‘Arap Baharı’yla birlikte dünyanın gözü şimdi Türkiye ve Suriye’ye yönelmişken, bölgede Kürtlere karşı yeni bir inkar ve imha politikası geliştirilmek isteniyor. Arap Birliği’nin Esad rejimine yönelik aldığı yaptırım kararları, Türkiye ve Batı’ya askeri müdahale de dahil çeşitli yaptırımlar için yeşil ışık anlamına geliyor. Emperyalistler eski elitlerinin yerine yeni elitlerini devreye koyma çabasındadır. Bugün onların Arap dünyasındaki bütün çabaları Bin Ali ve Mübareklerin yerine yenilerinin yaratılmasıdır. Şu anda Davutoğlu ve Erdoğan bu yeni elitler içinde yer alıyor.
Arap dünyasında isyanların başladığı günden beri, Türkiye kamuoyu öyle bir ruhsal şekillenme içine girdi ki, Suriye’ye karşı Amerika ve NATO’yu çağırmak neredeyse gurur verici bir durum gibi gözüktü. Müslüman Kardeşler’in öncülüğünü yürüttüğü ve Türkiye’nin de her alanda desteğini aldığı bazı odaklar ise iki farklı temel görüşe sahiptir. Bunlardan birisi, izledikleri siyasi çizgidir. Suriye rejimin baskı ve zulmü kimin eliyle son bulacak? Bu pek mühim değildir. İkinci nokta ise kendi menfaatleri uğruna ölen insanların ve yaşanılacak mezhep çatışmalarının ortaya çıkaracağı sonuçları görmezlikten gelmeleridir.

Khoja’nın kaçamak cevapları

Geçtiğimiz günlerde İstanbul’da Suriye Ulusal Konseyi Merkez Komitesi üyesi Dr. Khaled Khoja ile bir araya geldim. Görüşmemizde Ulusal Konsey’in Suriye’nin geleceğine yönelik görüşlerini ele aldık. Bir dış müdahaleye ilişkin soruma Khoja, Erdoğan’ın dilinde cevap verdi. Esad, saldırıları durdurması için yeterince uyarılmış, sanki iş işten geçmiş, artık geriye bir tek Türkiye’nin müdahale seçeneği kalmış gibi konuşuyordu. Ulusal Konsey’in Esad rejiminden talepleri konusundaki soruma ise Khoja’nın verdiği yanıtlar şöyle: 1- Esad tüm askeri birliklerini geri çeksin, 2- reformları uygulamaya başlasın, 3- iktidarı terketsin. Bu üç talebi gözönünde bulundurursak, muhalefetin ne kadar büyük bir perspektifsizlik içinde olduğu görülecektir. İktidar, reformları gerçekleştirecekse nasıl görevi bırakacak? Ya da Esad çıkıp gidecekse ne diye reform yapacak ki?
Diğer yandan Khaled, Konsey içinde Güneybatı Kürdistan’da toplumsal zemini olmayan bir iki kişiyi Kürtlerin temsilcileri olarak göstermeye çalışması da gözümden kaçmıyor... Bu arada Khoja’ya‚ Esad’sız bir Suriye’de Kürtlerin özerklik talebini nasıl karşılayacaklarını sordum. O ise “Esad’sız bir Suriye’de her şey tartışılır” şeklinde yuvarlak cevaplar veriyor. Bu da daha önce Kürt partisi PYD’nin Türkiye ve Suriye Ulusal Konsey üyelerinin Esad sonrası Suriye’de Kürtlere hiçbir hak verilmemesi konusunda bir anlaşmanın sağlandığı şeklindeki iddiaları güçlendiriyor. Dahası da, ‘Kürtler önce kendi aralarında ne istediklerine karar vermeli’ şeklinde konuşuyor, dış müdahale istemeyip, kendi öz dinamikleri değişim ve dönüşüm sağlayarak demokratik bir sistem isteyen Kürt parti ve grupları da rejimin işbirlikçileri olarak suçluyor.
Son olarak bir dış müdahaleye ilişkin soruma Khoja ‚“biz Suriye’ye karşı bir askeri müdahaleye karşıyız, biz siyasi ve askeri bir ambargodan yanayız” diyor ama “bir askeri müdahale durumunda gerekirse Türkiye tarafından başlatılacak bir dış müdahaleye de karşı değiliz” diye düşüncesini tamamlıyor. Suriye Ulusal Konseyi adına bu açıklamalarda bulunan Khoja’yı, takiben muhaliflerin öncülüğünü yürüten Müslüman Kardeşler Türkiye’den bir askeri müdahale çağrısında bulundu. Yine Khoja’nın twitter hesabındaki 9 Ekim ve 11 Kasım tarihli mesajlarındaki PKK ve PYD’ye yönelik iftiraları, AKP yanlısı medyanın Güneybatı Kürdistan’da yaşayan Kürtleri Baas işbirlikçisi gibi lanse etmesiyle örtüşmektedir. Her fırsatta Kürt’e yaşam hakkı tanımamayı kendisine rehber edinmiş Türkiye ile işbirliğine yatan Khoja’nın başkalarını işbirliği ile suçlaması ne yaman çelişki…

Arap Birliği ve Bahreyn muhalefeti

Arap Birliği’nin bir gözü görüyor diğeri ise kör... Bir kulağı duyuyor diğeri ise sağır. Geçtiğimiz günlerde Al Menar televizyon kanalının haberine göre bir Bahreynli muhalif grup, Arap Birliği Genel Sekreteri Nebel El Arabi’yi ziyaret etmek ve bir mektup iletmek için Kahire’ye gitti. Suriyeli rejim karşılarına kapılarını açan Arap Birliği, kendilerini ziyaret etmek isteyen Bahreynli rejim karşıtlarının ise ziyaret talebini reddetti. Hatta Bahreyn halkından gelen mektubu bile alma tenezzülünde bulunmadı. Mektupta, seçilmiş bir hükümet, adil bir seçim sistemi, herkesi kapsayan bir güvenliğin olması, vatandaşlar arasında ayrımcılık yapılmaması gibi talepler yer alıyordu. Amerika ise Bahreyn’deki devlet terörünü görmemezlikten gelerek oradaki petrol prenslerine alkış tutuyor. Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan’la ortak hareket ederek Bahreyn’deki direnişçilere karşı Suudi Arabistan’dan askeri birlikler sevk ediyor ve Bahreynli rejim karşıtlarına yönelik katliamlar düzenleniliyor. Bütün bunlar, isteyenin istediği kadar ‘demokrasi’, ‘reform’ kavramlarını nerelere kadar çekebileceğini de gösteriyor.

Suriye denkleminde bir diğer faktör de Hizbullah’tır. Türkiye, Hizbullah’ın Esad’a sınırsız destek verdiğini söylüyor ve eleştiriyor. Bu eleştiriye karşı Hizbullah Lübnan Siyasi Bürosu Esirler Birimi Sorumlusu Hadi Ahmed, Amerika’nın bölgeye farklı bir şekil vermek istediğini, bunu yaparken de Suriye’de mezhep çatışmalarını teşvik ettiğini belirtiyordu. Ahmed, mezhep çatışmalarının Türkiye üzerinden yürütüldüğünü vurguluyordu. Ahmed, buna karşılık Suriye’de bir demokrasi sorunu olduğunu kabul ediyor, bölge halklarının demokratik taleplerinin karşılanması gerektiğini sözlerine ekliyordu.


MUSTAFA İLHAN