Referandum ve ulusal kongre tartışmalarıyla birlikte Güney Kürdistan siyasetinde bir anda hareketlenme oldu. Bugünlerde herkes kendi cephesinde yoğun bir diplomatik faaliyet yürütüyor. Açıklamalar arka arkaya geliyor. Ancak işin sonucunun nereye varacağı ise halen belirsizliğini koruyor. Sonuçta kriz devam ediyor, toplum önünü göremiyor, diplomasi de bir hareketlenme olsa da, üzerinden geliştiği mantalitede bir değişim olmadığı için kimse de umut ve heyecan yaratmıyor.
Siyaset baş aşağı duruyorsa ve yanlış işliyorsa pozitif sonuç vermesini beklemek de mümkün olmuyor. Baş aşağı duruş; kendi gerçeğinden, realitesinden, toplumsal değerlerinden, tarihin ve güncelin dayattıklarından kopuk temelinde yürütülen siyasettir.
Güney Kürdistan siyasetinde hem iktidarın ve hem de muhalefetin temel tıkanma noktası işte bu baş aşağı duruştur. Kendi zorunlu gerekliliklerine ve olmazsa olmazlarına, kendi öz dinamiklerine ve öz gücüne dayanmayan bir siyasetin başarı şansı da yoktur.
Güney Kürdistan siyasetinin iktidar ve muhalefeti temel gereksinimlerde doğru bir tespitleri yapamadığı, dönemsel ve güncel siyaset ve politikalar da doğru temel üzerine oturmuyor.
Dikkat edelim yıllardır süren siyasi ve ekonomik kriz bir çözüm yoluna giremiyor. Bu, Güney Kürdistan’ın bu krizleri aşacak gücü olmadığından kaynaklı değildir. Bu gerçek, Güney Kürdistan’da elit siyasetin, öz gücüne, topluma dayanmayan siyasetin temel perspektif edilmesinden kaynaklıdır. Bu konuda iktidarı tekeline aldığından kaynaklı doğal olarak sürekli KDP’yi eleştiriyoruz. Bu yanlış da değildir. Ama Güney Kürdistan siyasetinde muhalefet güçleri de bu yanlıştan geri adım attıracak siyaset ve politikalara sahip değildir. Bu krizden çıkış yönünde bir vizyon üretilmiyor. Sürekli olarak birbirini suçlama bir hastalık halini almış.
Örneğin, güney hükümeti 5’li bir koalisyondan oluşmasına rağmen, KDP iç ve dış siyaseti, ekonomiyi istediği gibi dizayn edebiliyor. Uluslararası görüşmeler sadece KDP yetkilileri tarafından yürütülüyor. KDP’nin çekince koyduğu hiçbir şey pratik karşılığını bulamıyor. Hükümette yer alan partilerin buna karşı yaptıkları tek şey uzaktan durup eleştirmek oluyor.
Irak merkezi hükümetiyle ilişkilerde, Türk devletiyle kurulan ekonomik ve siyasi ortaklıklarda zaman zaman eleştiriler olmasına rağmen ciddi bir karşı duruş gelişmiyor. Ya da gelişemiyor.
Parlamentonun kapatılmasından, başkanlık seçimlerinin bloke edilmesinden, referanduma kadar iç siyasette de durum aynıdır. Güney Kürdistan’da bir referandumun nasıl yapılacağına dahi KDP istediği şekilde karar verebiliyor. Oysa referandum KDP’nin parti sorunu ya da tasarrufundaki bir durum değildir. Bir halkın kaderini etkileyecek hayati önemde bir sorundur ve buna ancak halkın oylarıyla seçilmişler birlikte karar vermelidirler. Peki bu olabiliyor mu? Hayır, KDP istediği şekilde bu durumu kendine göre propaganda ediyor, iç ve dış siyaset malzemesi yapıyor. Ama muhalefetin buna karşı tutumu oldukça pasif ve doğruyu uygulatmaktan uzaktır.
Yine ulusal kongre Kürtlerin tarihsel bir özlemi ve günümüzde de bir zorunluluk olmasına rağmen, KDP çok rahat bir şekilde buna karşı duruş geliştirebiliyor, hatta Kürtler arası birliği geliştirmek bir yana, Kürtleri parçalayan, soykırıma uğratan güçlerle iş tutabiliyor.
KDP bunu yapıyor ama muhalefet sadece izliyor. O halde Güney Kürdistan’da siyasi, ekonomik ve toplumsa krizlerin aşılması gerçekten isteniyorsa ve bunun sorumluluğu siyasette ise o zaman muhalefeti de mevcut durumundan kaynaklı eleştirmek gerekir. Muhalefet, ki en büyük partiler hükümet ortağıdırlar, eleştirilmediği, sorumluluklarını yerine getirmeye zorlanmadıkları sürece güney krizi aşılmak bir yana daha da derinleşecektir. Bu krizin derinleşmesi, birilerinin keyfi amaçlarına Kürtlerin kurban edilmesine kadar götürecektir. Durum kanımca bu kadar ciddi ve hayatidir.
Kürt siyaseti gerçekten çağın gereklerine cevap olmak istiyorsa, kendi celladı olan Türkiye ve İran ile iş tutacağına kendi içine dönmeli, öz gücüne dayanarak iç sorunlarını çözmeli ve bölgede söz sahibi olmayı temel yöntem edinmelidir. Türk devleti ve İran’a dayanarak Kürt halkı adına siyaset yapılamayacağını tarih göstermiştir. Bundan ısrar etmek ya gaflettir, körlüktür ya da bilinçli tercih edilen bir yoldur ki, her ikisi de Kürtlere kaybettirmek dışında bir şey getirmeyecektir.