‘Arkadaş’, ‘Umut’, ‘Endişe’, Sürgün’, ‘Duvar’, ‘Yol’ gibi unutulmaz filmlere imza atan çok yönlü sanatçı Yılmaz Güney, Türkiye siyasal ve toplumsal gerçeğine parmak basan filmleriyle bir ekol yarattı. Yönetmenliğini yanı sıra oyuncu, senarist, yazar ve şair kimliğiyle de tanınan Güney, sinema dünyasında kendine özgü bir yer edindi. Güney, 1982'de Cannes Film Festivali'nde yönettiği 'Yol' filmiyle Altın Palmiye ödülünü kazanır. 47 yıllık ömrünün 12 yılından fazlasını cezaevlerinde geçirir.

Sinemayla genç yaşta tanışır
Asıl ismi Yılmaz Pütün olan Kürt sanatçı Güney, 1 Nisan 1937’de Adana’da doğar. Henüz lise yıllarında edebiyatla ilgilenmeye başlar. 1959 yılında Atıf Yılmaz'ın yönetmenliğini yaptığı 'Bu Vatanın Çocukları' ve 'Alageyik' isimli filmlerin hem senaryosunu yazar hem de filmlerde rol alır. Karacaoğlan'ın Karasevdası'nda da yönetmen yardımcılığı yapar. Yeni Ufuklar ve On Üç gibi dergilere de öyküler yazan Yılmaz Güney, bir öyküsünde komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle yargılanır ve 1961 yılında bir buçuk yıl hapis cezasına mahkum olur.
İki yıl sonra tekrar kaldığı yerden devam eden Yılmaz Güney, o dönemde daha çok macera filmleri çeker. Filmlerinde ezilen, hor görülen bir insanın otoriteye başkaldırısı vardır. Bu dönemde Çirkin Kral lakabını alır.

Kürt sorununu sinemaya taşır

Yılmaz Güney, Kürt sorununu ilk kez Koçero (Dağların Taçsız Kralı–1964) filmi ile sinemaya taşır. Mehmet İhsan Kilit veya diğer namıyla Koçero, Siirt'te yaşayan Türkçe bilmez "zenginden alıp fakire veren" halkın sevdiği bir eşkiyadır. Koçero (1964) ve Davudo (1965) ile ilk kez Kürtlerin sorunlarını ele alan filmlerin ardından Kürt coğrafyasını aktaran Hudutların Kanunu (1966), Kızılırmak Karakoyun (1967), Seyit Han Toprağın Gelini (1968) gibi filmler sürece damgasını vurur. 
Uzun cezaevi yaşamı ve sürgünlere rağmen halkının gerçekliğinden ve sanattan kopmamış bir sanatçıdır, Yılmaz Güney. İkinci hapishane yıllarında en olgun senaryoları sayılabilecek Sürü, Düşman, Yol, Zeki Ökten ve Şerif Gören tarafından filme çekilir. Cezaevinde senaryo yazan, film çektiren, ekip yöneten Yılmaz Güney böylelikle dünya sinemasında eşi bulunmayacak bir kişilik yaratır.

Ve sürgün
Yılmaz Güney, 1972 yılında "devrimcilere yardım ve yataklık yaptığı" gerekçesiyle 2 yıl hapse ve sürgüne mahkum edilir. Güney cezaevinde kaldığı süre boyunca sinema ve sanat ile ilgili fikirlerini; şiir ve öykülerini o dönemde çıkarmaya başladığı Güney dergisinde yayınlamıştır. 1974'te cezaevinden çıkar. Aynı yıl Arkadaş filmini çeker. Yine aynı yıl Endişe adlı filmi çekerken Yumurtalık ilçesindeki bir gazinoda ilçe yargıcı Sefa Mutlu'yu öldürdüğü iddiasıyla tutuklanır ve 13 Temmuz 1976'da 19 yıl hapis cezasına çarptırılır. Beş yıl hapis yattıktan sonra 9 Ekim 1981 tarihinde izinli olarak çıktığı Isparta yarı açık cezaevinden yurtdışına kaçar. Ardından Fransa'ya yerleşir, 1983’te Türkiye vatandaşlığından çıkarılır. Güney'in Fransa'da çektiği "Duvar" aynı zamanda onun son filmidir. Güney, 1984'te yakalandığı mide kanseri nedeniyle Paris'te yaşamını yitirir.

KÜLTÜR SERVİSİ