzey Kürdistan’da ortalama 40 gün içinde en az 40 noktada yangın çıkararak, ‘ayın çevre düşmanı’ ödülüne layık bulunmalı. Gerek Medya Savunma Alanları’nda gerekse de Hakkari, Şemdinli ve Dersim olmak üzere Kuzey Kürdistan’daki operasyon ve top atışları beraberinde bir sürü yangının sorumlusu oldu, TSK. yangınlara müdahale edilmemesi, bu ödülü bizzat hükümetle, devlet kurumlarıyla paylaşmasını da gerektiriyor.
Sanki savaşın sorumlusu onlarmış gibi mahvedilen bitkilerin, ormanların tek suçları; Kürt illerinde doğmuş olmaları. Olur da diğer kıtalarda dahi Kürt devleti kurulmaya kalkışılsa (sahi, kimdi bu zekaüstü öngörünün sahibi?!) engellemeye hazır olanların, bitkiler arasında ayrımcılık yapması kadar ‘olağan’ ne var ki?

 Greenpeace’e ‘orman inceleyebilecek eleman’ aranıyor!
Lakin, üzücü olan şu ki; eğer çevre düşmanlığını üstlenen devletin kendisiyse, onun askeri gücüyse, ortada ne çevre dostu, ne de çevre örgütü bulabiliyoruz! Geçtiğimiz günlerde TSK’nin çıkardığı orman yangınları hakkında, Greenpeace yetkilileriyle görüştüm. Greenpeace Akdeniz Genel Direktörü Dr. Uygar Özesmi, ormanların korunmasındaki öneme vurgu yaptı ve hayli genel birkaç cümlelik yanıtı yeterli gördü. Beklentim, TSK’nin dahi inkar edecek halde olmadığı bu çevre düşmanlığına açık bir tepki gösterilmesi ve çağrıda bulunulmasıydı. Ancak bu minvaldeki beklentime de, Greenpeace’in elindeki kaynaklar doğrultusunda şimdilik ‘ormanlarla ilgilenemeyeceği’ mealinde karşılık olundu. Yetkililerden Gülçin Şahin her ne kadar ‘tüm samimiyetiyle duyarlı insanlar olduklarını’ ancak Türkiye’de ormanlarla ilgili inceleme yapacak bir görevlilerinin bulunmadığını ifade etse de; hiçbir imkansızlık, bir çevre örgütünün onlarca ormanın yakılmasını seyretmesine gerekçe yapılmamalı.
Niyetim Greenpeace’in duyarsız olduğunu anlatmak değil; bitkiler Kürt olunca, bizatihi bir ilgisizliğin yaygınlaşmış olduğunu zaten anlıyoruz... Ayrıca şu da bilinmeli ki, çevre düşmanlığının en beterini devletler ve onların silahlıları yapar. Yani böylesi kaçamak yanıtlar, kendisini çevre kuruluşu diye tanıtanlar için vahim. Önerim, ‘devletle aralarına mesafe koyarak’ işe koyulmaları olabilir!
***
En basitiyle, iklim değişikliğinden zararlı fırtınaları önlemeye kadar, tarımdan hayvancılığa, denizlerden karalara kadar bulunduğu her yere ve temiz oksijeniyle tüm canlılara uzanan katkılarını görmezden gelmektir; Kürt illerindeki ormanların yangınlarına sessiz kalmak.
Öteden beri dillendirdiğimiz şu saptamalar, ne yazık ki bir daha onaylanmış durumda: Kürt sorunu, ülkede en ivedilikle çözülmesi gerekendir ama pek tabii yalnızca ‘Kürt sorunu olduğu için’ değildir. Sorun, fabrikadaki farklı milliyetlerden işçileri kışkırtan patronların varlığını altetme çabasını da ilgilendirdiği, emek sorununun da ancak işçilerin birliğiyle halledilebileceği için, önemlidir. Kürt sorununun yokluğu, hem asalak hem de üzerine ırkçılık taslayan patronların da yokluğudur. Sorun, eğitimde egemen dilin dayatılmasıyla temel hakkı gaspa, psikolojisi de travmalara uğramış nesillerin kurtuluşunu ilgilendirdiği için, önemlidir. Eğitim sorununu da Kürt sorunundan ayırmaya kendimizi boşuna zorlamamalıyız. Çevre politikalarını bile Kürt sorununu aşamadan geliştiremeyen çevrecilerimiz mevcut. Daha ne olsun?
***

Bu arada, haksızlık etmek istemem; Greenpeace orman yangınlarına ses çıkarmayan tek örgüt değil. Yukarıdaki uzun vadeli saptamalar dışında güncel olarak, Türkiye ve Kürdistan’daki tüm çevreciler Kürtlerin tepkisini kendilerineymiş gibi kabul edip, üstlendikleri rolün hakkını vermeliler. Çevrecilerden tek isteğimiz çevrecilik yapmaları! Çok şey mi istiyoruz?..


alibariskurt@yeniozgurpolitika.org