Türkiye tarihinin en önemli seçimi yarın yapılacak, akşama da sonuçlar alınacak. Bu seçimi önemli yapan, sonuçlar ne olursa olsun yeni bir döneme girilecek olmasıdır. Türkiye’nin eskisi gibi yönetilmesi ya da olduğu yere çivilenmesi olanaksızdır. Buna hiç kimsenin gücü yetmez.

Seçimler yaklaşırken, AKP hariç diğer tüm parti çevrelerinde oyların çalınacağı yönünde yaygın bir şüphe ve kanaat var. Bu da makul bir şüphe ve güvensizliktir. Bu nedenle bütün muhalefet çevreleri oy toplamak kadar oylarını korumak, sandık güvenliğini sağlamak derdine düşmüştür. Son belediye seçimlerinde yaşanan sandık hileleri herkesi tedirgin etmektedir. Birçok yolsuzluk ve soygundan, sınav sorularını çalmaktan sanık olan bir iktidara güven duymak olanaksızdır.

Seçim sürecinde Erdoğan ve Davutoğlu AKP eşbaşkanları gibi çalıştı. Erdoğan her türlü yasa ve anayasa maddesini paspas gibi çiğnedi. Her ikisi de esas olarak HDP’yi hedef aldı. Emirlerindeki havuz medyası da her türlü yalan haberle kampanyaya katıldı. Dikkat edilirse AKP eşbaşkanlarının dilinde hiçbir yeni proje yoktu. Zaten Erdoğan da çözüm sürecinin HDP’ye yaradığı kanaatiyle, 28 Şubat Dolmabahçe ortak  açıklamasını yırtarak perdeyi açmıştı. Eskiden “Vesayete-statükoya son vereceğiz” derlerdi. Bu lafları hiç ağızlarına almadılar. Çünkü kendileri bu vesayet rejiminin bir parçası ve sürdürücüsü oldular. Bol bol muhalefete küfür-hakaret ve tehditler yağdırdılar. Vesayetçilerin paslı silahlarına sarıldılar. HDP’yi AKP diktasına karşı bir üst aklın projesi, HDP’de yer alanları da dış güçlerin maşası olarak ilan ettiler. AKP eşbaşkanlarının bu kışkırtmaları kendilerine bağlı çeteler için bir emir oldu. Diyadin’den Adana ve Mersin’e, oradan Iğdır’a kadar kanlı saldırılar yapıldı. Ama saldırganların, katillerin bir teki bile yakalanmadı. Erzurum’da gün boyu HDP mitingine ve halka saldıran eli sopalı çetelere dur diyen olmadı. Polis seyretti, pardon saldırgan çetelere değil de, saldırıya uğrayan halka gaz sıktı.

HDP’yi suçlayan AKP’liler herkesi kendisi gibi zannediyor. 2001-2002 yıllarında Ecevit hükümetinin nasıl yıkıldığını, AKP’nin nasıl kurulup yüzde 34,5 oyla iktidar yapıldığını, kimse unutmadı, kendileri de hiç unutmamalı.

AKP eşbaşkanlarının esas yanılgısı da ezilenlerin kendi  özgürlükleri için kendilerinin mücadele edip kazanabileceğine inanmamalarıdır. Bu nedenle böyle bir eğilim gördüklerinde hemen ajanlıkla, hainlikle suçluyorlar. Kendileri vatanın, milletin mutlak sahibi ve hakimi olacak. İtiraz eden de hain, ajan vb. olacak! Bütün dikta rejimlerinin tipik yaklaşımı budur. Eski diktatörlerin akıbetinden asla ders almazlar.

12 Eylül askeri faşist darbesinden sonra şimdiki AKP şefleri ya pısmış, sinmiş ya da faşist darbecilerle işbirliği yapmıştır. Ama tüm devrimciler işkencelerde, zindanlarda ve idam sehpalarında halkların özgürlüğü için direndiler. AKP şefleri bunları unutmuş gibi. Ama Diyarbakır, Mamak, Metris zindanları başta olmak üzere oralardaki direnişleri bir daha hatırlasınlar.

Bugün AKP şefleri, bütün gücüyle ve hiç utanmadan Kenan Evren faşist rejimini anayasasıyla, seçim yasasıyla, yüzde 10 barajıyla savunuyor. Ama kendisini demokrat, bu anayasaya -yasalara karşı olanları da darbecilikle suçluyor. Bu insanlık dışı baskı sistemini savunanlar demokrat, karşı çıkanlar ise darbeci ilan ediliyor.

İktidarı kaybetme ve yargı önünde hesap verme korkusu AKP şeflerinin aklını başından almış, gözlerini karartmış. Ne ağızlarından çıkanı duyuyor ne de burunlarının ucunu görebiliyorlar.

AKP eşbaşkanının günlerce böğürür gibi konuştuğu ve bütün yandaş medyanın canlı olarak verdiği mitingleri kerhen izledik. Bu konuşmalarda emekçi halk için, ezilen halkların lehine bir tek söz ya da proje yok. Bütün konuşmaları ucuz bir demagoji, yalan, hakaret ve tehditten ibarettir. AKP’nin, artık yalan da olsa söyleyeceği yeni bir şey kalmamıştır. Bu da AKP’nin bitişi demektir.

Bu nedenle diyoruz ki yarınki seçimlerin kaybedeni AKP, kazananı HDP olacaktır. AKP, birinci parti olsa da, seçim hileleriyle az farkla çoğunluğu kazansa da artık hep diken üstünde oturacaktır. AKP şefleri, kendileri için hep dikensiz gül bahçesi yaratmak istediler. Ama artık gül kalmadı, diken üzerinde yaşamaya ya da ölüme mahkumdurlar. AKP’nin siyasi ömrü bitmiştir.

Kenan Evren sistemi kaybetti. Varlığını onun sistemine borçlu olanlar, onun sistemine sarılanlar, onun sistemini ayakta tutmak isteyenler de kaybedecektir. Çaresiz-gidici hastaya doktor “Ne yersen ye, her şey serbest” dermiş. Biz de Erdoğan ve destekçilerine “Ne derseniz deyin, ne yazarsanız yazın, serbest” diyoruz.

8 Haziran’dan sonra “Yeni Yaşam”ı elbirliğiyle kuracağız.

Güle güle Erdoğan ve AKP!

Hoş geldin yeni yaşam!

Yolun açık olsun “Büyük İnsanlık!”