AKP “muhalefette” yaşayamaz. İktidar bir havuz, AKP havuzun içinde balık. Havuzdan çıkarsa, karaya vuran balık gibi çırpınır durur.

Şu hale baksanıza. Erdoğan tam “diktatör” olacağım diye hazırlanırken, girdiği seçimden vurgun yemiş gibi neye uğradığını şaşırdı. Şaşırdığı için, önündeki “B” planını da ağzından kaçırdı. Daha “milli irade”nin “koalisyon kurun” lafının hiçbir gereği yapılmadan, bu ülkede “koalisyon kurulamıyor” sonucuna varılmadan, “erken seçim” zorunluluğu ortaya çıkmadan, Erdoğan’ın borazanı Yeni Şafak seçimden bir gün sonra “sandıktan koalisyon” değil, “erken seçim” çıktı diye ağzından “B planını” kaçırıverdi.

Keşke ağızlardan kaçan bu kadar olsa... Bir de “elden kaçanlar” var. “B planının” hayata geçirilme yöntemi olarak ülkede “şiddeti” yeniden kışkırtma işi de, silah tetiğindeki parmağın “kaçmasıyla” seçimden sadece 2 gün sonra, 9 Haziran’da uygulamaya konuldu. Evet, 7 Haziran’da seçim yapıldı. 8 Haziran’da “erken seçim” planı ağızlardan kaçtı. 9 Haziran’da ise “erken seçime kaos yoluyla gitmek” üzere Amed’de kan döküldü.

Bu aculluk ve şaşkınlık, AKP’nin uğradığı şokun sonucuydu. Aslında Erdoğan “ansızın uykusundan hakiki bir cumhurbaşkanı” gibi uyanacak, gayet ılımlı bir “balkon konuşması“ yaparak “milli iradeyi öpecek”, ardından Davutoğlu bu “ılımlı rüzgarla yelkenlerini doldurup”, partileri teker teker dolanacak. Her şey böyle güzel güzel giderken, tahmin edilenler olacak. 45 gün dolmadan ya da biraz uzatılarak, ekonomide ilk kriz belirtileri büyüyecek, insanlar ceplerindeki paranın hızla azaldığını anlayacak. Onlar bunu anladıkları sırada da, “körolasıcalar” silahları ateşleyecek. Kürt gençliğinin sabrıyla tehlikeli bir şekilde oynanacak. İçeriye sızdırılmış ajanlar ortalığı karma karışık edecek. 

Kendi planlarını kendi elleriyle açık ettiler.

Yollar tam tıkanırken, ansızın “Gül faktörü” ortaya çıktı.

Buyurun Gül’ün danışmanının yazdıklarını okuyun. Karaya vuran AKP balığı şimdi Gül’ün ortaya çıkmasıyla birlikte kendini paralayacak kadar çırpınmaya başlıyor. Kriz derinleşiyor. Abdullah Gül “Başbakanlığa” hazırlanmış gibi görünüyor. AKP kongresi pek yakın. Fehmi Koru Erdoğan’a “Saraydan çık köşke buyur” diye yazılar yazıyor. 

Türkiye AKP’nin iç çelişkilerine kurban edilmemeli.

İster Davutoğlu ile ister Gül ile yürüsün, AKP, “hızla kaos yoluyla erken seçim” yolundan çıkmalı. MHP ile birlikte “savaş ve çözümsüzlük” alternatifini unutmalı. CHP’nin dışarıdan desteğiyle mi olacak, yoksa AKP-CHP “büyük koalisyonu” mu kurulacak, Türklerin bu iki büyük partisi halkın karşısındaki sorumluluklarını yüklenmeli.

AKP çözüm masasını devirdiği için, diktaya yöneldiği için, Ortadoğu’da mezhep savaşına bulaştığı için, çalışan insanlara karşı Türkiye’yi bir iş cinayetleri ülkesi ve kadınlara karşı Türkiye’yi bir “homongolos”a çevirdiği için, CHP ise bütün bu gidişe kendi iç cambazlıkları ile fırsat verdiği için, açılan yaraları sarmak ve yaratılan tehlikeleri birlikte ortadan kaldırmak işi onların omuzundadır.

İşte böyle olursa, atacakları bütün demokratik adımları, Türkiye’nin bütün demokratları destekleyecektir.

Şunu söyleyelim:

Böyle bir uzlaşma yolu dışında, Abdullah Gül “rüzgarıyla” Türkiye’yi “erken seçime” götürmeyi ve AKP’yi yeniden “tek parti iktidarı” haline getirmeyi düşünen varsa, bu düşünceden hemen vaz geçmeli. Çünkü içi karışan AKP’yle ve bu devlet erkiyle ve bu anayasayla “erken seçime” barış içinde gitmenin önünde korkunç engeller bulunuyor. Bu engellerin başında “AKP derin devleti”, AKP’nin kavga ettiği bütün “rakip devletler”, DAİŞ, bulunuyor. Gül’ün gülümseyerek koalisyonları bir yana itip, “erken seçime” gideceği yolu bu güçler “kaos yolu”na çevirmekte tereddüt bile etmeyecekler.

Diyelim ki erken seçime Gül’le gideceksiniz. HDP’nin taleplerini yerine getirmeden, Öcalan’ın özgürlüğü, çözüm süreci, demokratik bir anayasa olmadan, “erken seçime” barışçı yolla gidemezsiniz. Bunu bilin, ondan sonra ister Gülle, ister Davutoğlu ile ister Erdoğanlı, ister Erdoğansız nereye gidecekseniz gidin...