Siyasi gündem çok yoğunlaştı ve kızıştı. Yaklaşan 31 Mart seçimleri, Türkiye’nin Rojava’yı ve güney Kürdistan’ı işgal planları, Leyla Güven öncülüğünde başlayan tecride karşı açlık grevleri içiçe geçmiş durumda. Zaten hepsi de birbiriyle bağlantılı gelişiyor.

Erdoğan şefliğindeki faşist diktatörlük HDP’yi her yöntemle susturmayı, işgal ve katliamlarla halkı bastırmayı hedefliyor. Sayın Öcalan üzerindeki süregelen tecrit zulmü de bununla doğrudan bağlantılıdır.

Amaçları halkın özgür iradesini kırmak, teslim almak ve halkın özgürlük mücadelesini bastırmaktır. Her alanda yaptıkları insafsız saldırılarda özgür halk siyasetini devre dışı bırakmak, etkisiz hale getirmek istiyorlar. Yüzyıllık statüko parçalanırken yeni statükoda da Kürdistan üzerindeki zulmü sürdürmek, sömürgeciliği daimi kılmak istiyorlar. Bu süreçte gelecek yüzyıl ve belki de yüzyıllar belirlenecektir.

Örneğin yapılacak olan seçimler ne kadar hileli-dolanlı olursa olsun basit bir yerel seçim değildir. Yani sadece yerel yöneticiler seçilmeyecek, bu faşist diktatörlük için bir referandum olacaktır. Birçok iç ve dış güç odağı şimdiden seçimlere odaklanmış durumdadır. Zaten bu nedenle bu kadar çok saldırı, sahtekarlık ve kavga konusu oluyor. HDP’de birleşmiş olan demokrasi ve özgürlük güçleri seçim alanlarını faşist diktatörlüğe bırakmayacaktır. Resmi sivil tüm güçleriyle, medyasıyla saldırıya geçen faşist çeteye karşı mücadeleyi geliştirmek kolay değildir ama günümüzün en önemli görevidir. HDP son üç genel seçimde barajı aşarak Türkiye ve Kürdistan siyasetinde tıkanmanın açılabileceğini gösterdi. Yerel seçimlerde de hem kayyımları kovalamak hem de genelde barajın çok üzerinde bir oy almak gerekiyor. Çalsalar da çırpsalar da, hayali seçmenlerle gelseler de, seçim kurullarında hileler yapsalar da HDP’nin başarılı olması mümkündür. Ayrıca bunu kendileri de çok iyi bildikleri için çok korkuyorlar. Bu nedenle bu kadar saldırıyorlar.

CHP-İyi Parti ittifakı kendilerini diktatörlüğe karşı muhalefet ilan ettiler. Ama hiçbir konuda ciddi bir muhalefetleri yok. Tam tersine diktatörlüğü her alanda destekliyorlar. Örneğin Efrîn’deki işgali destekliyorlar. “Evet ama yetmez, bütün Rojava’yı da işgal edin” diyorlar. Kürdistan’da yapılan bütün katliamları destekliyorlar. HDP’li vekilleri zindana gönderirken Erdoğan ile işbirliği yaptılar. Halen de bu iktidarın bütün halk düşmanı politikalarını destekliyorlar. CHP, Leyla Güven’in zindanda esir tutulmasına ve tecride karşı 73 gündür süren direnişine ne diyor? Öcalan üzerinde yıllardır süren tecride ne diyor?

Herkes şunu anlamalı ki Türkiye’de Kürtler olmadan, Kürtlerin katılımı ve desteği olmadan demokrasi olmaz. Bunun için de Kürt halkının temel demokratik haklarının kayıtsız şartsız tanınması ve buna dayalı demokratik bir çözümün bulunması gerekir. Bu olmadığı sürece tektekci dikta kafalarıyla bir adım ileri gidilemez. Tam tersine inkarcı imhacı kafaların elinde patlama noktasına gelmiş sorunların içinde boğulup gideriz. Kürtlerin taleplerinden kaçarak ancak ve ancak faşizmin kuyusuna düşülür, faşizmin kucağına oturulur.

İşte sayın Öcalan üzerindeki tecrit ve sayın Leyla Güven’in buna karşı başlattığı direniş bu açıdan bir dönüm noktasıdır.

Faşist diktatörlüğün bütün zulüm politikaları bugün gelip Sayın Öcalan üzerindeki tecritte düğümlenmiştir. Bu nedenle önce bu düğümün çözülmesi gerekiyor. Öcalan üzerindeki tecrit kırılmadıkça hiçbir konuda halk ve insanlık lehine bir adım atılamaz. Türkiye siyasetinde etkili olan herkes ve her kurum bunu bir an evvel anlamalıdır. Yoksa inkar ve imha politikasında inat ettikleri ölçüde çıkmaza girip sorunları daha da büyütecekler ve içinde boğulacaklardır.

Uluslararası politikanın acımasız çarkları nasıl dönerse dönsün sonuçta kendi iradesine ve özgür halk-özgür insan bilincine sahip olanların mücadelesi belirleyici olacaktır. Zafer bu bilinçle direnen ve savaşanların olacaktır.