Ermeni Sorunu başlığıyla yapılan bir sunumda tanıdım kendisini. Söz aldı bir ara, kısacık konuştu ve birkaç cümle ile aktardı duygularını: „Bizim tarihle, geçmişle, kardeş halklarla  görülecek kanlı hesaplarımız yok. Bizi - kendi kimliğimizle- davet ettiniz ya, biz bütün acılarımızı tarihe gömdük şimdi.“
O, yani mağdure kardeşim, yani Şinurik bacım, acıların içerisinden süzülerek ballaşmış bilgeliğini bir cümleyle sergiliyordu. Yüreğiyle konuşuyordu bütünüyle biliyorum, çünkü yüreğimle hissederek anlıyordum onun dilini.
„Soy kırım mı, katliam mı?“ tartışmalarının tamamen dışından sesleniyordu insanlığa: Adına ne derseniz deyin. Ama insan vardı orada... Acı çeken, zulüm gören, aşağılanan, dıştalanan... Kendi topraklarından zorla koparılan insan vardı. İnsanlık öldürülüyordu orada: ne fark ederdi ki kimliğinin Ermeni ya da Asuri-Keldani ya da Rum ya da Kürt ya da bir başka şey olması. İnsanlık öldürülüyordu orada...
Uluslararası sermaye gruplarının çıkarları adına diplomasiyi araç olarak kullananların sorunun çözümüne katkısı hiç olmadı, olmayacak da. Tersine, sorunun kendisiydi onlar. Oysa çözüm burada; avuçlarımızın içinde, hemen parmaklarımızın arasında, Şinurik kardeşimin dudakları arasından fışkıran o sözcükte capcanlı duruyordu: „Kendi kimliklerimizi koruyarak, eşitlenmiş ilişkiler içinde kardeşleşmek.“
„Büyük acılar dili engeller, dostluğu engeller, diyalogu engeller“ mi diyorsunuz? Yanılıyorsunuz.
Elazığ (1946) doğumlu Ermeni kardeşim bayan Şinurik Kavafyan, „engellemez“ diye haykıranlardandı: Evet büyük acılar yaşadık, bu doğrudur. Ama bu, size sunduğumuz dostluğu zedeleyemez. Çünkü biz halkların kardeşliğine gönül vermiş insanlığız. Çünkü biz aynı zulümlerin mağdurlarıyız.
Kardeşim Şinurik, Villa Leon’un bahçesine Ermenice için dikilen Barış Ağacı Ginkgo’yu halkların ortak sevgisiyle sulamak için her buluştuğumuzda, senin adını anacağız artık kardeşliğin adı olarak.
***
Salı günü (19.07.2011) kaybettiğimiz Ermeni kardeşim Şinurik Kavafyan’ı dün, bu Cuma sonsuzluğa uğurladık Nürnberg’de. Kendi topraklarından uzakta, sürgünde ölen diğerleri gibi. Ermeni kardeşim Hrant’la buluşacak onlar şimdi. Kürt Ahmet’i de katarak yanlarına, birlikte ağlayarak dinlediğimiz Sarı Gelin’i insanlığın yarınlarına ışık olsun diye fısıldayacaklar bize her daim gökyüzünden. 
Ve gelecek kuşaklar sorarsa bir gün dostluğun tanımını, „Şinurik’tir özeti“ diye yanıtlayacağım artık, biliyorum.
„Şinurik nedir?“ diyecek olurlarsa eğer, bilmeliler ki, Şinurik, topraklarından koparılmış bütün çiçeklerin ortak adıdır. Yani salabilmek için köklerini özgürce, topraklarının hasretiyle yaşayanlardır. Yani adını sesli söyleyemeyenlerin, dilini sesli konuşamayanların, sessiz inananların acılarının sessizce dışavurumudur Şinurik. Yani yasaklanmış tarlaların umut çiçeklerinin adıdır Şinurik. Yani tarihin yazdığı en büyük zulümlerin tarlasında bile yeşerebilen bir Grinkgo ağacıdır Şinurik. Yok edilmek istenen kimliklerin barışçıl direnişidir.
Güle güle kardeşim. Sonsuzluğa taşı kardeşlik şarkımızı.
***
Yol haritası, mutabakat, protokol falan derken hükümetin marifeti ile dön dolaş yine başa geldik. İmamın Ordusu tam gaz emeğin özgürlük istemlerinin, halkların demokratik adımlarının üzerine gidiyor. Demokrasi taleplerine yönelik tek diyalog aracı kentte biber gazı, dağda kimyasal bomba.
Seçim öncesi İmamın Yargısı eliyle Emek Demokrasi Özgürlük Bloku’na karşı başlatılan saldırılar, aynı kurum tarafından seçim sonrasında da sürdürülürken, 1974 Kıbrıs’ın işgali hareketinde daha büyük bir benzerinin tanığı (bazı görgü tanıkları ve bir kısım basının iddiası) olduğumuz „kendi askerini bombalayan savaş uçakları ve helikopterler“ görüntüsü bu kez Silvan semalarındaydı.
Aceleye gerek yok, yakında çıkar pislikleri tek tek ortaya. 30 yıldır, vücudunda mermi yaralarıyla ölü bir bebek resmiyle „PKK Terörü“nü kanıtlamaya çalışan bu devletin en has rütbeli adamlarının „bebeğin kafasına ben sıktım“ itirafı bile bu toplumun bilincinde henüz ciddi bir yer yapamadı. Sorun burada.
Siz bakmayın 13 asker (devletin resimi açıklamasına göre) ölünce ayyuka tırmanan bu şamataya. Daha önceki 13’lerin hepsini unutarak geldiler Aynur’u yuhalamaya „şehitle ölmez“ sloganıyla.
BDP binalarının ablukaya alınması; molotoflarla yakılmaya çalışılması; birçok kentte Kürt işçilere yönelik şiddet içerikli saldırılar; Yenişerilere karşı, polisten Sultan’a bağlı hassa ordusu düzenlemeye çalışan Yeni Osmanlı yapılanması; deşifre olan „komşularla sıfır çatışma“ politikası sahteciliği; deşifre olan „açılımlar“; eli kulağında olan bölgesel savaşlar olasılığı...
Off... Yıkılsın senin devletin e mi?