Yer faşizmin postalları altında inleyen, aşkın ve şarabın başkenti Paris. Savaşa, ölüme ve zulme inat; bahar, yaşam şiirini badem ağaçlarının dallarındaki ak çiçeklerle okuyordu insanoğluna.
Fiziki olarak olmasa da, ruhu ve yüreğini yorgun eden tablosunu bitiren sürgün ressam, pencerenin yanına oturdu. Piposundan derin bir nefes çekti ve piponun yükselen dumanı arasında bir ağacın çiçeklerine, bir de tablosundaki parçalanmış bedenlere uzun uzun dalıp yitti. Bitirdiği tablosuna isteksizce imzasını atmaya çalışırken fütursuz bir gürültüyle kapı açıldı. Elerinde bira şişeleriyle 3-4 Nazi subayı pilot içeri daldı.
Nazi subayı: Ooo ne muhteşem eser, sen mi yaptın?
Ressam: Hayır, ben yapmadım.
Nazi subayı: Kim yaptı öyleyse?
Ressam: Siz yaptınız. Ben çizdim sadece.
Evet, bu diyalog, Guernica’yı bombalayan Nazi subayları ve Guernica vahşetini fırçasıyla ölümsüz kılan ünlü İspanyol ressam Picasso arasında geçiyordu. Franco faşizminden sürgün olduğu Paris’teki atölyesinde.
Guernica, Bask bölgesinde yer alan, Bask halkının çok eski ve kutsal bir yer olarak görüldüğü şirin bir yerleşim kentidir. Hitler ve Mussolini destekli Franco diktatörlüğüne boyun eğmeyen Guernica diye bir kent görünmüyordu artık. Bahar kokusuna, kan ve ölüm kokusu karışmış, onlarca Nazi uçağı, tonlarca bomba kusmuştu Guernica’nın üzerine.
Yüzlerce kadın, çocuk bedenini parçalandığı Guernica’nın ne acısı, ne de insanlığın belleğini kanatan laneti geçmedi-geçemedi. Çünkü Guernicalar hiç bitmedi!
Ve Roboskî… İnsanoğluna beşiklik etmiş, kadim Mezopotamya; dillere ve dinlere hayat limanı, kavim ve kültürlere özgürlük mabedi olmuş kutsal topraklar. Ne tufana, ne tiranlara boyun eğmemiş, esmer kavmin, esmer yurdu güneş ülkesi…
Yıl 2011. Yer, bombalarla kanayan, Nuh’un yaşam limanı Botan. Rengini acılarından alan, Botan’ın Roboskî kasabasının asil halkı, bomba ve savaş uçaklarının sesiyle uyandılar sisli ve yağmurlu bir kış sabahına.
Ne var ki, Kürt halkı kendi anavatanlarında hep sürgün, hep göçmen ve hep kaçak olarak yaşamış ve yaşamaktadır. Emperyal güçlerin masa başı çizilen, günümüzün suni sınırlar sonucu bu toprakların en kadim halklarında olan Kürt halkı, hep katliamlara maruz kalmıştır. Bir halk düşünün ki, kendi ana topraklarında kaçak yaşıyor olsun!
Takvim yaprakları 28 Aralık 2011’i gösterdiğinde, tarih bir Kürt katliamını daha kaydediyordu lanetli sayfalarına. Sisli bir kış sabahında, ikinci bir Guernica eseri yapıldı. Dağlar ülkesinin Roboskî kasabasında.
Guernica’nın üzerinden 75 yıl sonra yine savaş uçakları, yine bombardıman ve yine parçalanan bedenler. Picasso’nun Guernica’sı 21. yüzyılın başlarında insanoğlunun ‘şaheseri’ bu sefer Kürt coğrafyasında, bir Kürt kasabasında çizildi insanlığın belleğine.
Hz. Nuh’a kucak açıp, yaşama beşiklik etmiş, bu kadim toprakların ne var ki, her kenti, her köy ve deresi birer Guernica’ya ve Roboskîlere sahip olmuş yaralı topraklardır.
Guernica’nın Picasso’su vardı. Peki, katırlara ve römorklara yığdırılan ve çok daha dehşetli bir Guernica’yı oluşturan, Roboskîli çocuk ve gençlerin tablosunu kim yapacak?
Bu toprakların, bu acıları bir daha yaşamaması için Roboskî’nin tablosu, filmi, şiiri ve türküsü mutlaka çizilmeli, yapmalı ve yazılıp okunmalı. Vicdanların yüreğine…
Mardin E Tipi Cezaevi