Gülen-Recep Tayyip koalisyonun kanatları, birbirine karşı cephelenmiş, biri kendi futbol mafyasını kurtarma, öteki de kendininkine yer açma savaşındaydı. Varsın Türk halkı, futbol rantı savaşını "memleket meselesi" sansın, ben i İdilli kadını televizyonda seyredip, dinledim onu. Adını yazsam ne olacak ki, sonuçta devletin yüz yıldan beri sadece dövüp, sövmek, aşağılamak, hapse atmak, sorgusuz öldürmek için, "hatırını sorduğu" Kürtlerden bir Kürt’tü. Irkçı rejimin düşman ilan ettiği soydan bir insan…
Kadın, ev içini gösteriyordu kameramana, çaresizlik içinde. Görüntülerin üstüne sesi düşüyordu:
"Ellerinde bir fotoğrafla geldiler. Oğlumu arıyorlarmış. Gösterdikleri fotoğraftaki oğlum değildi. Ama evimi böyle yaptılar."
Ev, talancı uğramış gibiydi diyeceğiz. "Gibisi" fazlalık olacak. İslami terör kolları geçmişti bağlı masum ve mazlum kadının evinden. Yatak, yorgan, çamaşırlar yerlerde, aile, özelde mahremiyetinin saklı olduğu sandık deşilip, içindekiler ortalığa saçılmıştı.
Ev hali mahremiyetinin talanı ve arama kılıfı altında soygun da, Kürt olanının başına gelen bir ilk değildi. Medeniliklerini sevdiklerimin, 1920’den 1940’a kadarki soykırım, talan ve hırsızlıklarının adı, "eşkıyayı medenileştirmek"ti. Şimdi, terörle mücadele…
Paçalarından akan medenilikle, anayasalarında "siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmez unsuru" ama, Kürdistani partinin kapısı, penceresi Kürtlerin deyimiyle "çıraz, vıraz…"
Kürt siyasetçiler, İslami terör odağının stres atma aracı, ortalık malı. Kürdistan dağları karadan ve havadan bombalanıyor, ele geçirilen bir kırık tüfek zafer ilan ediliyor, katledilmiş Kürt, besleme medyada ulusal sevincin coşkusu…
İslami terör, dillerinde Allahın dostu pelesengi, ama Allahın lanetlediği yalan da, fikri kardeşlerini daha fazla dolandırma yolu. Kürtlere zulüm histerisiyle kanı pompalananları sevindirmek için, talan ettikleri evlerden çaldıkları fotoğrafları, "gerilla eğitimi"nin belgesi olarak besleme medyaya servis ediyor, Başbakan yardımcısı Arınç, Güney Kürdistan’a iş gezisine çıkan genci, üst düzey PKK yöneticisi diye sunuyor, tekmil yalancılar, talancılar bir arada alkışa durup, zaferi kutsiyorlar…
500 kadar üniversite ve lise öğrencisi, rehine olarak, aylardan beri cezaevinde. Bunlardan biri de Cihan Kırmızıgül. Suçu, Kürtlerin de kullandığı ve onların "puşu" dedikleri kefiyeyi (dismal) boynuna dolamak. 4 bin 500 kadar Kürt ise neden toplama kampında olduğunu bilinmiyor. Hiç biri Recep Tayyip Erdoğan gibi yolsuzluktan, Deniz Feneri soyguncuları benzeri camilerde fukara dolandırmaktan sanık değildi. Mafyayı kurtarma meydan muharebelerinde de yoktu, onlar. Onlar, yurdu işgal edilip çalınmış, evi talana uğramış, dili kesik aidiyetine dair kimliği yok bir halkın trajedisini dillendiren yüreği yanık Kürt siyasetçi, silahsız birer derviş…
 Bilinen tek suçları, Gülen tarikatına haraç, Recep Tayyip’e de oy vermemek.
Öbür yanıyla PKK'yi teslim alma kurnazlığının dolambaçlarında rehinedir Kürt parlamenterler, aydınlar, yazarlar, belediye başkanları, belediye meclisi üyeleri, her kademe ve katmandan Kürtler…
Rehineler, toplama kamplarına sürüklenmeden önce evleri basılıyor, pahada ağır, yükte hafif servetleri çalınıyor, eşleri, çocuklarının mahremiyeti elleriyle kirleniyor. Recep Tayyip’in ailesi kutsaldır. Siyaset yollarında koşan karısı, kızı, ticaretteki başarılarıyla arşu alaya koşan damadı, oğullarının adını kutsamadan anmak, suçların en büyüğü…
Batı şehirlerinin meydanlarında, köşe başlarında çalgıcılar vardır. Birer enstrüman çalarak dilenirler. Fethullah Gülen kolayını bulmuş. O, gün ve gece boyu özel televizyonunda, "Allahın sevgili kulu" pozunda, ayağı yanmış gibi bağırıp çağırarak, insanları uydurduğu dini söylemle korkutarak, ara Allah, peygamber deyip ağlama kriziyle kendinden geçmiş gibi yaparak para topluyor, bankasına müşteri çekiyor, sonra utanmadan cinayete davetiye çıkarıyor, öldürülmesi gereken Kürt sayısını elli bine çıkarıyor. O kafayla haddini bir kere daha aşıp, hayatında bir kere olsun sinemaya adım atmadığı halde filmlerin nasıl olması gerektiği konusunda, küfürlü ahkam kesiyor.
Her türlü numara var bunlarda. Recep Tayyip de, ayağına yer etme sürecinde "Kürtler zulme uğruyorlar" diye dertlenmiş, delik pabuçla ortalıkta dolaşıp, uzaktan geçen teknelere bakarak, duvarlara karşı durarak siyasi nutuk atma provası tertibinden haykırdığı günlerdeki candan arkadaşı Kürt Mehmet' (Metiner) "Kürt sorunu nasıl çözülür?" raporu hazırlatmış, kendi elceğiziyle hoca efendisi Erbakan'a vermişti. Sonra oy isterken, "Siirtlilerin damadıyım" demiş, Diyarbakır’da, "Kürt sorunu benim sorunumdur" diye haykırmış, alacağını aldıktan sonra, Fethullah Gülen ırkçılığı ışığında Atatürk’ün çözüm yoluna devam olmuştu.
Bataklıkta gül açmıyor, bu dünyada demokrasi yeşermiyordu.