Güneş kadın heval Sara’yı, 1994 Nisan’ında Botan’ın eşsiz güzellikleri içinde tanıdım. Kürdistan dağlarında tutuşan devrim ateşi 1990’lı yılların başlarında şehirleri sarmış, serhildanlarla savaş dengesini devrim lehine dönüştürmeye başlamıştı. Ancak batı ülkesi devrimcileri, ortak olan ülke devrimlerini buluşturacak tarihsel rolünü yerine getirmekten bir hayli uzaktı. Doğu ülkesinin devrimcileri, büyük bedellerle yarattıkları olanakları -devrimci olmanın gereği olarak- bizlere sunmaya hazırdı.
Artık dengeler değişmiş, 1970’li yılların Bekaa’sı 1990’lı yılarlarda Kürdistan derinliklerinde hayat bulmuştu. Bugün olduğu gibi o günün şartlarında da askeri-politik donanım için coğrafi ve maddi-manevi tüm şartlar fazlasıyla mevcuttu. Ve Kürdistan’ın doğal kalesi Cudi, tüm görkemiyle ve bağrında taşıdığı evlatlarıyla karşıladı batı ülkesi devrimcilerini.
Dört ay kadar süren yoğunlaşma süreci ardından Kürdistan’ı güneyden kuzeye adım adım kat edeceğimiz beş ayı bulan ‘uzun yürüyüş’ümüze koyulduk. Ancak daha ilk adımda bu yürüyüşte zorluklarla karşılaştık. Geçiş güzergahımızın askerlerce tutulmuş olduğu fark edilince, bunda ısrar etmenin büyük bedellere yol açabileceğini değerlendirerek planımızda değişikliğe gittik. Tercih edilmeyen güzergaha yönelik irademizi ciddi anlamda sınadığımız uzun ve de zorlu bir yürüyüş ardından, ufukta muhteşem bir kızıllık ve olağanüstü güzellikle kendimizi şirin bir derenin kenarında bulduk: Bestler! Bağrında özgürlükler ve güzellikler uğruna nice destanlar yaratılan özgürlük tohumlarının poy verip büyüdüğü eşsiz güzellik…

İlk karşılaşmanın heyecanı
Üç arkadaş ağaçların arasından çıkarak tüm içtenlikleriyle, bizi karşılayarak, konaklama noktasına kadar bize eşlik etti. Artık ayaklarımız bizi değil, biz ayaklarımızı yürütüyorduk ama tüm çabamızla dereyi geçip, karşımızda bulunan sırtı zor bela aşmayı başardık. Vadiye doğru inerken doğal kale gibi görünen görkemli kayaların içinde, başta güneş kadın heval Sara olmak üzere otuzu aşkın gerillayı gördük. Yan yana durmuş, ışıl ışıl parıldayan gözler ve merak içinde karşıladılar bizi. Bu öylesine muhteşem bir karşılamaydı ki, enternasyonal devrimci yoldaşlığın coşkusuyla adeta tüm hücrelerimiz raksa durdu! Bu coşku dolu karşılamanın özgün bir yanı da vardı. Grubumuzdan sorumlu olan Rıza Satılmış yoldaşımız ile heval Sara hapishane direnişlerinden tanışıyorlardı. Bu koşullarda tekrar karşılaşmanın gururuna ve coşkusuna tanık olmak ayrı bir heyecandı. İlerleyen günlerde hapishane direniş anıları sohbetlerin heyecan dolu konularından birisi de olacaktı

Sara her konuda öncüydü
İlerleyen günlerde gerekli görüldüğü zamanlarda nokta değişiklikleri yapsak da eğitim çalışmaları ve görevlerden arta kalan zamanlarda hep konuğumuz olan heval Sara ile bir aya yakın sohbetler yaptık. Her geldiğinde beraberinde mutlaka genç gerillalardan bir-iki kişiyi de getirip sohbetlerimize dahil eden heval Sara, bir gün alışılmışın dışında nefes nefese yanımıza geldi. Bize belli etmemeye çalışsa da sıkıntılıydı. Gelir gelmez, “Yoldaşlar bir miktar tentürdiyot ve yara merhemine ihtiyacım var” deyince, bir gerillanın yaralanmış olabileceğini düşündük. Bunun üzerine sağlıkçı arkadaş malzemeleri hazırlayarak, “Yaralanan heval nerede ben bakabilirim” dedi. Heval Sara, “Hayır, arkadaşlar iyiler. Hêstirler (katırlar) için istiyorum, hayvanlar yara-bere içinde kalmışlar. Ben ilgileneceğim” deyip, hemen kaşımızdaki ağaçların arasında olan hêstirların yanına gitti.
Üç hayvanın pansumanını özenle yapıp bitirdikten sonra geri geldi. Çaylarımızı yudumlarken, hêstirların mücadeleye katkılarını anlatmaya koyuldu. Bir süre sonra lojistikçi arkadaşlar hêstırları göreve hazırlamak için yanlarına geldi. Bunu gören heval Sara gidip buna engel oldu.
Aynı günün akşamı gerillalarının düzenlediği moral etkinliğine katıldık. Diğer etkinliklerden farklı olarak ilk sözü heval Sara aldı. Herkes buna şaşırmış, merakla bekliyordu. Durumun farkında olarak, hemen söze girdi; “Zamansız olduğunu biliyorum ama bugün tanık olduğum ve doğamıza aykırı olduğunu düşündüğüm bir durumu paylaşmak  istiyorum” diyerek söze başladı. Ardından ayrıntılarıyla hêstirlerin durumunu ve onlara yönelik yaklaşımları aktardı. “Bu böyle gitmemeli, önlem alınmalı” diyerek, canlılara ve bir bütün olarak doğaya yaklaşımın nasıl olması gerektiğini örneklerle açıkladı. En sonunda, “Yoldaşlar hepinize soruyorum. Hêstirların mücadelemizdeki yerinin ve rolünün ne kadar farkındayız, bunu hiç düşünüyor muyuz? Hemen her çatışma sonrasında Türk askeri tarafından yakalanan ve kurşunlanan, ağaçlara bağlanarak diri diri yakılan hêstirları görmeyenimiz azdır. Bunu neden yaptıklarını hiç düşündünüz mü? Teşekkür ederim” diyerek konuşmasını bitirdi. Son sorusu karşısında hepimiz sarsıldık.
Bu konuşma ardından moral etkinliğinin başlaması düşünülemezdi. Öyle de oldu. Birçok arkadaş konuya ilişkin söz almak istediklerini söyleyince doğallığında bir tartışma ve özeleştiri platformuna dönüştü. Tartışmalar gecenin geç saatlerine kadar devam etti. Bu tartışma platformunda öncü bir devrimcinin misyonunun nasıl olması gerektiğine doğallığı içerisinde güneş kadın heval Sara şahsında tanık olduk. Heval Sara o günden sonra hêstirların bakımlarını yaptı ve iyileşmelerini sağladı.
Bir hafta sonra yine uzun bir yolculuk için hazırlıklara başladık. Bizi uğurlamaya gelen arkadaşlarla sohbetler ediyor; çok da uzak olmayacak bir zamanda Karadeniz’deki buluşmamız için randevular ayarlıyorduk. Ve o an gelip çattığında güneş kadın heval Sara yine yapacağını yaptı(!) O şartlarda kocaman bir pasta yapmıştı ve bütün içtenliğiyle, “Bugün doğu ve batı ülkeleri halklarının gerçek birliğinin doğum günüdür. Bu böyle biline!” dedikten sonra yeryüzünün gelmiş-geçmiş en güzel pastasını kesip yedik. Ardından da, “yeni buluşmalarımız halklarımızın zaferi olsun!” dilekleriyle Botan dağlarında yankılanan sloganlar, stranlar ve halaylar eşliğinde batı ülkesine doğru yol almaya başladık.

Her bir canı sevgiyle, saygıyla anıyorum. Yaşasın halklarımızın gerçek birliğinin zaferi! Güneş kadın heval Sara öğretmeye devam ediyor…


 Giresun E Tipi Cezaevi