
Kızıl,
kırmızı karanfiller biter dağlarda
bire bin katarak çoğalır umut,
umut dağları sarar.
Biliriz ki işte o zaman
dağlar bizimdir,
dağlar bizi beklemektedir…
Lecwan…
Telefonum çalıyor. Arayan Çekdar arkadaş.
-“Müsait misiniz heval, size geleceğiz“ diyor.
Çok geçmiyor, biraz sonra kapı çalıyor. Soruyorum kim diye; onlar...
Kapıyı açıyorum, çocuklar sevinç çığlıklarıyla dışarı fırlıyorlar her zaman olduğu gibi. Onların merdivenlere koşturmasını bilir zaten evimize gelen herkes. Önden Çekdar arkadaş çıkıyor. Siro koşup hemen bacağına sarılıyor:
-”Yaşasın! Heval Çettar geldi anne!“
Arkasında uzun boylu ve gözlüklü biri daha var. Bıyıkları birbirininkine benziyor, gülüşleri de. Yaşları da birbirine yakın her ikisinin. Selamlaşıyoruz. İçeri buyur ediyorum. Elini uzatıyor ve adını söylüyor:
-“Lecwan ben...“
İlk kez duyuyorum böyle bir ismi. Oturma odasına geçiyoruz. Duvardaki resmi görüyor ve soruyor hemen:
-“Dersim’in neresindensin heval?“
-“Sen neresindensin heval?“ diyorum gülümseyerek.
-“İçinden“ diyor karşı gülümseyişle. Ben de Dersim’in neresinden olduğumu söylüyorum ona. Ardı ardına sorular soruyor. Hepsini cevaplıyorum.
-”Nasıl yazılıyor ismin, ‘c’ ile mi yoksa ‘j’ ile mi?“ diye soruyorum.
-“C ile“
-“Anlamı ne?“
-“Dersimce’de savaşçı demek.“
Masanın üzerindeki kâğıdı kalemi alıp ismini not ediyorum, unutmayayım diye.
-“Ne yazıyorsun heval?“ diye soruyor merakla.
-“İsmini“ diyorum.
-“Niye ki?“
-“Güzel bir isim de ondan, belki bir öykümde kullanırım.“
-“Öykü mü yazıyorsun?“
-“Zaman zaman.“
Biraz sonra mutfağa geçiyorum. Sofrayı birlikte kuruyor, birlikte topluyoruz. Çay içerken Dersim’den konuşuyoruz; dağlarından, sularından, Dersimli devrimcilerden ve ille de Şiyar (Kâzım Kulu) arkadaştan. Onunla ilgili duyduğu ya da okuduğu birçok şeyi peşi sıra anlatıyor heyecanla.
Sonrasında birçok eylem ve etkinlikte karşılaşıyoruz. Yüzü hep gülüyor, sıcacık hep ve gözleri hep çakmak çakmak...
Çekdar…
Bir akşam ansızın çalıyor zili. Kapıyı açıyorum, yüzü gözü kıpkırmızı. Gözlerinden yağmur gibi yaş boşalıyor neredeyse. İçeri girer girmez lavaboya koşuyor. Seçim çalışmalarının son günü o gün. Türk Konsolosluğu önünde toplanan bir grup Türk faşisti oy kullanmaya giden Kürtlere saldırınca kavga çıkıyor ve Alman polisi biber gazı kullanıyor. Çekdar da bundan fazlaca nasibini alıyor tabii. Limon ve buz istiyor. Getiriyorum. Limonu peçeteye sıkıp yüzüne, gözlerine bastırıyor ve aslında pespembe olan yanakları iyice kırmızıya kesiyor.
Siro hemen koşup Çekdar’ın bacağına sarılıyor.
-“Kim dövdü seni heval Çettar? Ben onları döverim“ diyor dudaklarını büzüştürerek. Siro daha dört yaşında… Çekdar o halde bile Siro’yu kucaklıyor. İyi arkadaşlar onlar, birbirinin dilinden iyi anlıyorlar. Ondandır zaten ne zaman gitme vakti gelse Çekdar’ın bacağına sarılarak:
-“N’olur gitme heval Çettar“ diyerek ağlaması.
Çekdar ona söz veriyor hep;
-“Tamam heval Siro. Arkadaşı bırakıp geri geleceğim.“ Yoksa hayatta bırakmaz Siro yapıştığı bacağını.
Bu çocuklar… Böyle içten, böyle temiz… Evimizin çocukları bunlar, hiç yabancı değiller ki…
Hangi ana doğurmuşsa onları, bin kere ellerinden öpmeli...
Gittiler… Gittiler ve dönmediler bir daha. Gelen sadece acı ve kara bir haber. Her ölüm erken ölüm, her ölüm acı, ama…
Bu bambaşka bir şey…
Güneşin çocukları… Ne de çabuk büyüdüler böyle? Şimdi güneşin koynunda uyuyorlar onlar…
Önce duydum da inanamadım. Konduramadım ikisine de... Lecwan arkadaşın taziye haberini gördüm sonra ANF’de… Sonra resimler… O gülümseyen çakmak çakmak, yıldız yıldız gözler… Lecwan Munzur, Lecwan Şiyar adını almış. Şiyar arkadaş hakkında heyecanla anlattıklarını anımsıyorum, gözlerim buğulanarak…
Şimdi artık hiç bir kırmızı mendil saklayamaz kan ağladığımı...
-“İsmini bir öykümde kullanacağım“ demiştim ya, o öyküyü henüz yazmadım heval Lecwan... Bu benim sana borcum olsun...
“Çettar” heval, Siro hep seni bekliyor, biliyor musun?.. Ha şimdi kapı çaldı, ha şimdi kapı çalacak...
Kandil’de faşist Türk devletinin bombardımanı sonucu ölümsüzleşen Şehit Lecwan Munzur (Adil Sünger) ve Şehit Çekdar (Ruhat Tabak) arkadaşları sevgiyle, minnetle ve özlemle anıyor, anıları önünde saygıyla eğiliyorum. Başta aileleri olmak üzere Kürdistan halkına başsağlığı diliyorum.
Eylem Kahraman