
Nihat KAYA
Irak ordusu ve Haşdi Şabi güçlerinin Kerkük başta olmak üzere ‘tartışmalı bölgelere’ yönelik saldırısı sonrası Kürt güçleri birbirini suçlarken, olayların bu duruma gelmesinin nedenleri gizli kalıyor. Kerkük’ün Irak yönetiminin kontrolü altına girmesiyle sonuçlanan sürecin perde arkasında gizli pazarlıklar ve restleşmeler yatıyor. Kerkük’te nelerin olduğunu anlayabilmek ve anlatabilmek için biraz geriye, “bağımsızlık” referandumu sürecine kadar gitmek gerekir.
Güney referanduma hazır değildi
Referandum öncesi hatta referanduma saatler kala Güney Kürdistan’da, Kürdistan Demokrat Partisi’nin (KDP) tabanı da dahil olmak üzere, neredeyse kimse referandumun yapılacağını tahmin etmiyordu. Çünkü Kürdistan Bölgesi’nin ne siyasi ne ekonomik alt yapısı buna hazır değildi. Ekonomik olarak Kürdistan Bölgesi bugüne kadar hiçbir yatırım yapılmadığı için bir ambargo karşısında kendi kendine yetecek durumda değildi. Referandumun yapılacağı ilk günden itibaren Irak, İran ve Türkiye ambargo uygulayacaklarını açıkça söylüyordu. Nitekim referandumdan sonra ambargo uygulandı.
ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) merkezli Foreign Policy dergisinde 16 Haziran günü KDP Genel Başkanı Mesud Barzani’nin bir röportajı yayımlandı. Orada ambargo konusuna Barzani, “Başkalarının işgali altında yaşamaktansa açlıktan ölmeyi tercih ediyoruz ve ola ki referandum kararımız yüzünden bizi izole ederek açlıktan öldürmek istiyorlarsa buyursunlar bizi öldürsünler. Böylece bu tutum sırf, kaderimizi demokratik yöntemlerle ifade etmek istediğimiz için, açlık çekerek halkımızı öldüren dünyaya ‘şan’ olacaktır” yanıtıyla bir yandan her şeye hazır olduğunu diğer yandan da büyük güçlere bir güveninin olduğunu gösteriyordu.
YNK referandumu istemiyordu
Siyasi olarak da -zaten en önemlisi- Güney Kürdistan’daki siyasi partilerin ne kendi aralarında ne de diğer parçalardaki Kürt siyasi partileriyle bir birlikleri yoktu. Görünürde KDP ile Kürdistan Yurtseverler Birliği (YNK) arasında bir ortaklık vardı ama özünde YNK içinde Kosret Resul, Kerkük Valisi Dr. Necmeddin Kerim ve Mele Bextiyar haricinde YNK’nin ana gövdesi, referandum için uygun zeminin olmadığını belirterek ertelenmesinden yanaydı. Öyle ki, referanduma bir gün kala 24 Eylül günü KDP ile YNK arasında Hewlêr’de yapılan en son toplantı daha devam ederken, YNK’nin ana gövdesini oluşturan kanattan Pawel Talabani yazılı bir açıklama yaparak referandumun ertelendiğini duyurdu. Gerçi yarım saat sonra bu açıklamayı çekti ama KDP başta olmak üzere tüm kamuoyuna bu dönemde böylesi bir referandumun yapılmasına karşı olduklarının mesajını verdi.
KDP herkesi ‘vatan haini’ ilan etti
Kürtler arasında sürekli körüklenen milliyetçi duygulardan dolayı “bağımsızlık” gibi bir söylemin karşısında açık bir şekilde tutum sergilemek, siyasi partiler için “cesaret” işiydi. Buna yaratıcı siyasi hamleler yapmaktaki basiretsizlik ve KDP’nin referanduma karşı veya eleştiren herkesi “vatan haini” ilan etme psikolojik harekâtı da eklenince sonuç itibariyle referanduma gidildi.
Referandumdan bir gün önce Kerkük’te sorun yaşandı. Hewlêr, Silêmanî ve Duhok’ta referandumun yapılmasının ciddi bir soruna neden olmayacağı tahmin ediliyordu. Oralar için zaten sorun yoktu. Ama Kerkük gibi tüm dünyanın üzerinde savaştığı petrol zengini bir bölgenin bir oldu bittiye getirilerek, “biz karar aldık, kendimize bağlıyoruz” demenin hiçbir şekilde ne bölgesel ne de uluslararası güçler tarafından kabul edilmeyeceği öngörülüyordu.
YNK kanatlarının Kerkük savaşı
Kerkük ve 36’ncı paralel kapsamındaki “tartışmalı bölgelere” ilişkin hâlâ statüsünün netleştirilmesi için 2007’de yapılması gereken ama bir türlü yapılamayan referandum kararı geçerliydi. Bundan dolayı Kerkûk’ün “bağımsız Kürdistan” referandumuna katılmasını hiçbir gücün kabul etmeyeceği biliniyordu. Buna rağmen KDP ve YNK içinden Kosret Resul’un başını çektiği bir ekip Kerkük’te de referandum yapılacağını bildirdi. Karardan önce çok sert tartışmalar ve gerilimler yaşanan bazı görüşmeler oldu YNK içinde. Ama nihayetinde baskın gelen kanat, Kosret Resul kanadı oldu. Yani Kerkûk’ün referanduma dahil edilmesiyle Kürt halkı arasında milliyetçi duyguları körükleyerek siyasi ve ekonomik prim elde etme amacı vardı.
Peşmergeler karşılıklı cephe aldı
Kerkûk’ün referanduma dahil edilmesi tartışması YNK içinde de büyük ayrışmaya neden oldu. Hewlêr toplantısı daha sürerken KDP Kerkûk’e peşmerge gücü gönderdi. Buna karşı YNK’nin ana gövdesi de kendi peşmergelerini takviye etti ve her iki peşmerge gücü karşı karşıya geldi. YNK’nin Kosret Resul kanadından bazı peşmerge komutanları KDP’nin tutumuna destek verdi. Gerginlik üst bir noktaya ulaşmışken, YNK Genel Sekreteri Birinci Yardımcısı sıfatıyla Kosret Resul Elî, Hewlêr’den Kerkûk’e gitti ve araya girdi. Sağlık sorunlarından dolayı basına neredeyse hiç konuşmayan Kosret Resul, kameraların karşısında geçti ve sadece “Kerkük’te referandum yapılacak. Şerefeli Kürdistan halkı sandığa gidin ve oyunuzu bağımsız Kürdistan için verin” dedi.
Fakat Kosret Resul’un gergin ruh hali, Kerkûk’te yapılan toplantının nasıl geçtiğini gösteriyordu. Bu açıklamadan sonra silahlı bir çatışmaya dönüşmedi, ama gerginlik de dinmedi.
Referanduma uluslararası destek
Güney Kürdistan’da yapılacak referanduma uluslararası alanda bir tek İsrail’den destek açıklaması yapıldı. ABD, BM ve AB’nin de aralarında olduğu dünyanın geri kalan çoğunluğu “kendi kaderini tayin hakkının” Kürtlerin de hakkı olduğunu bildirse de referandumun zamanı olmadığı yönünde görüş belirtti. Güney Kürdistan’daki olası bir referandumdan yakından etkilenen Irak merkezi hükümeti, Türkiye ve İran ise referandumu kattiyen kabul etmeyeceklerini defalarca duyurdular.
Rusya ise, Kürdistan Bölgesi hükümeti adı altında KDP ile yaptıkları petrol anlaşmalarından dolayı çekimser kaldı.
Bu arada KDP medyası ABD’den başlayarak Avrupa’ya, oradan Afrika’ya kadar birçok ülkeden referanduma destek verildiği haberleri yapıyordu.
Referanduma kimin ihtiyacı vardı?
Biraz daha geriye, DAİŞ’in 2014 saldırılarına bakmamız gerekiyor. DAİŞ, 3 Ağustos 2014’te Şengal’e saldırdığında, KDP Êzîdî halkını DAİŞ çetelerine teslim etti; binlerce Êzîdî’nin katledilmesine ve binlercesinin kaçırılmasına neden oldu. Bu durum KDP’nin büyük bir siyasi prestij kaybına neden oldu. Devam eden süreçte de Türkiye ile girdiği yakın ilişkiler ve Rojava’da Kürtlere uyguladığı ambargodan dolayı sürekli geriye doğru düşüş yaşadı.
KDP’nin 2015 darbesi
Sonraki süreçte 2015 yılında Hewlêr’de parlamentoyu kapatarak, darbe yaptı. Kürdistan Bölge Parlamentosu Başkanı’nın Hewlêr’e girişini yasakladı, parlamentoyu kapattı. Kürdistan Bölgesi Başkanlığını elinde bulunduran Mesud Barzani, görev süresi dolmasına rağmen seçim yaptırmayıp Bölge Başkanlığı’nı da bırakmadı. Bu durum son iki yıl boyunca Kürdistan Bölgesi’nde büyük bir siyasi krize neden oldu ve bu krizin sorumlusu da KDP’ydi.
Ancak referanduma destek için Avrupa Parlamentosu’nda konuşan KDP Genel Başkanı Mesud Barzani, parlamentonun neden kapatıldığına dair bir soru üzerine, DAİŞ savaşı yaşanırken Goran Hakeketi’nin kendilerine darbe yapmaya giriştiğini iddia ediyordu. Ancak 2009 yılında YNK’den koparak kurulan Goran’ın ne darbe yapacak peşmergesi, ne askeri ne de bunu yapacak bir programı vardı. Nitekim Goran’ın eski bir peşmerge komutanı ve aynı zamanda 1991 Raperîni’nin (başkaldırı) lideri Newşîrwan Mistefa silahlı güç olmadan siyasi örgütlenmeyi seçmişti.
Ekonomik kriz
Diğer bir sorun da KDP’nin kendi başına petrol satışıydı. KDP, Türkiye ile yakın ilişkilere girerek Kerkûk petrollerini Türkiye üzerinden dünyaya satmaya çalıştı. Bu durum da Bağdat ile Hewlêr arasında siyasi ve ekonomik krize neden oldu. Bağdat petroller merkezi hükümete teslim edilmediği için Güney’in bütçesini kesti. Tabii bunun doğal sonucu olarak memur ve çalışanların maaşları ödenmedi ve bu Kürdistan Bölgesi’nde ekonomik bir krize neden oldu. Ve halk da yaşanan tüm bu siyasi ve ekonomik krizlerden Kürdistan Bölgesi’nin resmi ve fiili yönetimi olarak KDP’yi sorumlu gördü.
Tüm bunlardan dolayı KDP büyük bir prestij kaybı yaşamış bir halde seçimlere gitmeye cesaret edemedi, yeni bir hamle arayışına girdi. Bunu da Kürt halkının ulusal duygularını kullanarak, “bağımsızlık” söylemiyle yapmayı ve ondan sonra seçimlere gitmeyi planladı. Ki, 25 Eylül günü yapılan referandumla birlikte tüm bu krizleri adeta unutturdu ve önemli bir siyasi prestij sağladı. KDP referandum havasını seçimlere taşısaydı sandıktan ezici bir çoğunlukla birinci parti olarak çıkacaktı.
Seçim endeksli referandum
Nitekim referandum kararının alındığı 7 Haziran tarihli toplantıda Bölge Başkanlığı ve parlamento seçimlerinin de 1 Kasım’da yapılacağı açıklanmıştı. KDP, referandumun yarattığı romantik milliyetçi atmosferle hem Bölge Başkanlığı’nı hem de parlamento seçimlerini kazanmak istedi. Böylece görev süresi 2013’te dolan ve parlamento tarafından verilen iki yıllık uzatma süresi de Ağustos 2015’te dolan Barzani’nin iki yıldır yasal olmayan görevi dört yıl daha uzatılmış olacaktı. Bir taşla iki değil, birkaç kuş vurma meselesi...
Referandum yapıldığında yüzyıllardır bağımsızlık özlemi çeken ve milliyetçi duyguları sürekli körüklenen Kürt halkının “evet” diyeceğine zaten kesin gözüyle bakılıyordu. Neticede referandum yapıldı. Ama durum tam da öyle değildi. Silêmanî, Helebce ve birçok kentte sandığa gitme oranı düşük oldu. Sandığa gitme oranının yüzde 72 olarak açıklandığı referandumda bağımsızlığa evet diyenlerin oranı yüzde 92 olarak açıklandı.
Düşmanlar dost oldu
Referandumun hemen ardından Türkiye, İran ve Irak hükümeti ortak askeri tatbikatlar yapmaya başladı. Sınır kapılarını ve hava sahalarını kısmen kapattılar. Referandumun geri çekilmesini istediler, çekilmemesi durumunda askeri müdahale dahi yapacaklarını duyurdular. Ortak askeri tatbikatlar yapıldı ve her gün tehditler savruldu. Bu tehditlerin başını da KDP’nin “dostum” dediği Türk Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve partisi çekti. Tabii bu sadece AKP’nin karşıtlığı değildi, Türk devletinin Kürt düşmanlığında Kuvayi Milli’ye ruhuna bürünmüştü. Erdoğan’ın diğer bir dostu Bahçeli, AKP’ye “dost” diyen Barzani’ye “post” diyordu!
KDP referandumu seçimlere taşımak istedi
KDP karşılaştığı tepki karşısında geri adım atma konusunda ikircikliydi. Nitekim, KDP Genel Başkan Yardımcısı ve Kürdistan Bölgesi Başbakanı Neçirvan Barzani, Irak’tan ayrılmayacaklarını defalarca dile getirerek, geri adım atacaklarının sinyalini verdi. Ancak KDP referandum ile yakaladığı havayı 1 Kasım’da yapılacağı duyurulan Kürdistan Bölgesi Parlamento ve Başkanlık seçimlerine taşımayı planlıyordu. Seçimlerde KDP başkanlığı bir kez daha elde ettikten ve parlamentoda çoğunluğu sağladıktan sonra referandumun sonuçlarını askıya alacaktı. Bunun sinyalleri veriliyordu.
Dukan toplantısı: Ortak çekilme kararı
Tüm bunlar yaşanırken 15 Ekim günü Irak Cumhurbaşkanı Fuad Masum, Silêmanî’nin Dukan ilçesinde KDP ve YNK yönetimiyle bir araya geldi. KDP’den Mesud Barzani, Nêçirvan Barzani ve YNK’den Hêro Îbrahim Ehmed, Kosret Resul, Pawel Talabani, Mela Bextiyar’ın katıldığı toplantıya İran Devrim Muhafızları’na bağlı Kudüs Tugayı (İran’ın dış operasyonlarını yürüten askeri gücü) Komutanı Qasım Sulemani’nin de katıldığı iddia edildi. Toplantıda ne olduğu, hangi kararlar alındığı resmi olarak açıklanmadı. Ancak edinilen bilgilere göre toplantıda 140’ıncı madde kapsamına giren 36’ıncı paralelin dışındaki yerlerden çekilme kararı alındı. Karar, referandum karşısında uluslararası tepkiyi dindirmek için alınmıştı.
KDP anlaşmayı tek taraflı ihlal etti
Dukan toplantısı biter bitmez KDP ve YNK’li yetkililere, Kerkûk’ün en önemli petrol kuyuları Bay Hasan ile Havana’dan çekilmeyeceğini iletti. Kıyamet de bundan sonra koptu. YNK peşmergelerini KDP’nin petrol kuyularını korumak için öldürtmeyeceğini ve anlaşmaya bağlı kalacağını bildirdi. KDP’nin bu tutumu Bağdat’tan da erken duyuldu ve devralma harekatını hızlandırıp Dukan toplantısının yapıldığı günün gecesi Haşdi Şabi güçlerini harekete geçirdi.
16 Ekim günü
16 Ekim günü daha şafak sökmeden Irak ordusu ile Haşdi Şabi’nin Güney Kürdistan ile Irak arasında 140’ıncı madde kapsamına giren 36’ıncı paralelin dışındaki bölgelere operasyon başlattı. YNK bu bölgelerden peşmergelerini çekecekti, ancak daha hazırlıklı değillerdi. Haşdi Şabi saldırısı karşısında peşmerge güçleri ne yapacağını bilememekten dolayı dayanamadı. Sonuç, 86 şehit ve yüzü aşkın yaralı verdi. Bu durum bir panik havasına dönüştü ve geri çekilme bir kaçış havası aldı. Neredeyse 24 saat dolmadan KDP ve YNK’ye bağlı peşmerge güçleri, Rojhilat sınırındaki Celawla ve Xaneqîn’den başlayıp Xurmatu, Tazexurmatu, Kerkûk, Dubiz, Maxmur, Bagirtê, Başîka hattı boyunca uzanan ve Rojava sınırındaki Rabia ve Şengal’e kadar uzanan hattın hepsini boşalttı. Onlardan boşalan yerleri de Haşdi Şebi güçleri doldurdu.
Türkmen grupların saldırıları
Bilindiği üzere bir milis gücü olan Haşdi Şabi güçleri birçok gruptan oluşuyor. Bunlar arasında özellikle Türkiye’nin de desteklediği Irak Türkmen Cephesi’ne (ITC) bağlı birlikler de bulunuyor. ITC’ye bağlı bu gruplar da Türkiye’nin İran’la yakınlaşması sonrası başında Qeys El Xezali’nin bulunduğu Esayib El Hak grubuna katılmışlardı. Bu birliklerde aşırı Kürt düşmanlığı körüklendiği için Duzxurmatu başta olmak üzere Daquq ve Kerkûk kent merkezinde birtakım saldırılar yaşandı. Dakuk’ta PKK üyesi Hogir Baran Osmanlı Köprüsü üzerinde katledildi. Benzer durum Duzxurmatu, Daquq ve Kerkûk merkezinde Kürdistan Özgür Toplum Hareketi’nin (Tevgera Azadî) bürolarının ve halkın bazı evlerinin yakılmasıyla devam etti. Türkmen güçlerin dışında Haşdi Şabi’nin diğer grupları anlaşma çerçevesinde hareket etti.
Maxmur, Şengal ne olacak?
Dukan’da yapılan anlaşmada Kerkûk de dahil olmak üzere 36’ıncı paralel kapsamındaki bölgelerden peşmerge gücü çekilecek ve Irak ordusuna bağlı güçler kontrol altına aldıktan sonra kentlerin idaresini ve asayiş gücünü KDP ve YNK’ye bırakacaktı. Ancak KDP’nin petrol kuyularını bırakmama yaklaşımından sonra Irak hükümetinin KDP’ye yaklaşımı değişti. KDP’yi yapılan anlaşmanın dışında tuttu ve bu bölgeleri YNK’ye devretme kararı aldı. 18 Ekim itibariyle Kerkûk kent merkezi de dahil olmak üzere birçok yerden Haşdi Şabi güçlerini çekmeye ve kent merkezlerini önemli oranda YNK idaresine bırakmaya başladı. Kerkûk’ün 17 mahallesi YNK idaresine bırakılırken, Araplar ve Türkmenlerin çoğunlukta olduğu mahallelerin yönetimlerini merkezi yönetimine bağlı kılarak ikili bir yönetim oluşturdu. KDP denetimindeki Maxmur ve Şengal gibi yerlerin idaresini YNK’ye devredeceği belirtiliyor. Bu şekilde kent merkezlerinde yönetimi YNK’ye bırakırken güvenlik sorununu Irak merkezi hükümetine bağlı silahlı güçlerin kontrolüne almış oldu.
Son durum nedir?
Haşdi Şabi güçleri ve Irak ordusu Kerkûk kent merkezini önemli oranda terk edip, kent çevresine çekildi. Kerkûk Valiliği için de ilk başta Kerkük eski Vali Yardımcısı Rakan Cuburi’yi atamıştı, ancak YNK’nin Cuburi’ye itiraz etmesi sonucunda bu isim değiştirildi, yerine YNK Politbüro üyesi Rizgar Elî’nin adaylık süreci başladı. İlçelerde de durum aynı. İlçe merkezlerinde Heşdi Şebi güçleri hala çekilme içinde. Kent merkezleri asayiş güçlerine devrediliyor, ilçelere de kaymakamlar atandı.
Sarı ve yeşil bölge tehlikesi
KDP peşmergeleri ise geçmişte YNK ile oluşturdukları ortak güçlerden de peşmergelerini çekip Hewlêr sınırlarına götürdü. Şu an tüm güçlerini Hewlêr ve Duhok sınırlarına çekmiş durumda. Bu durum ise ilerleyen günlerde bölgede “birakûjî (kardeş kavgası)” günlerinden kalma sarı bölge (KDP bölgeleri) ile yeşil bölge (YNK bölgeleri) sınırlarının daha da keskinleşeceğine işaret ediyor.
Irak saldırısının siyasi etkisi
KDP ve YNK şu an tam bir medya savaşı içerisine girmiş durumda. KDP yaşananlardan tamamen YNK’yi suçlayarak siyasi pirim yapmaya çalışırken, YNK de KDP’yi suçluyor. Öte yandan YNK kendi içinde ciddi sorunlar yaşıyor. Bu sürecin başladığı ilk günden itibaren KDP’nin yanında yer alan Kosret Resul Ali ve Mele Bextiyar gibi isimler de, isim vermeden YNK içinde Talabani ailesini işaret ederek suçlamalarda bulunuyor ve YNK’den ayrılma sinyalleri veriyor.
KCK’den birlik çağrısı
1 Kasım günü yapılması beklenen Kürdistan Bölgesi parlamento ve başkanlık seçimlerinin ertelenmesi, 18 Ekim’de toplanacağı açıklanan parlamentonun toplanamaması krizin derinliğini gösteriyor. KCK tarafından krizin daha da derinleşmemesi ve sorunların aklı selim çözümü için partilerin bir araya gelmesi çağrıları yapılıyor. Nitekim krizin derinleşmesi Güney Kürdistan kazanımlarına vurulan darbenin daha da büyüme potansiyelini taşıyor.