Cebimde taşıdığım kimlikte, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğumu yazıyor. Dolayısiyle Türkiye’nin Cumhurbaşkanı olan her kim olursa olsun, o benim de Cumhurbaşkanım olması gerekmez mi? Doğrusu olan da budur. Ama ben, Abdullah Gül’e benim de Cumhurbaşkanımdır diyemeyeceğim!
Oldum olası Türkiye’de hep demokrasiden söz edildi. Ama demokrasi kurallarının A’sı bile uygulanmadı ülkede. Bir ülkede, muhaliflerin, azınlıkların ve fikir özgürlüğünün yasal güvencesi varsa, yasaları da işletiliyorsa o ülkeden demokrasiden söz edilir.
Bu saydıklarımın hangisinin güvencesi var Türkiye'de? Yüzü aşkın gazeteci cezaevlerinde değil mi? Kürtçe şarkı söylediği için öldürülen Kürdün katil polisi, mahkemece "Kürtçe şarkı söyledığı için tahrik olduğu için…" cezasını idamdan 16 yıla çevirmediler mi?
Yaşamın bize öğrettiği, bir Cumhurbaşkanın görevi: Partiler üstü, görüşler üstü hakem görevini görmeli. Ülkesinde yaşayan tüm halklara, Alevilerin deyişiyle "kardeş gözüyle bakmalı". Yapıcı olmalı, yıkıcı, kışkırtıcı olmamalı.  İstediği hükümlüyü af edip salıveren Cumhurbaşkanı değil mi? Yabancı bir devlet ordusu ülkesine saldırsa, diyalog netice vermezse elbetteki Cumhurbaşkanı ordusuna gerekli direktifi verir. Ama kendi vatandaşını imha ettirmek için orduyu göndermez.
Aylardır Türkiye Hükümeti bir çaba içerisindeydi. Diyalogla sorunları çözmek varken, illede öldürerek sonuç almak için sınır ötesi bir harekat (26. kez) hazırlığını yapıyordu.
ABD ve AB ülkeleriyle çeşitli görüşmeler yapıldı. Irak’ın dışişleri bakanı ülkeye çağrıldı. Federe Kürdistan bölgesiyle de görüşüldü. Basına yansıdığı kadar, ortak operasyon görüşüldü ve hatta denildiki, "sizler katılmazsanız bizler yalnız gireriz" denildi.
Eskiden Osmanlı İmparatorluğu bir ülkeyi "fet" ederken padişahlar, önce bir fetva alıp ordunun başına geçerdi. Genleri derpeşen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül"de, Fethullah hocadan fetva almış olsa gerek ki, sıfır noktasına gidip "Gazanız mübarek ola" dercesine orduyu teftiş etti. Ordu pikniğe gitmeyecekti elbette. Kandil’e bayrak dikmeye gidecekti.
Karşı taraf da boynunu uzatmayacaktı. Nefsi müdafa davranışıyla gelecekleri karşıladı. Burada bir noktayı belirteyim ki: İnsan ölümüne karşıyım. Var olan sorunlar konuşarak çözülmeli. Senelerdir yapılmakta olan savaşın 26'ıncısı sıfır noktasında başladı. Kurşun adres tanımadığı için iki taraftan da ölen ve yaralanlar oldu.
Savaşa karar verenlerin, yakınlarının ve zenginlerin çocukları, Romanya’dan kurulan hayali binlerce şirketten işçi gösterilerek bedel ödenerek askere gitmiyor. Askere giden fukaranın çocukları ve ölen de onların çocukları.
Cumhurbaşkanı verdiği beyanatta: "İntikamı misli olarak alınacaktır" dedi. Dünyada, kabile halinde yaşayan devletlerin başkanları bile bu sözleri söylemez.
Cumhurbaşkanın görevi: Vatandaşını birbirine kırdırmak mı? Yapılan bir yanlışlık varsa, araya girip onu olura çevirmek değil mi? Cumhurbaşkanı bir nevi arabulucu, hakem değil mi? Nasıl intikamdan ve hem de misli intikamdan söz eder? Cumhurbaşkanı aynı zamanda bir evin babası rolünde değil mi? Çocukları döğüştüğü zaman, birini öbürünün üzerine kışkırtır mı? Taraf tutar mı? Yoksa bir araya getirip var olan sorunlarını konuşarak mı çözer?
Bu nedenle şahsım adına söylüyorum: Abdullah Gül, benim Cumhurbaşkanım olamaz. Vatandaş Gül’le konuşmuşluğum, alıp vermediğim şahsi bir sorunum yok.
Türkiye’de yıllardır birlikte yaşayan halklar var. Kürt halkı, Türkler gibi özgürce yaşamak istiyorum diyor ve yıllardır mücadelesini veriyor. Diyalog yolu varken, bir Cumhurbaşkanı ordusunu onların üzerine göndermez ve hem de "intikamımız misli olacaktır" hiç demez.
Abdullah Gül benim Cumhurbaşkanım olamaz!

elbistanliali@fsmail.net