
Mezopotamya mitolojisi doğru analiz edildiğinde mitolojinin ana temalarının göksel düzen ve ani iklimsel değişikliklerin yol açtığı ekonomik zorluklar üzerine kurulu olduğu görülecektir. Güneş, ay, yıldızların yanı sıra hava, su, toprak ve ateş de Mezopotamya mitolojisinin ana temalarını oluşturmaktadır. Güneşin, ayın, gezegenlerin, yıldızların insan yaşamındaki toplu ölümlerle, kıtlıkla, su baskınları ve orman yangınlarıyla, insanların ve hayvanların üremesi ve yiyeceğin bol olmasıyla, kısaca toplumsal yaşamı olumlu ya da olumsuz etkileyen her olayla bağı kurulmaya çalışıldı. Bağ kurulduğunda ise bir söylenceyle edebileştirme ve ritüel dualarla şiirleştirme kendi çağlarının bilge insanının anlatım biçimi olageldi.
Her söylence kendi içinde bir gerçeği ve doğruyu anlatır dedik. Çünkü algılanabilen her doğru, ancak abartılı bir anlatımla çevreye kabul ettirilebilirdi veya her doğru ancak mitolojik zamanın bilgi birikimi ve evreni algılama düzeyiyle anlatılabilirdi. Yine de mitolojik zamanların anlatımında her zaman bir gerçek ve bir doğru vardı. Örneğin; dünyanın yuvarlak olduğu ilk kez ne uzaydan çekilen fotoğraflarla, ne de uzakta ufukta beliren bir geminin önce dumanı, sonra yelkeni sonra güvertesinin görünmesiyle bilindi sadece. Yine Bundahışn, göğün parlak bir metalden, dünyanın ise yumurta sarısı gibi yaratıldığını söylemektedir. Birçok yaradılış destanında da buna benzer söylenceler mevcuttur.
Roj’a şükranlarını sundular
Êzîdî yaradılış mitosunda evrenin Sultan Êzi tarafından büyük bir inciden yaratıldığı söylenmektedir. Diğer birçok yaratılış mitoslarında da benzer temalar işlenmektedir. Dünyanın yuvarlak olduğu ta mitolojik zamanlardan beri biliniyordu, ama batı bunu kendi tekniğiyle yeniden keşfetti adeta. Uygarlığın, toplumsallaşmanın, tapınmaların, tanrıların ve tanrıçaların bolca varolduğu, insanın insan olmaya başladığı topraklarda yani Mezopotamya’da varedilen binlerce tanrı, binlerce yıllık bir zaman zarfında yine sayıları azaltılarak tek bir tanrıya indirilecekti. Herkes o tanrıya saygı göstersin, dualar etsin diye ve o tanrı herkes tarafından görülmesin ve tanınmasın diye de gökyüzüne çıkarılacaktı.
İnsanın insan olmaya başladığı, yani sürü yaşamından toplumsal yaşama geçişin mekanı ve merkezi olan Mezopotamya’da acaba daha bilmediğimiz neler yaşandı? Sürü halinden ilk toplumsallaşmaya yani komünalist bir yaşam biçimine geçen insan evreni ve kendisini ne kadar tanıyordu ve nasıl anlamlandırıyordu? Evren ve içindekiler bu Mezopotamya insanının yanında gerçek anlamını mı buluyordu? Mezopotamya insanı her gün kendilerini terkeden ve yeniden dönen gökteki ateş topuna yani güneşe, yani Roj’a baktıklarında neler hissetmişlerdi ve neler duymuşlardı acaba?
Sabah ilk ışıklarını Mezopotamya insanına sunduğunda besbelli ki Mezopotamya insanı da şükranlarını sunmak istemişlerdi. Bundandır ki, her sabah güneş Mezopotamya dağlarının ardından güleç ve sıcak yüzünü gösterdiğinde Mezopotamyalılar yüzlerini Roj’a dönerek şükranlarını sundular. Roj akşam atına binip Mezopotamyalıları terketmeye meylettiğinde ise bu terk ediş zamanının çok çabuk ve karanlığın kazasız belasız geçmesi için, “Siwarê sibe”nin yani “sabahın atlısının” yeniden geri gelmesi için yüzlerini Roj’a dönerek üzüntülerini anlatmak istediler. Güneşin çocukları yurtlarını ışıtan ve ısıtan bu gizemli ateş topuna günde üç kez yüzlerini dönerek, onunla konuşmaya başladılar. O günden beri yüzlerini üç kez Roj’a dönerek şükranlarını sundular ve bu şükran sözleri Mezopotamyalıların ilk dualarını oluşturdu.
Roj Mezopotamyalılar için tanrının bir sunumuydu, kutsaldı, tanrının kendisiydi adeta. Gecelerini ışıtan Ay’ı da kutsadılar, ona güneşin kardeşi dediler. Güneş ve ay gittiğinde, onların yaşamını ışıtacak ve ısıtacak bir şeye ihtiyaç duydular. Ve Mezopotamyalılar için ateş, güneşin yeryüzündeki oğlu oldu. Gökyüzünde güneşe yeryüzünde ateşe saygı duydular. Gökyüzündeki güneşe yüzlerini dönerek dualar ettiler, yeryüzündeki ateşi kutsal saydılar. Ateş Mezopotamyalıların bayramlarında bir sembol oldu ve binlerce yıl sonrasına taşına geldi.
Mezopotamyalılar bu tanrılarına korktukları için değil, şükran duydukları için taptılar. Korku duydukları tanrılarını birer birer terketti Mezopotamyalılar daha sonraları, yüzlerce yıl sonraları. Ama korkmadıkları, şükran duydukları tanrılarına tüm baskılara rağmen saygıda kusur etmediler. Onlara bazen açık bazen gizlice dualar ettiler, sunaklarda bulundular. Onlara putatapanlar denildi, onlara dinsiz denildi, Rafızi, kafir denildi. Diri diri yakıldılar, öldürüldüler ama onlar hep yüzlerini güneşe dönerek tanrılarına şükranlarını sunmaya devam ettiler.
Ve ilk tek Tanrılı din
Köken olarak Êzîd; Zerdüştiliğin kutsal kitabı olan Avesta’daki Yazata, Yazdan, Yezdan (tanrı, melek, tapınılan şey) kelimesindeki anlamla aynıdır ve Kürtler günümüzde de bu kelimeyi yaygınca kullanmaktadır.
Êzîdîler, Ezda (Ez-da) yani beni verdi, beni yarattı anlamında kullanmaktadır. Aynı anlama gelen Xwedêda kelimesini de kullanmaktadırlar ki, Xwedêda günümüzde yaygınca Êzîdîler arasında erkek ismi olarak da kullanılmaktadır. Ezda’nın tanrının binbir adından biri olduğu Êzîdîler tarafından kabul görmektedir.
Kirmançkî’de Mazda (Maz-da)= bizi veren=Allah verdi.
Kurmancî de Xweda (Xwe-da)=Allah verdi.
Ezda = Bizi veren= tanrının Êzîdîlikteki diğer adı.
Êzîdîlikte binbir ismi olan Allah’ın isimlerinin en büyüğünün Xweda olduğuna dair bir qewl’de şöyle denmektedir;
Êzî bi xwe Padşa ye
Hezar û yek nav li xwe danaye
Navê herî mezin her Xweda ye
Şiirin Türkçesi şöyledir;
(Êzî kendisi padişahtır
Binbir isim vermiş kendisine
İsmin en büyüğü Allah’tır elbette)
Êzî, Ezda, Êzd, Xweda, Yezdan, Padşa, Meda Allah’ın binbir isminden birkaçıdır. Bu anlamda şunu söylemek mümkündür; Êzîdîliğin kökeni çok eskilere dayanmaktadır. Tüm tanrılar toplamıdır diyebiliriz. Çok tanrılı dinden tek tanrılı dine geçişin nüvelerini içinde taşımaktadır. Hurri ve Hitit kültüründeki binbir tanrı olgusu Êzîdîlikte giderek tek tanrıya dönüşmekte ama bu tek tanrı her şeyi yaratan olduğu ve bir şirikinin yani ortağının olmadığı için de diğer tüm isimleri kendisinde somutlaştırmaktadır. Çok tanrılı dönemleri yaşayan doğal toplumdaki mitoslar, değişime uğrayarak ve güncellenerek günümüze kadar da süregelmiştir.
Êzîdîlikte mitolojik anlatımlar
Bu mitosları değişik biçimlerde Êzîdilikte ve Alevilikte görmek mümkündür. Alevilik ve Êzîdîlikte bazı benzer mitosların ve figürlerin ortak kullanılmasının temelinde; etnik kökenlerinin aynı olması ve İslamiyet’in zorla kabul ettirilmesi nedeniyle eski inanışlarını gizli bir biçimde yaşatılması yatmaktadır. Örneğin; Alevilerin evlerinin ve cemevlerinin başköşelerindeki Hz. Ali posterlerinin başının arkasında bulunan güneş sembolü, hayat ağacı (Êzîdîlikte Dara Herherê), ağaca konmuş Anka kuşu (Êzîdîlikte Tawusî Melek), yine Hz. Ali’nin Aslan donunda görünmesi ve Allah’ın aslanı olarak anılması (Êzîdîlikte Şêxadi döneminde keramet sahibi olanların at yerine aslana binmeleri ve kırbaç yerine yılan kullanmaları mitosu), benzerlik arz etmektedir.
Alevilikte de kısmen olmasına rağmen, Êzîdîlikte mitolojik anlatımlar günümüzde de oldukça yaygındır ve toplumda etkilidir. Bu anlamda Êzîdîlik, çok tanrılı dinlerden tek tanrılı dinlere geçiş aşamasını yaşayan bir dönemin Mezopotamya’sındaki Kürtlerin dinidir diyebiliriz. 4200 yıl öncesine dayandırılan Êzîdîliğin, İbrahim’i dinlerden de önce Mezopotamya’nın ilk tek tanrılı dinidir iddiasında bulunmak doğru bir tespit olacaktır. Êzîdîlik tek tanrılı bir din olmanın yanısıra 7 adet te yardımcı mahiyette melek bulunmaktadır ki, Tawusî Melek (Azazil) bu meleklerin başıdır. Êzîdîliğin tek tanrılı bir din olduğu aşağıdaki dörtlükte daha iyi anlaşılmaktadır.
Xweda dizane li bahra çend keşkûl av e
Ev dinya li ba wî seat û gawe
Xwedê yek e
Bê şîrike û bê heval e
Her ewe her ewe
Şiirin Türkçesi şöyledir:
Allah denizde ne kadar su olduğunu bilir
Bu dünya O’nun yanında bir saat ve bir adımdır / Tanrı birdir / Ortaksız ve arkadaşsızdır / Hep O’dur, hep O’dur
Yukarıdaki son dörtlükte de anlaşıldığı gibi Êzîdîlik tek tanrılı bir dindir ve tanrının bir eşi ve ortağı yoktur. Bu tanrı her şeyi bilir ve her şeye kadirdir. Ama diğer tek tanrılı dinlerden farkı Êzîdîlikte dünyanın ve canlıların yaradılışında 7 meleğin de önemli görevler üslenmesidir
Êzîdîliğin kısa tarihçesi
Dinlerinin çok eski olduğunu, kuruluşu üzerine tarihi bilgilerin zaman içinde unutulduğunu, yazılı kaynaklarının çalındığını ya da kaybolduğunu söyleyen Êzîdîlerin tarihi üzerine objektif yorum yapmak ve tarihini yazmak oldukça zor ve hassas bir konuyu oluşturmaktadır.
Bazı kesimlerce köksüz kılınmaya, Kürt olmadıklarına ikna edilmeye, Araplaştırılmaya çalışılan Êzîdîlerin dinsel ve ulusal kimlikleri nedir? Êzîdîlik nasıl bir inançtır, neye inanırlar, kutsal yerleri nerelerdedir ve nasıl ibadet ederler? Doğuşu, gelişimi, gelenek ve görenekleri nedir? Nasıl bir sosyal örgütlenmeye sahiptirler? Tarihte neden katliam politikalarıyla karşı karşıya kalmışlardır. Nerelere sürgün edilmiş ve nereleri yurt tutmuşlardır? Gelenek ve görenekleri nelerdir? Êzîdîler üzerinde uygulanan politikalar ve günümüzdeki durumları nedir? Bu sorulara objektif yanıtlar aramak oldukça zor olsa da doğruya en yakın cevaplar bulabilmek hem bu konuda geniş bir araştırmayı gerektirmekte ve hem de Êzîdîlerin yaşam biçimini sosyal örgütlenmelerini anlamak için bir süre Êzîdîlerin içinde yaşamak bir gereklilik olmaktadır.
Bu anlamda da bu sorulara cevap ararken yaklaşık iki yıl Êzîdî yaşamını Êzîdîlerle birlikte yaşayarak, Êzîdî hareketi içinde yer alarak bulmaya çalıştım. Êzîdîlerin içinde kalmak da bazı sorulara net cevap bulmak için bazen yeterli olmamaktadır. Çünkü Êzîdîler bazı konuları sır gibi tutmakta ve yabancıların, yani Êzîdî olmayanların yanında bu konular konuşulmamakta, sorulduğunda ise bilmediklerini söylemektedirler.
Êzîdîliğin diğer dinler gibi kökeni ve tarihi üzerinde net ve somut bir bilgiye sahip değiliz. Êzîdîliği bazı araştırmacılar Şêxadi ile başlatmaktadır ama bu yanlış bir tespittir; çünkü Êzîdîliğin kökeni binlerce yıl öncesine gitmektedir. Şêxadi İslamiyet karşısında Êzîdîlik’te bazı reformlara gitmiştir ama Êzîdîliğin kökenini teşkil etmemektedir, Êzîdîlik çok daha eskilere gitmektedir. Elbette bu reformlar öyle Êzîdîler tarafından hemen kabul görmemiş, bazı düşünce ayrılıklarından dolayı çatışmaları ve karşı duruşları da beraberinde getirmiştir. Düşünce ayrılıkları ve karşıduruşlar en çok da Şemsani Pirleri tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu anlamda Şêxadi’nin yeğeni Şêx Hesen bazı köklü reformlar yapmak istemişse de büyük bir direnişle karşılaşmıştır ve Addanilerle Şemsani pirleri arasında özellikle Şêxan’a yakın bulunan dağlarda ve vadilerde -ki bu vadilerin en ünlüsü Geliye Kıyametê’dir-büyük çatışmalar yaşanmış, binlerce Êzîdî bu çatışmalarda ölmüştür. Êzîdîliğin kökeni bu anlamda çok daha eskilere Zerdüştlüğe kadar uzanmaktadır.
Bir Mezopotamya dini
Êzîdîlik; kadim bir Mezopotamya dinidir. Mitraizm, Mazdaizm ve Zerdüştlüğü de kendi içinde barındıran, sentezleyen ve tek tanrılı İbrahim’i dinlerden de etkilenen bir dindir diyebiliriz. Êzîdîlik, Yahudilik gibi sadece bir ulusa mal olan dindir. Yani Êzîdîlik, Kürtlerin kadim dinidir ve Kürtler dışında başka bir halkın dini olmamıştır.
Êzîdîlik Zerdüştlükte varolan düalizmi tektanrıcılıkta sentezlemiştir. Tek tanrılı bir dindir Êzîdîlik. Tanrı 7 melek yaratmıştır ve Tawisi Meleğin baş melek olduğu bu 7 melek, dünyayı yaratma işini üstlenmiştir.
İslamiyet’in yayılmasıyla beraber Êzîdîler büyük katliam, baskı ve yok oluşla karşı karşıya kalmışlardır. Sürekli baskı, talan, yağma ve katliam karşısında kendilerini korumak için dağlara sığınma, yurtlarından göç etme yaşanmıştır. Baskıların yoğun yaşandığı 12. yy da, Şêxadi direnişçi düşünceleriyle Şêxan dağlarının içinde bulunan Laliş’e giderek ve orayı yurt edinerek bazı reformlar gerçekleştirmiştir. Daha önceleri şêx makamı Êzîdîlikte yoktur ama Şêxadi ile birlikte şêxlik de bir kast olarak Êzîdîlik içinde benimsenir.
Êzîdîliğin çok eskilere gittiği şu qawl’den de anlaşılmaktadır;
Berî Hewa û Adem’ê
Berîya Lah û Qelem ê
Bi navê Tawısî Melek digirtin semah ê
Bu şiirden de anlaşılacağı üzere Êzîdîliğin kökenleri Adem-Havva öncesine gitmektedir. Diğer bir nokta ise diğer tüm dinlerde farklı varyasyonlarda da olsa ortak kabul gören mitolojik Adem ile Havva’dan yaratılış efsanesinin Êzîdîlerce tümden kabul görmemesidir. Êzîdîlerin bir kesimi kendi kavminin Adem’den geldiğini kabul etmekte ama Havva’yı reddetmektedirler.
‘Güneşe ve ateşe tapanlar’
Êzîdîlik başlangıçtan günümüze kadar birçok değişime uğramıştır. Êzîdîlikte tenasühe yani ruh göçüne (reenkarnasyon) inanıldığı için, Êzîdîlik inancına göre; zor günlerde değerli ve ulu bir insan, Tawisî Melek’in kerametiyle Êzîdîlerin imdadına yetişecek, böylece Êzîdîliği yok olmaktan ve kaybolmaktan kurtaracak ve koruyacaktır. Şêxadi ve ardıllarını da böyle anlamak, yani ruh göçü ve yeniden vücut bulma şeklinde anlamak en doğrusu olacaktır.
Mezopotamya kültür mozaiğinin en renkli temel taşlarından birini oluşturan ve varoluşundan beri kendi özünü korumayı başaran Êzîdîlerin, dinsel kimliklerinin yanı sıra, ulusal kimlikleri üzerinde de sistemli bir dejenere etme ve çarpıtma politikaları yürütülmüştür ve hala da yürütülmektedir. Êzîdîlik zaman zaman Êzîdîler dışındakiler tarafından Yêzîdîlik olarak telaffuz edilmekte ve bazı kesimlerce de Êzîdîlik, Halife Yezid’le ilişkilendirilmeye çalışılmaktadır. Böylece Êzîdîlerin tarih bilinci çarpıtılıp Arap siyasal kültürüyle karıştırılmak istenmektedir.
Kamuoyunda “Güneşe ve ateşe tapanlar” olarak tanınan Êzîdîler hakkında doğru bilgiye ulaşmak oldukça zor olmaktadır. Var olan bilgilerin çoğu yanlış, asılsız, eklektik ve çarpıtılmış bilgilerdir. Êzîdîler güneşe, ateşe ya da çok yaygınca çarpıtılan ş…a tapanlar değildirler. Êzîdîler tek tanrılı İbrahim’i dinlerden de önce tek tanrıya inananlardır. Nasıl ki Müslümanların kıblesi Kabe ise Êzîdîlerin kıblesi de Güneştir. Güneşe dönerek dua etmelerinin temelinde bu vardır.
Êzîdîleri Araplaştırma politikası
Êzîdîler üzerine çıkarılan birçok kitap, yazılar ve makale genelde yabancı kaynaklıdır ve o yazarlar bulundukları devletin politik çıkarlarını gözeterek yazmaktadırlar. Pozitivist bilimin yöntemiyle araştırma yapanların çok ince bir tarzda ve ısrarla Êzîdîleri Kürt kimliğinden ayrı ele aldıklarına tanık olmaktayız. Aynen Türk tarihçilerinin geliştirdikleri Güneş-Dil Teorisine göre, Kürtlerin aslında “Dağlı Türkler” oldukları biçimindeki teoriler gibi.
Egemen sistemin parçalayan ve içini boşaltan, köksüzleştiren ve kendine yabancılaştıran politikaları, Kürdistan Alevileri üzerinde de uzun yıllar uygulanmıştır ve hala da uygulanmaya devam edilmektedir. Kürdistan Aleviliği ısrarla Kürt kimliğinden ayrı ele alınarak Türklüğe bağlanmaya, Türklerin bir boyu olduğu yayılmaya, yoğun bir “uydurma ulus yaratma” propagandasıyla kamuoyuna lanse edilmeye çalışılmaktadır. Günümüzde bu teori büyük oranda boşa çıkartılarak çürütülmüştür ama azımsanmayacak nicelikte Alevi Kürt üzerinde de olumsuz etki bırakmıştır.
Aynı durum Êzîdîlik için de söz konusudur. Bazı Êzîdî işbirlikçilerin de aralarında bulunduğu bir kesim, Arap partileriyle birlikte Êzîdîlerin Kürt olmadığı, Êzîdîlerin dinlerinin de kavimlerinin de Êzîdî olduğu yönünde yoğun propaganda yürütmüştür. Bununla Şengal ve Şêxan bölgelerinde ağırlıklı olarak yaşayan Êzîdîlerin nüfus sayımı esnasında Kürt olmadıklarını belgelemek ve bu belgeye dayanarak Şengal’i Kürdistan coğrafyasından kopararak Irak Merkezine bağlamak amaçlanmıştır. DEVAM EDECEK
MEHMET ÖZCAN