‘Ey anneleri korkutan,
bizi yaşatan hayat
günler perişan’
Bugün “Dünya Emekçi Kadınlar Günü.” Bugün onun günüymüş... Bugün yine onun adına kutlamalar, anmalar olacak ama o bunun farkında bile olmayacak... O yine yollarda olacak, can telaşında, ekmek derdinde, sıla özleminde...
***
Amed’de Suriçi’nde bir mahalleli… Adı Cemile...
Acılar sarmış solgun yüzünü, hüzne yedirmiş sanki esmerliğini... O şimdi ‘görülmüştür’ damgalı mektupların sahibi. Yakılmış, yıkılmış virane köylerin kılıç artıklarından... Eşi cezaevinde gün sayıyor... Dünyanın bütün acılarını kollarında büyütmüş sanki. Dinmek bilmez acılarla kim bilir kaç yaz geçti? Üç öğün sulanan teneke saksılarda kaç ayrılık çiçek açtı, kaç yara katmerleşti?
Adı: Cemile... Tahsili: İlkokul terk... İş: Gündelikçi...
İki odalı bir kondu... Kendinden parçalar koymuş duvarlarına -üç çocuk ve kayınpeder... Kayınpeder iki yıldır yatalak. Geçen yaz da gözlerine kara perdeler indi... Büyük oğlan yıllar önce ‘faili meçhul’e gitti... Ortancası on yedisinde, pazarda işportacı... Küçük kız gecikmeli de olsa, bu yıl okullu oldu. Kızın adı Gulizar... Mahalleli çocuklar ona ‘Gule’ diyorlar...
***
Adı: Cemile... Gülün anası...
Acısı yıldırmadı onu, bırakmadı kendini. Umarsızlık boğazında düğümleniyor; yüreğinde gelgitler, giderek daralan ve kararan... Bütün gün yorgun argın...
Her sabah yeniden onarıyor kendini. Hüzünler bohçalayıp yollara düşüyor gün doğarken kente. Sabrın sınandığı yollarda yalnız, uykusuz... Her gün yeni bir ölüm, her sabah biraz daha artıyor sızı ve çoğalıyor saçlarında beyazlar, al perçemli bir bahar kollarında titrerken, bir ırmağın akışını taşır, nerede başlayıp, nerede bittiği belli olmayan, geçmiş yılları anımsar, titrer yorgun yüreği, çözüp yağmur bulutlarını gözlerinden sessizce ağlar, gece onu, o geceyi emzirir.
Adı: Cemile...
Her gece beklenmeyen bir konuktur yalnızlık. Düşlerini uçurumlar giriyor, kopuk kopuk resimler... Araba sirenleri, daktilo tıkırtıları, mahkeme kapıları... Soluk soluğa kan ter içinde uyanıyor her gece, kuruyor dili damağı, karpuz çatlatan soğuk suları düşünüyor, pınar başlarını, yayla çadırlarını... Özlemin uzak sesine kulak veriyor. Duvarlara asılı fotoğraftan güne aykırı bir resim gibi gülümsüyor ve bakışları bölüyor geceyi orta yerinden... ‘Al beni bu yanık türkülerden’ diyor. ‘...Gözümde tütüyor, bir dahaki görüşe çocukları da getir... Gelirsen bir parça rüzgar doldur heybene, biraz yağmur, biraz toprak kokusu... Kırları özledim. Yolları, çayırları... Doru tayın yelesini... Tan yerinin kızıllığını, suların serinliğini... Kokunu özledim, nefesini...’
***
Gün ağarıyor: Beyaz badanalı, toprak damlı kondunun sokağa bakan penceresinde bir kadın. Adı: Cemile...
Kaç minareden birden kaç ezan. Günün ilk haberleri…Açlık grevleri… Pozantı Cezaevi… Roboskî katliamı… Avrupa Birliği... Gayrı safi milli hasıla... Kişi başına düşen sabır ve kahır... Hüznün kotası... Acının çetelesi... Dünya Emekçi Kadınlar Günü….
***
Bulaşıcı bir hastalık gibidir, alışmak kötü şeydir. Farkı yoktur bir acıyı yazmaktan, buruk bir ezgiden, bir nakarattan. Her mevsim yürürlüktedir, eski bir alışkanlıktır burada.
Eski bir alışkanlıktır buralarda, alışmak kötü şeydir. Yokluk öyle bir ejder ki buralarda, bin masala yetecek kadar zehirli... Birçok Cemile... Her biri yırtık bir resmin figürleridir. Ağıtlarda sarmalanmış ömürlerin öyküleridir.
Bulaşıcı bir hastalık gibidir, alışmak kötü şeydir. Farkı yoktur bir acıyı yazmaktan, buruk bir ezgiden, bir nakarattan. Her mevsim yürürlüktedir, eski bir alışkanlıktır burada... Zaman kırık bir keman gibi...
Adı: Cemile
Gözlerinde acının bin yıllık tarihi var. Issız bir ada gibi... Yaralı bir ceren sureti gibi. Tutku yaşından büyük gösteriyorsa, sağır ve dilsiz geceler sorumludur... Yoksulluk ve bu zulüm iklimi...
***
Adı Cemile... ‘Gülün anası’ diyorum ona...
Ve onun şahsında tüm emekçi kadınların gününü kutluyorum
Gülün anası