
BERFİN BAÐDU
Yine soğuk bir kış kapımızda ve kapıyı açtığımızda yüzümüze direniş çığlıkları çarpıyor. Soluklarımız kesiliyor ama düşmüyoruz. Yüreklerimiz üşümüş acıdan ama durmuyoruz. Soğuk bir kış mevsiminde duyduk sesini ve kışı yaktık. Soğuk bir kıştan aldık seni. Direnişinizle yanıyordu kışlar hem de en büyük alevlerle.
Ezberden kaçıp samimiyeti olan bütün kelimelerle yazmak istiyorum seni. Seni yazarken hep zorlandım ben, şimdi de öyle. Fakat yaşadıklarınızın yanında yazmak o kadar ufak bir şey gibi kalıyor ki! Onun için borçluyum seni yazmaya güzel arkadaşım, yoldaşım borçluyum. Birlikte bisiklete binip gazeteleri dağıttığımız günlerin anısına borçluyum. Bana her defasında hayat dersi verip beni doğrulara sürüklediğin için ben sana borçluyum Rohat…
Gülüşlerin kaldı avuçlarımda, sesim soluğuma kaçtı. Aldım gülüşlerini yanaklarıma sürdüm bitmesin diye. Sesindeki o berraklığı buldum ben Fırat’ta, sen Dicle’ye akıttın. Öfkeni alıp her yere saçtık. Umudun tükendiği kahredici zamanlarda umudu taşıdınız dünyaya sesinizi duymasalar da. Ama tarih yazdı hepsini ve bir gün ama bir gün mutlaka kusacak onların yüzünün ortasına. Sen Apê Musa’ya sıkılan kurşunu çevirdin onlara, kendi kurşunlarında boğuldular adeta. Sen değildin yanan, onlardı…
Hani derler ya bir insanı hangi yaşta tanırsan gözlerinde hep o yaşta kalırmış diye, sen gözlerimde hep çocukluğumdaki gibi kaldın. Hiç büyümedin aslında, hep o çocukluğumdaki cesaretinle kaldın bende. Eline aldığın gazeteyi ne kadar çok severdin sen… İsmi gibi, sen ülkesinin özgürlüğüne âşık biri oldun. Zaten seni sonsuzlaştıran da bu aşk değil miydi direnişin kalbinde! Tam da sana yakışan bir ölümdü bu… Seni yüceltti, sen özde buydun. Nasıl ölünmeli gerçeği sizlerde somutlaştı bir kez daha.
Senin gerçeğinde buldum gözlerimi, kaybettiğimiz o değerli zamanların boşa harcanmasının acısını gerçeğinde buldum. Senin gerçeğinde çocukluğuma döndüm bisikletle ve seni buldum orada. Ellerim dokundu gazetelere senin ismini, rengini buldum onlarda. Ben seni buldum arkadaşım kalbi özgürlükle atan milyonların içinde. Her bir sözünüz kazındı beyinlerimize biz sen olduk, Mehmet Tunç, Mehmet Yavuzel, Sêvê ve Asya olduk. Biz gerçeğimizle buluştuk, halaya durduk, zılgıtlar çektik, türküler söyledik ve biz kışın soğukluğunda kıvılcımları her yere yayılan alev olduk. Yağmur yağdı filiz olduk. Biz sen olup aktık yoldaşım.
Rohat, sen artık sadece Rıha’nın değil sen, Cizre’nin de, bütün Kürdistan’ın da yiğit bir evladı oldun. Bugün seni senin kaleminle, senin sesinin eşliğin de yazıyoruz Lawê Pirsûs’ê. Senin gülüşünü almışız yanaklarımıza, tıpkı senin gibi bağlanıyoruz ülkenin aşkına seninle… Biz sizinle yeniden doğduk, yeniden âşık olduk toprağımıza. Ağıtlar yakmadık arkanızdan, yas tutmadık, yılmadık çünkü biz direnmeyi de iradeli durmayı da sizlerden öğrendik. Mehmet Yavuzel’in annesi bodrum katında diyordu ki ‘ben ağlamıyorum, onlar ağlasın. Ben düşmanımın karşısında ağlamıyorum. Ben görüyorum, o yükseklerde uçuyor’ işte böyle bir duruşu yarattınız siz. Onun için borçluydum seni yazmaya yoldaşım borçluydum…
Rohat Aktaş anısına…