Şengal ve Şengal’den kaçırılıp esir edilen kadınlar ağıtların bile taşımaya yanaşmadığı bir acı oldu yüreğimize. Hala ağır bir suskunluk, ruhlarımızın akışkan, konuşkan damarlarını sarsan. Hala derin bir utanç, karşı çıkmayanların, karşısında direnmeyenlerin hafızasını diri tutan. Hala bir ateş, DAİŞ’in elinde esir tutulan kadın ve çocukların ailelerinin ve tüm onurlu Kürtlerin yüreğini yakan. Hala bir trajedi, mülteci kamplarında bin bir eziyete katlanan göçmen Êzîdîlerin her gün yeni baştan yaşadığı…
Savunulması, özgürlüğünün ve öz savunmasının yaratılması ‘‘insanım ve onurlu Kürdüm’’ diyen herkesin boynunun borcuyken ve yarası henüz kabuk bağlamamışken; KDP ve Türkiye tarafından eğitilen çeteler Şengal’e yeni bir saldırı başlattı. Öyle ya DAİŞ Şengal’in kapısındayken alandaki güçlerini çekmek de saldırmanın bir başka biçimiydi. O ilk saldırı sonrasında Şengal halkının önemli bir kesimi göç etti. Şimdi Türkiye’de, Irak’ta, Suriye’de ve Avrupa’da varlık-yokluk savaşı veriyor. Direngen ve toprağına ölümüne bağlı olanlar; Sincar Dağında, Şengal’in değişik yerleşim bölgelerinde amansız bir mücadele vererek kaldı. Kimliği, kültürü ve öz varlığı ile toprağına tutunmaya çalışıyor. Binlerce kadın ve çocuk esir düştü, hala birçok zalimin elinde insanlık dışı işkencelere maruz kalıyor.
Onlarca fermanı atlatan ve kendisi olarak kalabilmek için muazzam direnen bu halkın mücadelesi, Türkiye’nin ve işbirlikçisi KDP’nin saldırılarına asla boyun eğmeyecek. ENSK’ye bağlı Rojava peşmergeleri olarak tanımlanan güçleri, eğiten, yönlendiren, Şengal’e getiren AKP ve KDP ortaklığıdır. Yani DAİŞ’in en büyük iki ortağı. Şengal’e saldıranların adları ne olursa olsun, suretleri ne kadar insana benzerse benzesin, onlar Şengal’in son fermanını yaratanların askerleridir. Êzîdîler ve tüm Kürtler asla bu vahşeti yaratanları, seyredenleri, sessizce ortak olanları unutmayacaktır. Tarihleri boyunca Êzîdîler kendilerine dayatılan fermanlar karşısında hep direndiler. Ancak bugün her zamankinden daha eğitimli, örgütlü, güçlü ve özgür iradeli bir gerçeğe sahipler. KDP’nin Kürtlük açısından özellikle Êzîdî Kürtler açısından ne anlama geldiğini yaşamları pahasına öğrendiler.
Şengal, en eski en sağlam köklerimiz! Üzerinde kadim kültürümüzü yeşerttiğimiz, biz olabildiğimiz, insan kalabildiğimiz ve özümüzle var olabildiğimiz! Bitkiler gibi insanlar da kökleri üzerinde var olur. Yüz yıllık çınarlar köklerinden sökülmemek için direnirler. Binlerce yıllık varlığı ile Kürtler de kökleri üzerinde direnecekler. Ölümüne ve yaşamına! Toplumsal bir varlık olmanın sınırsız anlamı ile. Çeşitli ve çok yönlü tüm kanalları, frekansları ve renkleriyle direnecekler. Köklerine kavuşan yapraklar, nasıl sağlamlaşırsa öyle yeşerecekler. Dallarına, yapraklarına kavuşan kökler nasıl toprağa daha güçlü salarsa kendini, öyle güçlenerek direnecekler.
Bunun en anlamlı ispatlarından birini, KDP’nin YBŞ/YJŞ mevzilerinin karşısında açtığı hendeklere kadar yürüyen, onların ikram ettiği suyu "sizin suyunuzu içmiyoruz" diye reddeden, Xanesor’daki hastaneleri KDP’li yaralıları kabul etmesinler diye kuşatan kadınların kararlılığı gösterdi bize. Onların her biri, KDP Şengal’i IŞİD saldırıları karşısında terk ettiğinde IŞİD’in eline esir düşen kadınların annesi, kız kardeşi, teyzesi, yengesi, komşusu, ille akrabası, tanışı. Oraya yürüyen kadınlar zulmün, şiddetin, vahşetin yakın tanıkları ve mağdurları. KDP’nin açtığı hendeklerin, mezarları olacağını bilecek kadar feleğin çemberinden geçtiler. O kadınların birçoğu IŞİD’in elinden kurtarılan kız kardeşlerinin, kızlarının yaşadıkları korkunç tecavüzleri, işkenceleri dinledi. Yürekleri her sabah, her gece onların acısı ile atıyor. Onlar, hala IŞİD’in elinde, pazarlarda ya da zengin Suudi erkeklere satılan Êzîdî kadınlar için yas tutuyorlar.
Bu kadınlar aynı zamanda binlerce yıldır bu topraklarda ‘‘Güneşi doğuruyorlar.’’ 8 Mart direniş ve mücadele geleneğinin yıldönümünde Êzîdî Kürt kadınlar, Jin-Jiyan olmanın öz savunma ve topraklarına tırnaklarını geçirerek direnmek olduğunu tüm dünyaya gösteriyorlar. Özgürlük, demokrasi ve barış davasında 8 Mart’ın direniş geleneğini sürdürerek ısrar eden tüm kadınlar; KDP-AKP zulmüne karşı direnen bu kadınları yalnız bırakmayacaklar. Direnen kadınların ortak mücadelesi, ağıtları susturan Êzîdî kadın trajedisini, dillenen ve şakıyan türkülere dönüştürecek. Her sabah güneşten önce kalkıp ‘‘güneşi doğuran’’ kadınlar, zulmün buzunu, karanlığını ve çirkinliğini çözecek kadar örgütlü savaşacaklar. KDP’nin Şengal saldırısında ağır yaralanan ve hala yaşam savaşı veren Nujiyan Erhan arkadaşımız şahsında, başta DAİŞ’in eline esir düşen kadınlar olmak üzere savaşın çok yüzlü zulmüne ve şiddetine maruz kalan ve buna hala direnen cesur kadınların 8 Mart’ı kutlu olsun…