Türkiye, AKP önderliğinde hızla faşizmin kurumlaştığı bir ülkeye olmaya devam ediyor. Darbeye karşı halkın tepkilerini karşı darbeye dönüştüren AKP hızla tüm muhalefet olabilecek odakları ortadan kaldırmaya çalışıyor. Hiçbir yasal, anayasal kritere uyma kaygısı taşımadan yoluna devam ediyor. 12 Eylül'de cunta anayasayı lağvetmişti. Erdoğan da aynısını yapıyor. Bunun için parlamentoyu devreden çıkarmış, anayasaya uymam anayasayı bana uyduracaksınız, demektedir.
Dünyada demokrasi ve özgürlükler konusunda en önemli kriterlerden birisi basın özgürlüğü ve muhalefetin varlığıdır. Türkiye mevcut durumda göstermelik de olsa bu kriterleri dikkate alma ihtiyacı duymuyor. Çok sayıda televizyon-radyo, gazete vb kapatılıp kapısına kilit vuruluyor. Kenan Evren'in yapmadığını AKP yapmaktadır. Evren en fazla basına sansür uyguluyordu. AKP bununla yetinmiyor, gasp ediyor, kapatıyor.
Zarok TV gibi bir çocuk kanalı bile kapatılabiliyor. Bir çocuk kanalı için muhalefet veya propaganda yaptı denemez herhalde. Burada ırkçılık, başka kültürlere yaşama hakkı tanımama zihniyeti sırıtıyor. Bu kadar ırkçı bir zihniyet Türkiye'yi bir şiddet girdabına çekti. Sözde güvenlik ve istikrar sağlayacaklardı. Seçimde en fazla sarıldıkları propaganda buydu. Tekme tokat zorla güvenlik yasalarını meclisten geçirmişlerdi. Güvenlik bir tarafa Türkiye'nin her tarafından şiddet fışkırıyor. Bununla da sınırlı kalınmadı, Suriye'de de savaşa girdiler, şimdi de Irak'ta savaşa girmek için ısrar ediyorlar.
Türkiye, Suriye sınırındaki mayınları kaldıracaktı. Daha önce bunlar kamuoyuna da açıklanmıştı. Şimdi bırakalım mayınları kaldırmayı, 711 Km'lik ek bir duvar örmeye çalışıyorlar. Dünyanın en büyük üçüncü duvarını dikmekle herhalde övünecekler. Bu gidişle Türkiye'yi tam bir hapishaneye, kuşatmaya alacaklar.
Türkiye nereden bakılırsa bakılsın muhalefet adına ne varsa ortadan kaldırılmak isteniyor. AKP reform vaatleri ve AB'ye girme propagandalarıyla iktidara gelmişti. Bir süre anneler ağlamasın, Kürt sorununu çözeceğiz söylemleriyle birçok çevreyi oyalayıp beklentiye soktu. Şimdi Kürt sorununu bile ağza almamaktadırlar. Her gün birçok anne ağlıyor, cenazeler kaldırılıyor. Buna, bana misin demiyorlar. Ölümü kutsuyor ve savaşla yasamaya alışalım, diyorlar.
AKP neden bu kadar demokrasiden ve muhalefetten korkuyor? AKP'nin demokratik bir parti olmadığı açık. Böyle bir gelenek ve mücadeleden gelmiyorlar. Dini olabildiğince araçsallaştırmış, pragmatist ve milliyetçi bir yapılanma. Buna ek olarak AKP Türkiye tarihinin en büyük yolsuzluklarına bulaştı. Erdoğan ve çevresi boğazına kadar çıkar ve akçeli işlere karıştılar. Ağır savaş suçları islediler. Fethullahçılarla yaptıkları ittifak örneğinde görüldüğü gibi devleti aralarında bölüştüler ve kanlı bir hesaplaşmaya girdiler. Erdoğan ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmaya çalışıyor, çalışacaktır. Kimse Erdoğan’ın demokratik yollarla, seçimlerle iktidarı bırakıp gideceğini beklememelidir.
Erdoğan seçimler geldi ama seçimle gitmeyecektir. Dediğimiz gibi büyük suçlara bulaştılar. Yargılanmaktan ve hesap vermekten korkmaktadırlar. Bu korku bütün kararlarına yansımaktadır. En küçük bir muhalefet oluşumuna dahi tahammül edememektedirler. Var olan tüm farklı eleştiri ve görüşleri bastırmaya, devlette etnik temizlik yapmaya kadar işi vardırıyorlar. Topluma korku salmaya, aydınları ve emekçi örgütleri bastırmaya tam gaz devam etmektedirler. 12 Eylül cuntası on binlerce öğretmen ve memuru isten atmamıştı. Şimdi KHK'lerle OHAL'e sığınarak yapamadıklarını yapmaya çalışmaktadırlar.
AKP yarattığı, neden olduğu kaos ortamında toplumu düşünemez hale getirmeye çalışıyor. İçte ve dışta savaşla tartışma ortamını yok ediyor. Irkçı, milliyetçi, mezhepçi politika ve propagandalarla farklı sesleri kısmayı önüne koymuş durumda. Kısacası nereden bakılırsa bakılsın, yaşadıkları korku ve kaosu topluma yaymaya, herkesi bastırarak egemenliklerini korumaya çabalıyorlar.
Ahmet ve Mehmet Altan kardeşleri bile darbeci vb gerekçelerle hapishanelere atmayı marifet belliyorlar. Bu insanları Türkiye'nin tümü tanıyor. Demokrasiye inançları ve mücadeleleri Erdoğan’la kıyaslanamayacak kadar ileride. Demek ki, faşizme karşı gerilemek, örgütsüz olmak sadece faşizmi güçlendirir. Halkın ezici çoğunluğu tarafından seçilmiş belediyelere kayyum adı altında el koyulabiliyor. Kitle tabanının olması da yetmiyor. Faşizm güç kullanıyor. Zorbalık yapıyor. Faşizm sadece güçten anlar. Gücün yoksa haklı ve iyi olsan da seni yaşatmaz. Öyleyse bu zorbalığı durduracak birlik ve gücü yaratmak gerekiyor. İktidarı korkularında boğmak önemlidir. Faşizmin en büyük korkusu örgütlü halk direnişidir. Faşizmden zarar gören bütün demokrasi güçlerinin direniş saflarında birleşmelerinden başka üretecekleri bir çözüm yoktur. Hak ve adalet ancak arkasında güç varsa hayat bulur. Güç olmanın yolu da birlikten ve direnişten geçmektedir.