Yüzyıllar boyunca; deprem, yangın, kıtlık ve iklim düzensizlikleri gibi doğal afetlerin yanında insan ölümlerinin bir diğer büyük kaynağı salgın hastalıklar olarak tarihe geçmiş. Şimdi bizde böylesi bir tarihsel süreçten geçiyoruz. Kısa bir sürede hızla yayılarak binlerce ve hatta bazen milyonlarca insanın ölümüne yol açan salgınların, imparatorlukları çökerttiği, orduları kırdığı ve toplumun psikolojisinde derin tahribatlara yol açtığı biliniyor. Sosyal medya ağlarında ve iletişim kurabildiğim insanlardan anlaşıldığı üzere çoktan virüs olarak ulaşmadan önce psikolojik olarak toplumsal etkisini çoktan göstermiş. Tarih kitaplarında, romanlarda, tarihsel filmlerde gördüğümüz sahnelerin şimdi içinden geçiyoruz. Hangi ülkede olursak olalım, gündemimiz aynı ve aynı kapatılmayı yaşıyoruz. Komplo teorileri, tarihsel süreçleri gözardı eden sosyal medya ağlarında dolaşan yanlış bilgilerden çok bilimin ve bilgiyi odağına bakmakta fayda var. Elbette ciddi bir süreç. Bu anlamda okumak için fırsat varken sağlıklı bilgiler için biraz kitap karıştırmakta fayda var!

Daha önceki yüzyılların salgınlarının adı Veba, Kolera, Sıtma vb şeklinde değişti ve şimdi insanlık Korona virüsüyle karşı karşıya. Henüz bir tedavisi aslında sürekli tekrarlanan Çin’de çıktı tezide bütünüyle hakikati göstermiyor. Örneğin üç büyük pandemi olarak tanımlanan ve milyonlarca insanın ölümüne sebep olan veba 17. yüzyılın Avrupası için bir yıkım olurken, ticaret yollarıyla Hindistan’a kadar ulaşmış. Bir yüzyıl sonra bu kez insanlık Kolera ile tanışmış Hindistan’dan dünyaya yayılmıştı. Tarihte en hızlı ülke dışına yayılan hastalık olarak tanımlanan kolera o dönem Asya, Afrika, Avrupa ve Amerika’da etkili olmuş yüzyıl içinde büyük pandemiler yaratmış. Hastalıkların ilerleme süreçleri, ticaret yolları, nehirlerin denizlere kavuşma noktaları, savaşlar vb yolları kesişiyor. Ortak nokta ise hep belirsizlik!

Bu büyük salgınlar çıktıkları yüzyılda hep belirsizlik içerisinde kalmış. Örneğin veba ya da veba zannedilen hastalığın ilk olarak Hindistan’da 500’lü yıllarda görüldüğü söylensede bu anlamda net bir bilgi bulunmuyor. Kolera kavramı ise kolera belirtileri gösteren geniş bir yelpaze için kullanılmış. Bu anlamda yapılan araştırmalar da uzmanlar ilk olarak Çin ardından Hindistan ve Avrupa’da varlık gösterdiğini ifade ediyor. Özellikle 19. yüzyılda ülkeleri pençesine alan hastalık tanımlanana kadar insanlık büyük kayıplar vermiş. İşte bu salgınlar döneminde özellikle 18. yüzyıldan sonra hep karantina yöntemi uygulanmış ama insanlık hastalığın yayılımının önüne geçememiş. Örneğin kolera kıtalararası bir tehdit haline gelerek binlerce can almış.

Örneğin koleranın kaynağı olarak ilkçağlardan sonra hep Hindistan adres olarak gösteriliyor. Bunda Hindistan’ın coğrafi konumu, dinsel, iklimsel ve toplumsal rolleri büyük önem taşıyor. Özellikle Gang ve Brahmaputra nehirleri arasında yaygın görülen hastalığın nehir aracılığıyla Güneydoğu Asya’ya uzandığı ifade ediliyor. Bu nehirlerin birbiriyle bağlantı noktaları bulunduğu, özellikle Hintlilerce kutsal sayılan Ganj’da yıkanılması ve bu nehrin sularının denizle buluşmasıyla hastalığın diğer bölgelere taşındığı tahmin ediliyor.

Artık salgınların yayılması için Gang’da yıkanan bir Hintliyi suçlayamayız ya da yüzyıllardır beslenme biçimleri farklı olan Çinlileri de. Küresel kapitalizmin tüm yan etkilerinin bir salgın gibi dünyayı kapladığı bir çağda, her birimizin cebindeki akıllı telefondan, giydiğimiz t-şörte, aldığımız ayakkabı, mevsiminde olmadığı halde yediğimiz meyve ve sebzeye uzanan ağ içerisinde salgının yayılmaması mümkün gözükmüyor. Bu sel hangi ülkeyi önüne alıp gidecek, hangi şirketler batacak, hangi yeni küresel şirketler hortlayacak bunların hesabı ve ekonomi-politiği bir tarafa insanlık olarak yeniden belirsizlik içerisinde bir salgınla karşı karşıyayız.

Koronavirüs dünya genelinde tahribata yol açmaya ve binlere bulaşmaya devam ediyor. Bilimin geldiği düzeye rağmen Kapitalizmin böylesine küresel çapta giderek büyüyen bir sağlık krizine kısa sürede gerekli çözümü sunabilmesi mümkün gözükmüyor. Biri daha bitmeden başka bir salgının başlama olasılığı teorileri konuşulurken ülkelerin sağlık birimlerinin daha mevcut virüsün testini bile uygulamaktan uzak bir yerde. Salgına karşı çalışan sağlık emekçilerin takacak maskesinin olmadığı bir kapitalist sağlık düzeni içerisinde durum daha da kötüyü işaret ediyor. İşte insanlık bir yerlinin değimiyle “beyaz adam paranın yenilmeyecek bir şey olduğunu bir gün anlayacak” misali insanlık kapitalizmin sunduğu ışıklı dünyanın yenilmeyecek bir şey olduğunu umarım anlar.

Şimdi her ülkede çıkıp televizyon ekranlarından bize evimizden çıkmamamızı salık veriyorlar. Şu şartlarda pek parlak bir çözümde gözükmüyor. Peki 15 gün bilemedin 1 ya da 5 ay sonra çıktığımızda bugünlerde hatırladığımız insanlığın ortak değerlerini, sisteme küfürlerimizi, eleştirilerimizi, ne yapılması konusundaki akıl yürütmelerimizi hatırlayıp, evimizde olmadığımız dönemde yaşadığımız kölelik zincirlerini kırabilecek miyiz! İnsanlığın küresel kapitalist çağda en büyük sınavı koronadan çok tam da bu noktada başlıyor!