
29-30 Haziran günlerinde Belçika’nın başkenti Brüksel’de yapılacak konferans hazırlıkları son halini aldı. Bileşenlerinden biri olarak gerçekleşecek konferansa ilişkin neler söylemek istersiniz?
Öncelikle barış sürecini talepleriyle birlikte desteklediğimizi belirtmeliyim. Bu açıdan Avrupa’da gerçekleşecek olan konferansı da gündemleriyle birlikte destekliyoruz. SKM olarak hazırlık toplantılarına katılım sağladık, gündemlerin belirlenmesi kısmında da ortaklaştık. Kürdistan'da ve ülkede yaşanan sorunlar, Avrupa’da yaşayan göçmen kadınların da sorunları. Buradaki kadınların ülkedeki sorunlardan bağımsız olduğunu söyleyemeyiz. Bu konferans bu süreci desteklemek, çözüm gücü olmak açısından önemli. Bu nedenle desteklenmesi gereken bir süreç. Konferansın gündemi tüm ötekileştirilen kesimleri kapsıyor. Bu yönüyle geniş kapsamlı ve tüm kesimleri kapsama yönüyle zengin bir içeriğe sahip. Daha önce Amed ve Ankara’da önemli iki konferans gerçekleştirildi. Avrupa'da da bu perspektifle hareket ediliyor. Başarılı bir sonuç ortaya çıkacağına inanıyoruz. Sonuç almak, güçlü birliktelikleri yaratmakla doğru orantılıdır. Bizim beklentimiz de bu yönde.
Konferansın gündemlerine ilişkin neler söyleyebilirsiniz?
Konferansta, Avrupa’da yaşayan etnik ve inanç kimliklerin sorunları ve çözüm önerileri, Avrupa yaşayan sürgünlerin nedenleri, sorunları ve geri dönüş projesi, göçmen işçiler sorunu, emek sömürüsü, göçmen kadın ve gençlerin özgün sorunları ve öneriler ile AB ve AB ülkelerinin Türkiye politikaları ile oynadıkları olumsuz rol ve talepler başlıkları altında sunum ve tartışmalar yapılacak.
Bu gündemler Avrupa'da yaşayan işçi, kadın ve genç; özetle göçmen tüm kesimleri kapsıyor. Avrupa'da yaşanan sorunların toplamını ifade ediyor. Bu gündemlere ilişkin sunum yapacağız, tartışmalara etkin bir biçimde katılacağız. Göç olgusu, Türk devletinin yaratmış olduğu bir sonuç. Bu nedenle Türk devletinden kaynaklı yaşanan sorunlara dair tartışma yürütmek istiyoruz. Çünkü Avrupa'da yaşayan Kürt ve Türk kadınlar, geldiğimiz toprakların sorunlarıyla buradalar. Göçmenler geride yaşadıkları sorunlarını da buraya taşıdı. Bizim temel gündemimiz, zaten göçmen kadınların göçmenlikten kaynaklı yaşadığı sorunlardır. Sorunları tespit eden, onları sadece sorunları konusunda aydınlatan bir pozisyondan öte örgütleyici ve çözücü projelere ihtiyaç var. Avrupa’da büyük bir göçmen kitlesi yaşıyor. Bunların kendi içinde birbiriyle bağlantılı bir dizi problemi var. Namus cinayeti, emek sömürüsü, şiddet, çalışma yaşamında sorunlar... Bu liste uzadıkça uzuyor. Dil bariyeri, kalifiye olmayan işler, emek sömürüsü, hak bilincine sahip olmama gibi en basit diyebileceğimiz başlıklar bile kendi başına birer çalışma konusu. Bütün bunların başında ise örgütsüzlük geliyor. Kadınlar arasında örgütlü bir bilinç yaratmak önemli. Konferansın gündemlerinde bunu tartışmak istiyoruz. Bu konferansın ötekileştirilenlerin sesi olduğunu düşündüğümüz için, kadınlar ve örgütlenme açısından Avrupa çapında önemli adımlar atılacağını da düşünüyoruz.
Konferansın bir oturumu da “Avrupa’da yaşayan Türkiye ve Kürdistanlı halkların, demokrasi ve barış sürecinin inşasında üstlenebilecekleri rol” konusunu içeriyor. Kurum olarak kendinize ne tür roller atfediyorsunuz?
Biz kendimizi bu sürecin bir parçası olarak görüyoruz. Türk devletinin barış ve demokrasi süreci konusunda atmadığı adımlar var. Bir süreç başladı. Bu sürecin tarafların karşılıklı adımlarıyla yürümesi gerekiyordu. Birinci aşama diye tarif edilen sürece dair, biz Kürt Özgürlük Hareketi'nin ciddi adımlar attığını görüyoruz. Çok ciddi bir süreç işletiliyor. Fakat devletin bu süreci sabote etmeye dair girişimlerini net bir biçimde görüyoruz. Türk devletini bu noktada samimiyetsiz buluyoruz. Karşılıklı adımlarla gerçekleşmesi gerekiyor. Bu sürecin gerçek anlamda demokrasi ve barışı getirebileceği konusunda kaygılarımız var. Sınır ötesine geçişler, uçakların sınırdışına gidişleri, Roboskî ailelerine verilen cezalar, KCK duruşmalarında haksız yere yargılanan siyasetçi, gazeteci ve toplumun diğer kesimlerinden siyasetçilerin hala serbest bırakılmaması vb. uygulamalar, Türk devletinin sürece samimi olarak yaklaşıp yaklaşmadığı konusunda bizde kaygı yaratıyor. En önemlisi de; Kürt halkının eşitlik ve adalet talepleri karşılanmadan, bu süreç işletilemeyecektir. Roboskî ailelerine kesilen ceza bunun bir ifadesidir. Türk devleti, gerçek anlamıyla Kürt halkıyla barışmak istiyorsa, öncelikle Roboskî gibi binlerce katliamın aydınlatılması için fiili adımlar atması gerekiyor. Faili meçhuller var. Bunun açığa çıkarılması gerekiyor. Türk devletinin geçmişten bugüne kadar işlediği suçlar açıklanmadan, bunlar aydınlatılmadan barış sağlanamaz! Butün bunların konferansımızın da gündemi olacağını düşünüyorum.
Şu an ülke önemli bir dönemeçten geçiyor. Taksim Gezi Parkı protestolarıyla başlayan yeni bir süreç var. Yaşanan terör ortada. Gözaltılar, eylemlere müdahale biçimi, toplumsal olaylara yaklaşım vb. 22 gündür süren bir süreç var. Bu süreçte Kürt kurumlarının daha içeriden destek sunmasını beklerdik. Bu aynı zamanda ülkenin batısının ve doğusunun el ele vererek, birlikte demokrasi talebini daha yüksek sesle kardeşçe ifade etmesine elverişli bir süreç. Bu beklenen düzeyde yaşanmadı.
Artık halkların asıl muhatap olması gerekiyor. Tüm yaşananlardan kaynaklı sürece kaygılı yaklaşıyoruz. Türk devletinin adımları konusunda kuşkuluyuz. Kaygılarımızı da besleyen bir geçmiş pratik var. Ama burada devletin yapacaklarından öte demokrasi ve barışın temsilcisi olan kurumların birleşik mücadelesini örgütleyebilmek. Bu açıdan konferansın önemli bir adım olduğunu düşünüyorum.
Avrupa’da yaşayan Türkiye ve Kürdistanlı bütün hakların ve yapıların demokrasi ve barış sürecine aktif katılımının sağlanmasına ilişkin tartışmalar yürütüldü. Sizin Avrupa’daki kurumlarla ilişkileriniz ne düzeydedir?
Konferans bileşiminin tamamıyla bir iletişimimiz var. Bunlarla çeşitli platformlarda biraraya geliyoruz. Taksim eylemlerini desteklemek amacıyla Avrupa'da günlerdir birlikte alanlardayız. Demokrasi ve özgürlükler sorunu çerçevesinde birlikte faaliyetler yürütüyoruz.
Sizce Avrupa’da yaşayan Türkiye ve Kürdistanlı halklar sürece hangi mekanizmalarla katılım sağlayabilirler?
Konferanstan beklentimiz; kalıcı bir birliktelik ve kurumsallaşmayı somutlaştırmasıdır. Demokratik Güç Birliği, Almanya ile sınırlı kaldı. Bunun Avrupa çapında örgütlenmesi gerekiyor. Göçmen Türk ve Kürt emekçilerin yaşadığı coğrafyalarda örgütlenmesi gerekiyor. “Nasıl bir Türkiye istiyorsunuz?” sorusunu buradaki göçmenlerin de yanıtlaması ve bu sürece katılması zorunlu. Özellikle bu süreçte, bileşim içerisinde kadınlar cephesinde söz söyleyecek bir yerde durmak istiyoruz.
Kürt, Türk, Ermeni, Pontus-Rum, Asuri-Süryani, Laz, Çerkez, Arap, Roman, Alevi, Êzîdî, Hıristiyan, Yahudi, İslami, demokrasi, özgürlük, barış dinamiklerinin temsilcileri bu süreçte ortak hareket etmeyi başarabilir mi?
Beklentimiz budur. Çünkü konferansın talepleri bunu gerçekleştirme hedefini taşıyor. Sistemle ve kapitalizmle sorunu olan ezilenlerin tümü ve ötekileştirilen herkes bir çatı etrafında biraraya gelecek. Bu konferanstan da örgütlü bir hareket merkezinin çıkması beklentisindeyiz.
SELMA AKKAYA/PARİS