
Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Olağanüstü Genel Kurulu, BDP Diyarbakır İl binasındaki Vedat Aydın Konferans Salonu'nda yapıldı. Genel Kurula, BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, DTK Eşbaşkanları Ahmet Türk ile Aysel Tuğluk, bölgedeki 715 sivil toplum örgütünün bir araya gelerek kurduğu komisyon üyelerinden GÜNSİAD Başkanı Şah İsmail Bedirhanoğlu, BDP'li milletvekilleri, BDP il ve ilçe başkanları, belediye başkanları, Kuzey Kürdistan ve Türkiye kentlerinden gelen halk delegeleri ve kanaat önderlerinin de aralarında bulunduğu yüzlerce kişi katıldı.
Genel Kurul, divan oluşumunun ardından, dün Bitlis yakınlarında meydana gelen trafik kazasında yaşamını yitiren BDP Kars İl Başkanı Halis Özen ile İl Saymanı İzzet Varlı şahsında demokrasi mücadelesinde yaşamını yitirenler anısına yapılan saygı duruşuyla başladı. Toplantının açılış konuşmasını DTK Eşbaşkanı Ahmet Türk yaptı. Türk, konuşmasının büyük bölümünü Ortadoğu'da yaşanan gelişmeler, "KCK" adı altında yürütülen operasyonlar, Öcalan üzerindeki tecrit ve yeni anayasaya ayırdı. Kürt halkının kendi öz dinamikleriyle özgürlük mücadelesini yürüttüğünü dile getiren Türk, "Demokratik Özerklik Kürt halkının, Türk halkıyla eşit, özgür bir birliktelik projesidir. DTK olarak Kürt halkının siyasi statüsünü gerçekleştirmek ve halklar arasında kardeşleşmeyi gerçekleştirmek istediğimizi herkesin bilmesini istiyoruz. Artık 20 milyon Kürt'ün mevcut Türk devletinin politikalarıyla yönetilemeyeceğinin anlaşılması gerektiğini belirtmek istiyoruz. Başta birlik ve demokrasiden söz ederken kendi içimizde de demokratik birliği gerçekleştirmek istiyoruz" şeklinde konuştu.
Genel Kurul'da yürütülecek tartışmaların demokratik birliği güçlendireceğini ifade eden Türk, "Farklı görüş ve düşüncelerin burada ortaya çıkması Kürt mücadelesine güç katacaktır. Bir halkın geleceği için aynı duyguları paylaşıyorsak birbirimize tahammül göstermemiz gerekiyor. Çünkü demokratik siyaset Kürt halkının aynasıdır" dedi. DTK'nin örgütlü yapısını Kürdistan'ın her noktasına taşımak zorunda olduğunu ifade eden Türk, "Halkın taleplerini doğru okumak ve projelerini ortaya koymak zorundadır. Çalışmalarımızı eksik yaparsak tarih önünde sorumluluğumuz halkımız tarafından unutulmayacaktır" dedi.
Kör mantık işletiliyor
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecride dikkat çeken Türk, "Bu kadar barış, kardeşlik ısrarını dile getiren Sayın Öcalan çok ağır bir tecrit altındadır. Böyle bir kör mantık işletiliyor. Bir daha buradan çağrı yapıyoruz; silahlarla, zindanlarla bu halkı susturamazsınız artık. Bu halk 90'lı yıllarda faili meçhul cinayetlerin işlendiği süreçte boyun eğmedi, direnişinden vazgeçmedi. Bu süreç karşısında da boyun eğmeyecektir" dedi.
Türk, çağrılarını şöyle sürdürdü: "Kürt halkının sorununu, Kürt halkından kopararak, demokratik taleplerden kopararak Kürt sorununu çözemezsiniz. Kirli politikalarla bu halkı sindiremezsiniz. Demokratik bir cumhuriyet, demokratik bir gelecek Kürt halkının ve hepimizin geleceğidir. Ortak, adil, eşit bir ülkede bir arada yaşama tahammül etmeye çağırıyoruz."
Süreç lehimize olacaktır
Sürecin özgürlük mücadelesi verenlerin lehine gelişeceğini; artık Kürtler bir statüye sahip olacağını ifade eden Türk, "20 milyon Kürt, artık köle-efendi ilişkileriyle yönetilemez. Mutlaka Kürtlerin statüsünü belirleyeceğiz ve kazanacağız. Herkesin bunu kabul etmesi ve görmesi gerekiyor. Siyasetimizi, taleplerimizi çok açık bir şekilde dile getiriyoruz. Kürt halkının bu talepleri ciddiye alınması gerektiğini belirtiyoruz" şeklinde konuştu.
Basına kapalı devam etti.
Türk'ün yaptığı açılış konuşmasının ardından Genel Kurul basına kapalı sürdü. Genel Kurul, sonuç bildirgesi ve karar komisyonlarının oluşturulması, tecrit, ulusal birlik ve konferans, yeni anayasa çerçevesinde siyasal gelişmelerin değerlendirilmesi, faaliyet raporlarının okunması, Daimi Meclis için önerilerin alınıp sunulması, sonuç bildirgesinin görüşülmesi gündemleri ile devam etti. Dün öğle saatlerine kadar devam eden toplantıda, delegelerin büyük bölümü kürsüye çıkarak sürece ilişkin görüşlerini aktardı, yoğun tartışmalar yürütüldü.
Genel Kurul'un sonunda sonuç bildirgesi kamuoyuna deklare edildi.
Sonuç bildirgesi DTK Eşbaşkanı Aysel Tuğluk tarafından okundu. Kuzey Afrika ve Ortadoğu'da baskıcı rejimlere karşı halk hareketleri gelişirken ve büyük bir değişim yaşanırken, Türkiye'nin ise askeri vesayet sisteminden polis rejimine doğru hızla gittiğini belirten Tuğluk, "AKP hükümetinin 10 yıllık uygulamaları ile 80 yıllık Kemalist Cumhuriyet'in uygulamaları arasında özü itibarıyla Kürt halkı açısından değişen hiçbir şey olmamıştır" şeklinde konuştu.
Siz de sonuç almayacaksınız
"KCK" adı altında yürütülen operasyonlara dikkat çeken Tuğluk, "Sadece, legal siyaset yaptığı için 6 bini aşkın Kürt siyasetçi cezaevine konulmuştur. 140'ı aşkın seçilmiş belediye başkanı, meclis üyesi, il genel meclis üyesi cezaevindedir. Savunma hakkının vazgeçilmezi olan avukatlar cezaevindedir. Öğrenciler, gazeteciler, aydınlar; kısacası muhalif olan, biat etmeyen herkes, cezaevine konulma tehdidiyle karşı karşıyadır" dedi. Tuğluk, "Bütün bu uygulamalar, AKP'nin askeri vesayet yerine kendi siyasi vesayetini kurduğu açığa çıkmıştır. Roboski katliamıyla AKP iktidarı halkın üzerine bombalar yağdırarak bu işi katliama götürecek kadar çılgınlaşmıştır. Yüksek bir sesle haykırmak isteriz ki, Çiller nasıl sonuç alamadıysa siz de sonuç alamayacaksınız. Hükümetin ve muhalefetin demokratik kamuoyunun bilmesini isteriz ki, DTK'nin tüm delegeleri cezaevine konulan siyasetçilerin yargılandığı eylem, fiil, düşünce neyse ona katılmaktadır. Aynı düşünceyi gerçekleştirdik, bundan sonra da gerçekleştirmeye devam edeceğiz" ifadesinde bulundu.
"Sizler de hükümet olarak çok iyi birliyorsunuz ki polis devleti uygulamanızın temel hedefi Kürt halkının seçilmişlerine, siyasetçilerine ve değerlerine sırt çevirmeye yöneliktir" diyen Tuğluk, "Zulme asla boyun eğmeyeceğiz. Yürüttüğünüz bu politikanın ne anlama geldiğini Kürt halkı çok iyi bilmektedir. Bu amacın Kürtlere hak tanınmaması adına yapıldığını bilecek kadar politize olmuş bir halktır. Kürtlerin büyük emekle yarattığı demokratik kurumlaşmalarını, örgütlenmelerini hedef almanın başka bir anlamı yoktur. Hiç kuşku yok ki, bu politikalar nasıl 90 yıldır sonuç alamadıysa, bugün de sonuç alamayacaktır. Buna karşı alınacak tutum, hiç kuşku yoktur ki, zulme karşı direnmek, demokratik ve meşru bu mücadeleyi devam ettirmek olacaktır" diye konuştu.
Öcalan’nın konumu
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecride dikkat çeken Tuğluk, "Sayın Öcalan'a uygulanan ağırlaştırılmış tecrit ve sayın Öcalan'a özel yasalar çıkartmak bu politikanın yaşama geçiş halidir. Bir kez daha hükümetin ve demokratik kamuoyunun bilmesini isteriz ki, Kürt halkı siyasetçileriyle, kurumlarıyla hiçbir değerine karşı ve halkın temel değerlerine karşı asla sırtını dönmeyecektir. Şeyh Said, Seyit Rıza, Melle Mustafa, Qadî Muhammed neyse Sayın Öcalan da halkımız için odur. Tecrit politikasıyla sonuç alınacağını düşünenler büyük bir yanılgı içerisindedirler. Bu politikalar, Kürtleri devletle arasına mesafe koymaya itecek, birlikte yaşama arzusunu zedeleyecektir" şeklinde konuştu. Tuğluk, "Tüm kamuoyu tarafından bilinmektedir ki, 12 yıldır İmralı'da tecrit koşullarında tutulan Sayın Öcalan, Kürt sorununda barışçıl ve demokratik çözümü için bir barış stratejisi izlemiş ve bu çabalar protokoller şeklinde somutlaşmıştır. Kürt halkının barış ve çözüm umutlarını giderek arttıran bu gelişme, Türkiye kamuoyu tarafından da desteklenmişti. Gelinen aşamada tecrit ve toplumdan izolasyon politikasının çözüme hiçbir katkı sunmadığı ve gerilimi daha da arttıracağı açıktır. Çözüm askeri siyasi operasyonlarda değildir; çözüm tecrit uygulamasında değildir; çözüm müzakerededir. Müzakereler kesildiği yerde tekrar başlamalıdır. Müzakerelerin başarıyla sürdürülebilmesi için ve sonuç alıcı olabilmesi için Sayın Öcalan'ın müzakereye katkı sunabileceği olanaklara sahip olmalı ve özgürce siyaset yapabilmesinin koşulları yaratılmalıdır" dedi.
Demokratik Türkiye, Özerk Kürdistan
DTK olarak Kürt sorununu Kürt halkının millet olarak haklarını kullanamaması sorunu olarak gördüklerini ifade eden Tuğluk, sorunun aynı zamanda bir anayasa sorunu olduğunu ve çözümünün de anayasal olması gerektiğini söyledi. Tuğluk, "21. yüzyılda 12 Eylül rejiminin dayattığı anayasayla yürünemeyeceği açıktır. Bununla birlikte anayasa yapım süreci ve nihayetinde yeni anayasa Kürt sonunun çözümüne katkı sunmalıdır. Sorunun çözümü bir başka anayasa yapım çalışmasına ertelenmemelidir. Bu itibarla da Kürt halkının yeni bir başlangıç ve birlikte yaşamak için ve akan kanın durması için yeni bir toplumsal sözleşme olacak anayasa yapım sürecinde yer almak istiyoruz. Her şeyden önce yeni anayasa Kürtlerin kendi coğrafyasında dilini, kimliğini, kültürünü özgürce yaşayıp geliştirebileceği, gelecek nesillere aktarabileceği anayasal güvenceye bağlanmalıdır. Katı merkeziyetçi anlayışın Türkiye'yi 21. yüzyıla taşıyamayacağı açıktır. Bu itibarla siyasi statü olarak demokratik özerklik çözüm modeli kongremiz zaten ortaya koymuştu" şeklinde konuştu. "Herkes çok iyi bilmeli ki, Kürtler dilsiz, kimliksiz ve statüsüz bir birlikte yaşamayı reddetmektedir" diyen Tuğluk, "Bu dayatma köleliğin sürdürülmesi, dayatması anlamına gelmektedir. Birlikte yaşam önerimiz ve arzumuz demokratik Türkiye, Özerk Kürdistan şeklinde formüle edilmiştir. Şüphesiz ki, bölgesel yönetim sadece biz Kürtler için değil, Türkiye'nin tamamı için önerdiğimiz idari ve siyasi bir yönetim modelidir" diye konuştu.
Zulme karşı birlikte duralım
21. yüzyılın başındayken Kürt halkının, siyasetçilerine, aydınlarına dindarlarına, zenginine, yoksuluna düşen görev ve sorumluluğun çok büyük olduğunu kaydeden Tuğluk, "Halkımızın özgürlüğü, özlem duyduğu onurlu barış, birlik olmaktan geçer. Birlik, ortak paydalarda buluşmayı ve ortak mücadeleyi gerektirir. Gün, ayrıksı durmanın günü değil; gün, zulme karşı birlikte durmanın günüdür. Halk olmaktan kaynaklı haklarımızın kazanımı ve hukukumuzun garanti altına alınması için Kürdistanlıların birlikte yürüme günüdür. Baskıya, ret ve inkar politikasına karşı; gün, ahlak ve vicdan sahibi herkesin dayanışma içerisinde olması günüdür" dedi.
DİHA/AMED