Hollanda Türkiyeli İşçiler Birliği (HTİB) Genel Başkanı Mustafa Ayrancı, kardeşlik yerine eşitlik üzerine bir hukuk oluşturulması gerektiğini belirterek, konferansın Avrupa'daki kitle için önemli bir eşik olabileceğini söyledi. Türkiye Sosyalist Hareketi içinde önemli bir isim olan yazar-siyasetçi Teslim Töre ise  Halkların Demokrasi ve Barış Konferansı'nın hem Özgürlük Mücadelesi'nin kadro, yönetici ve taraftarlarına hem de Türkiye'de demokratik bir dönümüşüm isteyen herkes için bir fırsat sağlayacağını söyledi.

Belçika'nın başkenti Brüksel'de 29-30 Haziran'da yapılacak olan 'Halkların Demokrasi ve Barış Konferansı'na, Hollanda Türkiyeli İşçiler Birliği (HTİB) Genel Başkanı Mustafa Ayrancı da katılıyor.
Konferansta fırsat bulmaları durumunda bir sunum yapmayı düşündüğünü söyleyen Ayrancı ayrıca 3-4 önerilerinin olacağını dile getirdi. Ayrancı, "Türkiye'deki demokrasi, insan hakları ve Türkiye halklarının özgürleşmesi için neler yapılabilir? Barış süreciyle Türkiye'nin özgürleşmesini nasıl birlikte yürütebiliriz? Türkiye'deki Kürt sorunu çözülmeden Türkiye'de demokrasiden insan haklarından, özgürlükten bahsedemezsin. Bu mümkün değildir" dedi. Kürt sorunun yanı sıra Alevi, Ermeni ve başka sorunların da varlığını sürdürdüğünü belirten Ayrancı, Türkiye'nin sorunlar yumağı olduğunu söyledi. İnsan haklarına saygı ve özgürlüklerle sorunların çözüleceğine işaret eden Ayrancı, "Bu konuda düşüncelerimi dile getirmeye çalışacağım" diye konuştu.
Hollanda'ya göçün 2014 yılında 50.yılını dolduracağını anımsatan Ayrancı, hem Avrupa'daki hem de Türkiye'deki ırkçılığın, bir de kültürel ırkçılığın, sadece sokaktaki bir ırkçılık olayı olmadığını, beyaz kültürün diğer kültürler üzerindeki hakimiyeti olduğunu ifade etti. Bu kültürel ırkçılığı dile getirmeye çalışacağını ifade eden Ayrancı, "Avrupa'daki göçmenler olarak bu konferansta Türkiye'deki halklara, bizim Avrupa'daki öğrendiğimiz ırkçılıkla mücadele, tüm eksikliklerine rağmen bireyin düşüncesi, demokrasi, insan hakları için farklılıkların birlikte hareket etmesi için neler yapabileceğimize dair üzerimize düşeni yapmaya hazırız" dedi.

'Biz kardeşlikten çok çektik'

Kardeşliğe inanmadığını belirten Ayrancı, şunları söyledi: "Bugün Türkiye'de moda haline gelen MHP de, AKP de, öbürü de 'biz kardeşiz' diyor. Hayır ben eşit vatandaş olmak istiyorum, eşit yurttaş olmak istiyorum. Çünkü biz kardeşlikten çok çektik. Büyük kardeş hep küçük kardeşi dövdü bugüne kadar ve bugünden sonrada dövmeye devam edecek. Bu kardeşlik kelimesi yerine eşit yurttaş olmak kendi kimliğinle kendi inancınla kendi düşüncenle, kendi kimliğinle, kendi cinsiyetinle var olabilmeli."

'Birey ve kurumların sorumluluğu var'

Mustafa Ayrancı, çözüm sürecinin ciddi fırsat olduğunu, kaçırmamak gerektiğini, kaçırılırsa daha içinden çıkılmaz ve Ortadoğu'yu içine alacak bir savaş olacağını belirterek, "Tüm zorluklara, baskılara karşı bu süreç devam etmeli, herkes bu sürece destek sunmalı ve o yüzdendir ki bu süreç içinde yer almak istiyorum. Birbirimizle konuşarak tartışarak bu sorunu çözmek için birlikte doğruyu bulacağız" ifadedelerini kullandı.
"Hükümetin samimi olup olmaması bizim güçlü ve örgütlü olup olmamamıza bağlıdır" diyen Ayrancı, şöyle devam etti: "AKP'nin değil bizim ne dediğimizi ön plana çıkarmalıyız. Bizim söylediklerimiz halk tarafından tartışılmaya başlandığı zaman Erdoğan'ın söylediklerinin pek önemi kalmaz. Barış isteyen insanların sırtında yumurta küfesi var. Bizim bunu düşürmememiz gerekir, düşürürsek hepsi kırılır. Bu yumurta küfesini düşürmemek için de herkesle yanyana yürümeli ve onları ikna etmeliyiz. Konferanstan çıkacak sonuçla bulunduğumuz ülkelerde, şehirlerde değişik konferanslar yapmalı ve insanlarımızla sağlıklı tartışmalar yürütmeliyiz. Herkes söylemek istediğini söylesin, benim gibi düşünmesin ama gelip ne söylemek istiyorsa söylesin. Tüm farklılıklarla konuşmak gerekiyor. İmkanlarımız kısıtlı ancak bunu başaracağımıza inanıyorum."

Özgürlük Hareketi 21. yüzyılın ekolüdür

Türkiye Sosyalist Hareketi içinde önemli bir isim olan yazar-siyasetçi Teslim Töre, 'Halkların Demokrasi ve Barış Konferansı'nın hem Özgürlük Mücadelesi'nin kadro, yönetici ve taraftarlarına hem de Türkiye'de demokratik bir dönümüşüm isteyen herkes için bir fırsat sağlayacağını düşünüyor.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın Amed'de okunan mesajının Avrupa'da hem Özgürlük Hareketi hem de HDK platformunda yer alan güçlere önemli bir sorumluluk yüklediğini dile getiren Töre, örgütsel, siyasal, diplomatik alanda çıtanın yükseldiğini dile getirdi. Töre şunları söyledi: "21 Mart Newrozu'nda okunan barış belgesinden sonra Özgürlük Hareketi sadece Türkiye'de değil, bölgede ve dünyada bir aktör konumuna gelmiştir. Dünyanın baş aktörlerinden ABD ve AB, Özgürlük Hareketi ile çok yakından ilgilenmiştir. Emperyalizm Türkiye'de bir iç olgudur. O nedenle herşeyle dolaylı değil, dolaysız yani  doğrudan ilgileniyor. En basit örnekle Erdoğan Hükümeti'nin Ortadoğu ve özellikle de Suriye politikası iflas ederken, Özgürlük Hareketi'nin Ortadoğu ve Suriye politikası son derece isabetli ve başarılı oldu. Bunu bütün dünya ve emperyalizm de gördü. Daha sayacağım çok veri olmasına rağmen sadece bu veriler bile, Özgürlük Hareketi'ni evrensel bir boyuta yükseltmeye yeter de artar bile. Bu somut olgudan sonra, olması gereken şey, Özgürlük Hareketi'nin yönetici, kadro, militan, üye, taraftar, destekçilerinin beyin gücünü, kapasitesini, üretim hacim ve yeteneğini Apo'nun koymuş olduğu bu yeni çıpa boyutuna kadar büyütmesi, kendini yeniden üretmesi ve Özgürlük Hareketi'ni klasik örgütler gibi olduğu yerde, olduğu gibi kalan bir yapıda olmadığını anlaması ve kavramasıdır."
Kürdistan Özgürlük Hareketi'nin 21.yüzyılın bir ekolü olduğunu 20. yüzyıldaki örgütsel yapılar gibi tek tip ve sabit kalmadığına vurgu yapan Teslim Töre, beklentilerini şöyle dile getirdi: "Her şarta ve duruma göre biçim ve kapsam değişimi yaşadığını anlamak, bilince çıkarmak büyük önem taşıyor. Avrupa Demokrasi ve Barış Konferansı'nın da bu nesnel gerçeği kavraması, Avrupa'da ki politik, diplomatik, organik yapılanmasını buna denk bir biçimde yeniden yapılandırmasını bekliyorum.
Türkiye'de, bölgede ve Avrupa'da koordineli bir şekilde, barış süreci ile başlatılmış olan yeni konsepte uygun, onu gerçek anlamda ifade eden, komplike bir politik perspektifin belirlenmesi ve hayata geçirilmesi gerekiyor.  Barış öncesi konseptin öncelikli aracın yerine,  döneme denk düşen politik aracın konmasını ve bu aracın bütün gücümüzle hayata uyarlanmasını bekliyorum. Avrupa yapısının: Avrupa'da bulunan sürgünlerin entelektüel emek gücünü ideolojik, politik, teorik, diplomatik üretimin yapılması ve hayata uyarlaması bakımından değerlendirmesini bekliyorum."


BİRGÜL ROAVA/AMSTERDAM/ALİ ONGAN /BASEL