Bodrum’un bir mahallesi Mazı. Mazı’nın bir mahallesi Çamlık. Ama devlet kaydındadır Çamlık, halk dilinde adı başka! Ege’nin kıvrılıp giden uzun ve sessiz köy yollarının birinde karşımıza çıktığında, önce hızlıca geçip, sonra durup yeniden bakıyoruz... Bir ören yerini işaret eder gibi duruyor orada:
"Çocuk Mezarlığı 3 km"
Nedir bu diyorum, ilk şaşkınlıkla, nedir buuu?
İlk elden, ora belediye devlet tarafından öldürülen çocuklara işaret etmek için buralara bir yere anıt bir şey yaptı herhalde, dedim. Ahh batı, doğunun acısına sanıldığı gibi kayıtsız değilsin demek ki, dedim...
Yanımdaki arkadaş ki kendi de oralardandır, tepkimi görünce sözün üstüne biraz alaysı heyecan ekerek "bura milleti az tuhaftır" diyor.
"Az tuhaf" az kaçmış olsa da, bilim kurgu kafam atıyor birden. Bir köy neden adını Çocuk Mezarlığı yapar ki diye şoktayım!
Öğreniyoruz...
-Daha buralaa dutluk iken bi aile gelmiş, çocukları varmış hani, akrep sokmuş, ölmüş çocuk. Gömüvermişlermiş oraya, yeri de unutmasınlar diye zaar "çocuk mezarlığı" edivermişler!
Dış ses İbrahim amca, 76 yaşında.. "Ben var iken o var idi"..
Teheyy... Neredeyse 100 yıl!
Belediyeyi arıyorum, gencecik, çıtı pıtı sesler, bilirler mi? Bilemezler elbet... Mezarlıklar Müdürlüğü? Müdür yurdun dışında, bir başka görevli Mustafa "teee ötelerden beri..." diyerek, bilinmeyen bir tarihe adresledi bu tuhaf tabelayı.
Muhtar? Evet ya, o mahallenin bir muhtarı olmalı. Sedat Bey, uzak bir sesle:
-Aluuuu...
-Sedat Bey,
-Evet,
-Bu çocuk mezarlığı...
-Evet...
-Niye oraya çocuk mezarlığı dediler, biliyor musunuz?
-Evet, hayır! Köy kuruluyken var imiş. Eskidir mezarlık., çocuk ölmüş ya, gömüveemişler orya!
-Eee, çocuk kimmiş,
-Zati burdan, Mazı’dan gitmeymişler.
-Niye ölmüş, ne zaman ölmüş?
-Akrep sokmuş, deyolar... Bilen eden de yoktur ki artık. Bu gadeer.
Akrep?
...
Sarılı, siyahlı... Sıcakta yaşar ama gölge aşığı...
Doğu’da da akrep çocuk öldürüyor. Onlar şiddetin sıcağına düşkün, karanlıktır bir yanları... Kendi güçlü, savunmasızlara hasta!
Büyükleri bazen kör ediyor gaz fişeğiyle, çoğunda da öldürüyor mermisiyle. Ama çocuklar ağır yaralansa da... Çocuk işte, canı ne ki, dayanamıyor, ölüyor...
Sonra ölüm demek, Ege’de bir patikanın altında zarif bir ağacın gölgesinde bembeyaz taşlarla çevrelenmiş bir mezarda yatıyor olmak da değildir.
Tabelayı köyden 3-5 km uzağa dikmeyi akıl edenler, niyeyse çocuğun adını mezara vermeyi düşünememişler. Çocuğun yaşından büyük bir tarih, bedenini aşan bir tabela var evet, ama o çocuğun adına, bağına ait bir yazı yok oralarda... Adsız bir çocuğun mezarlığı... Hemen yanı başında mezar taşlarında doğum-ölüm tarihliler yatıyor; onların yanında, bi garip, bi küçük bi uzak...
Ölümü "doğa ilk dersinden", tabelası batı son dersinden olan küçük bedenler arasındaki tek bağdır toprak!
İbretlik olsun diye mesela, "Tabiat dersinde tahtaya kalkan Ceylan Önkol Mezarlığı’na gider" ya da "Uğur Kaymaz 12 km" "Berkin Elvan 16 km"... diye tabela diksem hayata ama illa ki vururlar adı da tabelayı da...
"Milli"sine hasta olduğum güvenlik dersinde çakanlar tabelasız çocuk mezarlığındalar. 1988’den bu yana 700’ü bulmuştur artık. "Yediyüz" yüz, dağınık ve toprak... Zorla akrebe bindirilenler, akrepten cansız bedeni silkelenenler... Yedi yüz takır takır yüz!
He ya, akrep bizim buralarda da çocuk öldürüyor! Üstelik bir mahallenin değil bir ülkenin adı Çocuk Mezarlığı!
...
Kaygıları ya da kaygının bi tık ötesinde olup bitenleri çocuk bölünmüşlüğü üzerinden verdiğinizde, niyeyse onların diliyle anlatma gereği doğar hep. Çocukça konuşulunca tüm yetişkinlerdeki kara delik titrer birden. Kendi çocukluklarıyla kurdukları bağ mıdır, kendi çocuklarına duydukları uzaklığın farkındalığı mıdır nedir, titretir bir yerleri işte. Çocuğa kıyılamaması ya da kıyıldığında bıraktığı sarsıcılık bu yüzden.. Bir tür özür işte: "Seni koruyamadık akrepten, sana doğayı iyi anlatamadık yavruummm..."
Ege’de dağın denize yüzünü yangın artığı döşüyle döndüğü yerde çok kanıksanmış bir halde karşımıza çıkan "Çocuk Mezarlığı", tüm bu dertlerin mavi mavi anlatıcısıdır...
Hayata kalansa 100 km’dir artık!