
Sedat Ulugana'nın yazmış olduğu "Cezalı Delikanlı-Yılmaz Güney'in Konya Sürgünü"adlı kitap Do Yayınevi'nden çıktı. 9 Eylül tarihinde bütün kitapçılarda yerini alacak olan kitap, Yılmaz Güney'in henüz Yılmaz Pütün iken, 1962–1963 yılları arasında Konya'da 6 aylık sürgününe ayna tutuyor.
Güney'in hayatında derin izler ve etkiler bırakan Konya sürgünlüğüne ilişkin ilginç anekdotlar ve anılarla dolu bu çalışma, Güney'in daha önce bilinmeyen Konya sürgünlüğü fotoğraflarıyla da destekleniyor. Ulugana'nın, Konya sürgünlüğü günlerinde Güney ile arkadaşlık yapmış Kürt kabadayılar ve yerli halk ile yapmış olduğu röportajlar da eserin bel kemiğini oluşturuyor.
Çarpıcı bilgilere yer veren eserin satır aralarında, dönemin Konya'sının şehirli Kürtlerine ve Kürt kabadayılarına rastlamak da mümkün. Örneğin bu Kürtlerin çoğu Wanlı ve kabadayılarından en namlısı da Wanlı Kürt Miço lakaplı Mustafa Saldı.
Üç bilinmeyenli eşitsizlikler sistemi
Yılmaz Güney, o zamanki ismiyle Yılmaz Pütün, Adana'da 1956 yılında 19 yaşında, henüz lise öğrencisiyken yazmış olduğu bir öykü nedeniyle 'komünizm propagandası yapmaktan' 1962 yılında Konya'ya sürgüne gönderilir. Öykünün ismi "Üç Bilinmeyenli Eşitsizlikler Sistemi"dir. Henüz meşhur olmayan Güney, Konya'da Kürt kabadayı Miço tarafından kollanır. Bu kollama ikili arasında bir ömür sürecek arkadaşlığın da kapılarını açar. Kitap ağırlıklı olarak, "sürgün" bölümünden oluşuyor. Eserde, Ulugana'nın araştırma ve yazma sürecindeki duygularını da bulmak mümkün.
Ulugana, Güney'in kabadayı filmlerinin hepsinin Konya sürgününden sonrasına denk gelmesine dikkat çekiyor. Devamla, Yılmaz Güney'in Konya'daki Kürt kabadayıların isimlerini filmlerinde de kullandığını, ayrıca filmlerindeki kurgunun, Konya'nın Kürt kabadayılarının diğer kabadayılarla olan münasebetlerden uyarlandığını aktarıyor. Yılmaz Güney'in Konya'nın Kürt kabadayıları arasında "kabadayı" olarak bilindiği ve hep öyle anımsandığı ise kitapta geçen diğer bir ayrıntı.
Sırrı'yı Güney mi öldürtüyor?
Güney'in "İnce Cumali" adlı filminin kahramanı Cumali'nin gerçekte Güney'in Adanalı bir kabadayı arkadaşı olması ve Sırrı adında Konyalı biri tarafından öldürülmesi hikayesi, kitabın en çarpıcı bölümlerinden birini oluşturuyor. Öyle ki Sırrı, Konya Cezaevinde iken, Kürt Miço'nun da aynı cezaevinde bulunması ve bu süreçte Güney'in Konya'ya gidip Kürt Miço'yu ziyaret etmesi, ardından Sırrı'nın Konyalı biri tarafından öldürülmesi olayı, kitaba sürükleyici bir roman havası katıyor.
Ulugana, İnce Cumali'nin katili Sırrı'yı öldüren Konyalı'yı buluyor ve ondan öğrendiğine göre, Yılmaz Güney kendisine bir miktar para yardımında bulunuyor. İleriki yıllarda da Güney'den mektuplar alıyor. Bu da "Sırrı'yı öldürten Güney miydi?" sorusunu akla getiriyor. Ulugana, daha sonra Kürt kabadayı Miço'nun kardeşi İsa ile yapmış olduğu görüşmede bu kuşkusunu dile getiriyor. Bu sorusuna karşılık kaçamak cevaplar alıyor.
Wanlı Kürtlerden öğrendikleri
Kitaba göre o günlerde Konya'da çok şey yaşanıyor. Kabadayı alemi sırlarla örülü olduğu için de çoğu şey hala gizemini koruyor. Diğer bir çarpıcı bilgi ise Güney'in özellikle Kürt realitesini Wanlı Kürtlerin yaşadığı Konya'nın "Dolav" semtinde tanıdığı yönünde. Öyle ki Ulugana'ya göre Güney'in "Hudutların Kanunu" adlı filmi, Wanlı Kürtlerin aracılığıyla öğrenmiş olduğu "33 Kurşun" olayına dayanıyor. Buna dayanak olarak da Güney'in "İkisi de Cesurdu" filminin tamamen Kürt Miço ile Konyalı Gazinocu Tahir'in olayına dayandığını gösteriyor.
Güney'in ilk eşi Can ile Konya'da tanışması ve yaşadıklarını da anlatan Ulugana, Can'ın gerçek isminin Yasemin olduğunu ve pavyonda değil, genelevde çalıştığını aktarıyor. O yıllarda genelev patronu Şefika, Kürt Miço'nun dostudur. Şefika'nın arkadaşı Yasemin, Güney'e aşık olur ve ikili evlenip daha sonra İstanbul'a yerleşir. Ulugana, Konya'daki tanıkların anlattıklarına dayanarak, daha önce bazı araştırmacıların "Güney'e, Konya'da sevgilisi Can hep para yardımında bulundu" iddiasını da çürütüyor.
SUNA KÖSE/LONDRA