Bundan mıdır yazımsal gücü olanların harflerde kurdukları ritmik dansta bir ağırlık dengesi oluşturmaları? Edebiyatın, yaşam-insan-ölüm üçlemine verdiği yanıt hep bir Tanrı'nın rakibi olmak iken senfoni orkestrasının şefinin ellerindeki çubuğa dönüşmesi? Kalemin ve enstrümanların dostluğunun sayfada oluşturduğu palette evrensel bir türküyü muştulaması? Portrelerin ve beyaz sayfaların birbirine yoldaş akışlarına takılan sol anahtarının nice öykülere gebeyken insanın baş kaldıran asiliğiyle buluşması...


Bu nedenle edebiyatın insanda somutlaşan başkaldırısının her bir vurgusu evrensel akışta bir alan kaplarken, aynı zamanda yarattığı karakterleriyle yaşamı değiştirme ve anlamlandırma çabası, tam da bu anlamlandırma çabasının itkisi olan edimin müzikalize edilmesindeki ince tınıya vurgusunda gizlidir. Antagonist bir çelişki vardır edebiyatın anlatılarında. Yazılanların güzelliği daha güzel bir dünyanın varlığına koşarken, yaşamın çocukları insanların ellerinin mürekkeple buluşması aynı zamanda bir ayrılığın da dile gelmesindeki tınıda gizlidir. Sayfayı gıdıklayan mürekkebin akabinde çıkan kahkaha seslerinin önünde saklambaç oynayan, kimi zaman körebe, kimi zaman da bir masal anlatıcısının etrafında oturan insanlara dönüşür kalemi tutan el.


Kalemi tutan bir elden daha ötesi, bir beynin binlerce yıllık özeti gibi içine akışın paradoksal bir şekilde toplumsallıkla buluştuğu döngü kesilir. Bu nedenle yaşam anlatıcısının sayfalarına içkin bir ahenk olmadı mı çiğ kalır tüm anlattılar. Nefes alır gibi bir solukta içerilen yaşam bin solukta nefes olup akmalıdır çünkü. Coğrafyanın tüm nakışlarının biriktiği koylara dalmalıdır kalem. Kah bir ananın bir nefese sığdıracağı yoğunluğunun çığ gibi büyümüş buzullarını eritmek, kah bir çocuğun Adalısı'nı bütün sevdiği şekerlemeler belleyip içine nakşettiği mutluluğu yakalamak... Destansı aşkların buluştuğu evren portresinin zaman yolculuğunda Cembeli'nin sol anahtarı kesilip, Binevş'e mühürlendiği her bir notada sarılmaya çalışışını duyumsamak, Cizre'den esen rüzgarda Zîn'in sesinden de bir nota bulmak... Hepsi yazan kalemin kulağı kesilmenin, dansı olmanın, baktığından çok çok daha özünü, derinini görmenin mücadelesiyle oluşan edebiyatın canlı kılınması eylemidir. Edebiyat ince bir algıya, duyumsama gücüne evrildi mi baktığı yerlerin, duyduğu seslerin tarihsel varlığına değebilir, - ki tarihsellik her bir oluşa içkin olan belleğin evrensel senfoniye durduğu halayda var eder kendini.


Coğrafyamızın her bir canlılığı bir bellek olup haykırır ve romanlarda, öykülerde, şiirlerde dans etmeye görsün, her biri geleceğe sıçrayan özlü insanlara dönüşür. O zaman estetik algının seçicilikten geleceğe sıçrayan özlü insanlara dönüşür. O zaman estetik algının seçicilikten azade her bir oluşumdaki toplumsallaşma amacını görmesi gerekir.


Kalemi tutan toplum her an edimleşerek derinleşir. Bundandır ki ellerin yoğunluğu mürekkebin yaşamla bağının diyalektiksel bir yansımasıdır. Oluşan harflerin büründüğü karakterler toplumun direnişine, sessizliğine, öfkesine... Bir tanım olma çabasında akarlar. O zaman harflerin ve notaların özünde aynı kalemin saklı olduğunu söyleyebiliriz. Kurak bir mürekkep akışıyla oluşan destansı seslerin büründüğü vücutların her biri ısrarla yaratımın renklerinden söz ederse insan bedenine içkin olan koskoca bir evrenin kaşifi olmanın da bir edebiyat eylemi olacağı ortaya çıkacaktır.


O zaman her bir sesi duyar derinlikte, her bir yaşamın coğrafyada oluşturduğu çağlayanları, çavlanları görür derinlikte olmak için harflerin oluşturduğu müzikal ezginin kah dans edeni, kah bir türkü tutturanı, kah bir ritimcisi olmaktır yaratma eylemi.


* Siirt E Tipi Cezaevi