
Bu kez tarihsel ve politik koşullar oldukça değişikti. Kürdistan iki parçasındaki gelişme birbirini doğrudan etkileyecek bir düzeye gelmişti. Ortadoğu’nun yeni politik denkleminde Kürtlerin politik rolünü ve artan gücünü yerinden görmek ve analiz etmek bakımından son derece önemliydi. Kerkük-Hewlêr hattında önemli bir gerilim vardı. Savaş noktasına gelen bu durumu anlamak Kürdistan’ın geleceği bakımından önemsenen bir konuydu.
Ayrıca, 1,5 yıldan fazladır İmralı’da tecride tabi tutulan Öcalan’ın Kürt sorunun çözümü için yeniden inisiyatif almak istemesiyle başlayan sürecin yansımalarının Hewlêr’den nasıl algılandığına ilişkin gelişmeyi anlamak da bir o kadar önemliydi.
Suriye’de politik dengeler yerinde oynadı. Kürtler için yeni bir süreç oluştu. Özellikle Güney ve Batı Kürtleri arasındaki tarihsel ilişkinin yaratacağı sonuçları anlamak için Batı Kürdistan’a geçmeyi düşündüm.
Ancak Güney Kürdistan Federal Hükümeti, gazetecilerin, Rojava’ya (Batı Kürdistan’a-Suriye bölgesine) geçmesine izin vermiyor. Birkaç kez başvuru yapmamıza rağmen, geçiş talebimiz reddedildi. Batı Kürdistan bölgesindeki gelişmeleri yakında takip etmek ve kamuoyu ile paylaşmak için Rojava bölgesine gitmek isteyen çok sayıda gazeteci vardı. Birçok nedenden dolayı gazetecilerin gidiş talebi engelleniyor. Genel olarak, ‘bölgenin tehlikeli olduğu ve her hangi bir olumsuzluk olduğunda kendilerinin sorumlu olacağını’ belirtmektedirler. Ancak, gazetecilerin gidişinin engellenmesinin arka planı, uluslararası ve bölge ilişkilerinin yarattığı politik korkudur. Kürdistan Bölge Hükümeti’nin uluslararası güçlerin ve özellikle Türkiye’nin baskısıyla karşılaşmak istemediği anlaşılıyor. Bu bakımdan elinde geldiği kadar, Güney üzerinden Batı Kürdistan bölgesine gazetecilerin ve televizyon kanallarının girmesini minimuma indirmeye çalışıyor.
Güney Kürdistan’da çok farklı bir gelişme sürecine girmiş bulunuyor. Özellikle Hewlêr merkezli gelişme, Güney Kürdistan’ın geleceğine ilişkin birçok soruya yanıt veriyor. Hewlêr’in ekonomik ve politik hedefi, Ortadoğu’nun ‘yeni’ Beyrut’tu olmak. Bunu ne kadar başarır bilinmez. Ancak sosyal, ekonomik, politik ve özellikle bölge ilişkilerinde oynamak istediği rolle kendisine böyle bir misyon biçtiği anlaşılıyor. Ayrıca son gelişmeleri iyi okuyarak politik bir merkez olmak istiyorlar. Bunu başarmaları için önlerinde duran önemli sorunlarda çözüm gücü olmaları gerekiyor.
Güney Kürdistan’da gelişme eğilimi
2008 ile 2013 yılları arasında geçen 5 yıllık zaman içinde Güney Kürdistan’ın ekonomik ve sosyal yapısındaki gelişme çok belirgin olarak hissediliyor. Bölge nüfusunda hissedilen bir göç olayı yaşansa da Salih Waladbagi’nin vermiş olduğu bilgilerde göre Hewlêr (Erbil), Süleymaniye ve Duhok gibi üç merkezin istatistik verileri dikkate alınarak yapılan hesaplarda, 2011 yılında Kürdistan’ın bölgesinin nüfusu yaklaşık olarak 5,3 milyondur.
Kürdistan Bölge Yönetiminin denetiminde olan bölge 40 bin km2 olup Hollanda ve İsviçre’den büyüktür. Ancak Bağdat denetiminde bulunan Kürdistan topraklarının yüzde 42’si halen tartışmalı bir durumdur. Özellikle Kerkük ve Musul’un belirli bölgeleri en tartışmalı alanı oluşturmaktadır. Nüfusun en yoğun olduğu kent Hewlêr, ikincisi sırada Süleymaniye ve üçüncü sırada ise Duhok bulunuyor. Nüfusun yüzde 36’sı 0-14 ve yüzde 50’si 0-20 yaş grubuna bulunuyor. Ayrıca nüfusun sadece yüzde 4’ü 63 yaş grubundadır.
Politik strateji devletleşmeye doğru
Bu gelişme eğilimi aynı zamanda bölgenin kendi iç sistemini örgütlemede de önemli bir ilerlemenin sağladığını ve giderek daha profesyonel bir mantıkla örgütlemeye başladıkları anlaşılıyor. Güney Kürdistan Yönetiminin örgütlenme modeli, Bağdat’a bağımlı özerk bölge statüsünü çoktan aşmış bulunuyor. Fiilen bağımsız bir devlet gibi hareket etmektedir. Politik eğilim olarak, esasen Irak’tan koparak kendi başına bir devlet olmaktır. Bu yönelim daha çok bölgesel ve uluslararası ilişkilere göre şekillenecektir. Kürdistan Bölge Yönetiminin politik güçlerinin böylesi bir eğilimi olmakla birlikte buna tek başına karar vermelerinin de zor olduğunu belirtmektedirler.
Nechirvan Barzani’nin Time dergisinin, “bağımsız bir Kürdistan’a daha yakın olduğunu söylemek mümkün mü?” sorusuna verdiği yanıtı oldukça dikkat çekiciydi: “Ben inanıyorum. Evet, bizim için çok iyi bir fırsat var. Ama biz de birçok zorluklar var. Biz çevremizdeki en az bir ülkeyi ikna etmek zorundayız… Ayrıca uluslararası müttefiklerimizin desteğini almalıyız…” N. Barzani’nin bu açıklaması esasen Kürdistan Bölge Yönetiminin, politik eğilimini yansıtmaktadır. Stratejik hedef budur. Parlamento, Başbakanlık ve bakanlık sistemi, polis, istihbarat ve ordu yapılanması, Bağdat’tan ayrı bir devlet olarak organize edilmiş durumda. 2008’e göre 2013’te devlet düzeyindeki kurumsal yapıları önemli oranda oluşturdukları gibi iç hukuksal sistemini oluşturmada önemli bir gelişme kaydetmiş durumdalar. Özellikle yargının merkezileştirilmesi ve işlevli kılınması için önemli adımlar atılıyor.
Uluslararası alanda devletleşmenin önemli bir adımı olarak görünen önemli bir etki de, dış ülke temsilciliklerinin bulunmasıdır. Bugün Hewlêr’de 26 ülkenin dış temsilciliğinin açılmış olması, bu sürecin bir halkası olarak görülmektedir.
Devletleşme konusunda somut adımlar atılmış olmasına ve fiilen bir devlet gibi davranılmasına rağmen, halen önemli bir kısım sorunları aşılmış değil. Halen Hewlêr ve Süleymaniye eksenli fiili iki merkez bulunuyor. Tek Parlamentoya rağmen, milletvekilleri ve bakanların seçiminde, bu iki merkez halen bir güç olarak ön plana çıkmaktadır. Başbakanlık ve bakanlıklar esasen iki güce göre oluşturulmaktadır. Askeri gücün merkezileştirilmesi için önemli bir çaba var ancak her iki bölgede de peşmerge ve polis daha çok KDP ve YNK güçlerine göre şekillenmiş bulunuyor. Bu bakımdan aşiretlerin güç dengeleri hala yönetim yapısını etkilemektedir.
Parlamento işleyişinde ciddi zafiyetler bulunduğu gibi demokratik bir sistemin yaratılmasında halen önemli sorunlar var. Örneğin Öcalan’ın görüşlerine yakınlığıyla bilinen ‘Demokratik Çözüm Partisi’ (PÇDK) seçimlere giremiyor. Öyle ki Genel Merkezi’nin Hewlêr’de açılmasına izin verilmiyor. Ayrıca hukukun veya hukuksal sistemin uygulanmasında çok önemli problemler yaşanıyor. Özellikle mahkeme kararlarının uygulanmasından çok önemli sorunlar yaşanmaktadır.
Kentleşme ve sorunları
Kürdistan bölgesi bir bakıma sınır tanımayan bir kentleşme gerçeğiyle karşı karışa bulunuyor. Parlamento üyesi Shwan Ahmedin vermiş olduğu bilgilere göre, bölgenin gelişmesi için önemli yatırımlar yapılmış. Örneğin 2012 yılında, Hewlêr’de, 11.412 konutlu 13 yerleşim projesine harcanan para yaklaşık olarak 509,9 milyon Dolar, Süleymaniye’de 11.491 konutlu 13 yerleşim projesine harcanan miktar 825,6 milyon Dolar, Dohuk’da 4.667 konutlu 7 projeye harcanan miktar 138,6 milyon Dolar olarak gerçekleşmiş. Genel olarak değerlendirildiğinde yatırımların yüzde 61’i Hewlêr, yüzde 24’ü Süleymaniye, yüzde 14’ü ise Duhok bölgesine yatırılmış. Bir başka ifadeyle oldukça hızlı bir kentleşme süreci yaşanıyor. Özellikle başkentin çevresini saran yeni modern kentler-semtler yapılıyor. Bir bakıma eski ve bakımsız merkez Hewlêr ile bunun etrafını bir ağ gibi kuşatan yeni Hewlêr arasındaki çelişkiyi çok belirgin olarak göze çarpıyor.
Ayrıca kentlerde henüz bilinçli bir belediyecilik anlayışı oturmuş değil. Şehir merkezlerinin alt yapısı oldukça dağınık ve geri bir durumda ve özellikle merkezi çevreleyen mahallelerde kanalizasyon, yol, ulaşım gibi alanlarda temel çözümler üretilmiş değil. Petrol üretiminin merkezi ancak çok ciddi bir elektrik sorunu bulunuyor. Elektrikler çok sık kesilebiliyor ve kenar semtlerde bu saatlerce süre biliyor. Nüfusu 2 milyonu geçen Hewlêr’de 800 bine yakın arabanın varlığı, özellikle hava kirliliğinde çok ciddi bir artışın olmasını yol açmış bulunuyor. Bu rakam genel Arap bölgesinin çok üstündedir ve bu haliyle devam eder veya kontrol altına alınmazsa önümüzdeki süreçte çok ciddi bir ekolojik sorunla karşı karşıya kalınacaktır.
Değişimin merkezi: Eğitim
Eğitim alanında son yıllarda belirli bir gelişmenin olduğu görülüyor. Kürt Parlamentosu finans Komitesi üyesi parlamenter Omar Hawrami’nin vermiş olduğu bilgilere göre, Kürdistan Bölge Yönetimi’nin mevcut bütçesinin yüzde 16’sının eğitim sektörüne aktarılacak. Güney Kürdistan Hükümetinin denetiminde olan bölgelerde, 2003 yılında 862 bin öğrenci bulunurken, 2013 yılında bu rakam 1,7 milyona çıkmış bulunuyor. Milli Eğitim Bakanlığının verilerine göre 2007 yılında, kreşten üniversiteye kadar olan mevcut öğretmen sayısı 36 binden, 2013 yılında ise 54,288’e yükselmiş. Ayrıca 2003 yılına göre, ilkokul, ortaokul ve lise sayısında yüzde 81 artışla 2641’e ulaşmış bulunuyor. Kürdistan Bölge Yönetimi sınırları içerisinde yaklaşık olarak 100 bin öğretmen bulunuyor. 2004 yılında okuma yazma bilmeyenlerin odanı yüzde 34 iken, 2012 yılında bu oran yüzde 16’ya düşmüş bulunuyor. 2015 yılında yüzde 7’ye düşürülmesi hedefleniyor.
Eğitim sisteminde özellikle üniversite sayısında da belirli bir artış söz konusudur. Kürdistan Bölgesi’nde 11 kamu ve özel üniversite bulunuyor. İlk dört büyük üniversite: Selahaddin, Süleymaniye, Dohuk ve Soran Üniversitesidir. 1968 yılında Süleymaniye kentinde kurulan Salahaddin Üniversitesi, 1981 yılında Hewlêr’e taşınmış. 1992 yılında ise Kürdistan Bölgesel Hükümeti’nin kararıyla Süleymaniye Üniversitesi ve Dohuk Üniversitesi, 2000 yılından sonra Koya, Soran Üniversitesi ve Hewlêr Tıp Üniversitesi kuruldu. 2010-2011 yıllarında ise Halepçe, Raparin, Garmian ve Zaho Üniversitesi kuruldu.
Süleymaniye’de kurulan Irak Özel Amerikan Üniversitesi’nde öğretim dili İngilizcedir. Kürdistan Bölgesinde kurulan özel üniversitelerin bazıları Cihan Üniversitesi, Sabis Üniversitesi, Işık Üniversitesi, Dijlah Koleji, Lübnan Fransız Üniversitesi, Hayat Üniversitesi, Toplum Gelişimi Üniversitesi ve Duhok bölgesindeki Nawroz Üniversitesidir. Mevcut üniversitelerde öğrenim gören öğrenci sayısı yaklaşık 94.700 olup bunların yüzde 48’ini kız öğrenciler oluşturuyor.
Burada önemli bir nokta oldukça dikkat çekicidir. Birincisi Eğitimde Gülen Cemaati çok önemli bir alanı işgal etmiş durumda. Cemaatin ticaret, eğitim, sağlık ve sosyal alanlarda çok kapsamlı faaliyetleri söz konusudur. Cemaat, Cihan ve Işık Vakıfları ile özellikle eğitim alanında çok önemli bir ağ oluşturmuş durumda. Örneğin sadece Hewlêr’de Cihan Kreş, Cihan Kolej, Cihan Lise, Cihan Üniversitesi ve Işık Üniversitesi bulunuyor. Gelişmiş modern teknoloji ile donatılan bu okullarda, Kürtlerin bürokratik kesimlerinin veya zengin tabakanın çocukları okutulmaktadır. Kürdistan bölgesinde Türkleştirme politikasının çok önemli bir parçası olan bu eğitim sistemi, özellikle Kürdistan Bölge Yönetiminde aktif destek alması da oldukça dikkat çekmektedir.
Ekonomik gelişme ve Türkiye’nin ağırlığı
Lübnan, Türkiye, Mısır, İran, İngiltere, ABD, Yeni Zelanda, Birleşik Arap Emirlikleri, Almanya, İsveç, Fransa, Japonya, Çin ve Rusya gibi 20 ülkeye ait çok sayıda uluslararası şirketin Güney Kürdistan’da yatırımları bulunuyor. Enerji sektöründe özellikle Amerika, İngiltere, Fransa ve son zamanlarda Rusya ve Çin’in yönelimleri söz konusudur.
Kürdistan Özerk Bölgesinde, enerji eksenli projeler hariç, 21 milyar Dolar değerinde 450 büyük proje yaşama geçirilmiş olup bunun yaklaşık yüzde 20’si doğrudan yabancı yatırım yoluyla kısmen finanse edilmiş. Enerji sorunu belki de en karmaşık ve çatışmalı sorunların başında geliyor. Bağdat ile Hewlêr arasındaki çelişkinin en önemli halkalarından biri petrol sorunudur. Bu iki yönlü olarak ön plana çıkmaktadır: Birincisi, Bağdat’ın Kürdistan bölgesine aktarması gereken yüzde 17’lik payın düzenli olarak aktarılmaması, çoğu kez bir şantaj olarak kullanması ilişkileri geren bir sorun haline dönüşmüş görünüyor. İkincisi, Kürdistan Bölge Hükümeti’nin kendi inisiyatifiyle, Kürdistan bölgesinde uluslararası şirketlerle ortak anlaşmalar yapmak istemesidir. Bu sorun Bağdat Hükümeti tarafından şiddetle reddedilmektedir. Ancak dikkat çeken nokta ise ABD’nin de, Kürdistan Bölge Hükümetinin böylesi bir yönelimi kabul etmemesi ve fiilin Bağdat’ın yanında yer almasıdır. Bu bakımdan özellikle ABD kökenli şirketlerinin, Kürdistan hükümetiyle anlaşma yapmaları konusunda belirgin bir kaygı içinde oldukları anlaşılıyor. Bundan ABD’nin belirlediği politikanın önemli bir etkisi olduğu kesin.
Rusya silah satışları ve enerji konularında ilişkilerine geliştirirken, Çin ise hem enerji hem de küresel mal ihracatını ön plana çıkartmaktadır. Mağazalarda bulunan televizyon, bilgisayar, telefon, fotoğraf makinesi gibi elektronik araçların çok önemli bir kesimi Çin mallarıdır. Otomobil sektörünün yaklaşık olarak yüzde 65 ise Toyota, Corola, Nissan gibi Japon kökenli tekel gruplarının elinde bulunuyor.
Ancak Güney Kürdistan ekonomisinde Türkiye’nin çok belirgin bir ağırlığı göze çarpıyor. Bölge ekonomik fiilen Türkiye’nin denetimine girmiş bulunuyor. Gıda, tekstil, inşaat, enerji, tarım, hizmet sektörü gibi hemen her alanda Türk ekonomisinin çok önemli bir ağırlığı göze çarpıyor. Türkiye ile Kürdistan Bölge Hükümeti arasında iş hacmi resmi verilere göre yaklaşık olarak 20 milyar Dolar, ancak kayıt dışı ekonomiyle bunun 30 milyar Dolar civarında olduğu tahmin ediliyor.
Güney Kürdistan bölgesinde yatırım yapan Türkiye kökenli büyük şirketlerin çok önemli bir kısmı, hükümet veya Gülen Cemaatine yakın olanlardan oluşuyor.
Bu şirketlerden bazılarını sıralamak mümkün, Örneğin cemaate bağlı olduğu söylenen ’77 Grubu’ en büyük inşaat şirketlerinden biridir. Erdoğan’ın eniştesinin başında bulunduğu ÇALI Grubu: İnşaat, yol ve havaalanı yapıyor. Yüksel Grubu; İnşaat ve yol, Arjen Grubu: İnşaat, Nurol İnşaat Grubu; (Tatvanlı/MHP’ye yakın), Fernas Grubu; İnşaat ve Baraj işleri, (Batman-AKP’ye yakın), Genel Enerji Grubu: petrol işleri.
Koç Grubu: Divan Hotel, Dedeman Hotel; Diyarbakırlı Ahmet Lezaoğlu, İstanbul Hotel, Kale Seramik Grubu, Ege Seramik Grubu, Bay Mobilya, Özbay Mobilya, Ayta Mobilya, Bako Elektronik Grubu, Arçelik, Merinos, Taç Şirketi, Devran Şirketi, Sultan Elektrik Centre, Kiğli Tekstil, Vakko, Sultan Rest Gıda/AltunKaya Grup, Aytaç Gıda, Ülker Grup, Pınar Ürünleri, Asya Bank/Cemaate ait.
Milyon Dolarlarla ifade edilen ihalelerin çok önemli bir kısmı hükümete ve cemaate yakın şirketlere veriliyor. Özellikle Kürt kökenli kişilerin kurduğu şirketlerin bir kaçı orta düzeyde işletme olarak işlev görüyor. Genelinde taşeron özelliğine sahip küçük işletmelerdir.
Özellikle Kuzey’den Güney’e yönelik bavul ticareti denen ekonomik ticari ilişkiler oldukça yoğun olarak yapılmaktadır. Diyarbakır, Muş, Van başta olmak üzere Kuzeyin Kürt illerinden her gün yaklaşık 25 otobüs Duhok’a, Süleymaniye’ye ve Hewlêr’e geliyor. Bunların önemli bir kısmı küçük ticari ilişikler üzerine şekilleniyor. Ayrıca İstanbul-Hewlêr arasında günde 3 uçak seferi yapılıyor. DEVAM EDECEK
DR. MUSTAFA PEKÖZ
Gokyuzu9@aol.com