Bağdat ile Hewlêr hükümetleri arasında, Irak merkezi hükümetinin onayı olmadan Hewlêr’in Türkiye’ye petrol satmasından kaynaklanan bütçe krizi son iki ayda her iki hükümet arasında yapılan onlarca görüşmeye rağmen hala çözüle bilmiş değil. Federa Kürdistan Bölgesi Başbakanı Neçirvan Barzani’nin son Bağdat ziyaretinden de ciddi bir sonuç çıkmadı. Hatta Bağdat’ın Güney Kürdistan’ın Şubat ayı bütçesini de göndermeyeceğini duyurması ve bunun karşısında Güney Kürdistan yönetimininse gerekirse Bağdat’taki temsilcilerini çekeceği tehdidinde bulunması gelişmelerin tam tersi yönde ilerlediğinin sinyallerini veriyor.

Üstüne üstelik geçmiş dönemlerde Hewlêr ile Bağdat arasında yaşanan krizlerde Hewlêr’in yanında saf tutan ABD de merkezi hükümetin onayı olmadan Hewlêr’in Türkiye ile boru hattı anlaşması yapması ve petrol satmasından rahatsız olduğu için bu sefer Bağdat’tan yana tavır alıyor. Mevcut krizi daha da derinleştiren ve Hewlêr açısından içinden çıkılması zor bir hale getiren bu durum karşısında Hewlêr’in önünde iki seçenek kalıyor; Ya Bağdat hükümetinin dediği gibi bölgede çıkarılan petrolü devlet şirketi SOMO’ya teslim edip kendi payına razı olacak, ya da rest çekip Türkiye ile ilişkilerini sürdürecek.
Hewlêr’in mevcut durumda Bağdat’a rest çekme olasılığı çok zayıf. Bu durum, Hewlêr’in böylesi bir restleşmeye uluslararası destek bulamaması bir yana, Güney Kürdistan’ın ekonomik yapılanmasının da uygun olmamasından kaynaklanıyor. Bölge’de oluşturulan ekonomik yapılanma hatta izlenen ekonomik politika daha çok petrol gelirinin harcanmasına dayandırıldığı için, Hewlêr’in petrol geliri olmadan kendini uzun süre ayakta tutabilmesi çok zor görünüyor. Çünkü Güney Kürdistan üretim anlamında kendi kendini idame ettirebilecek bir düzeyde değil.
Son on yıl içinde Güney Kürdistan’da her ne kadar hızlı bir gelişimin olduğu söylense de bu gelişim daha çok tüketimi teşvike dayalı bir değişimdir. Bunun sonucudur ki, bölgede alışveriş merkezleri, oteller, eğlence merkezleri, parklar mantar gibi bitmesine rağmen, bölgede hem üretimi geliştirecek hem de halka iş imkanı sağlayacak tek bir fabrika dahi yapılmış değil. Öte yandan bir zamanların tahıl ambarı olan Güney Kürdistan’da tarım ve hayvancılık da hızla geriledi. Şu an bile et ve buğday da dahil olmak üzere temel gıda maddelerinin büyük bir kısmı dışarıdan ithal edilmektedir. Güney Kürdistan ekonomisi petrolün satılıp karşılığında ihtiyaçların ithali üzerine kurulduğu için politika belirlenirken de bu ekonomik anlayışın dışına çıkma olasılığı pek mümkün görünmüyor.
Tabi sorunun en vahim boyutuysa mevcut krize toplumun ne kadar dayanacağı gerçeğidir. Oluşturulan toplumsal şekillenme tüketime endeksli bir yapılanma olduğu için reel durum petrol geliri olmadan toplumun çok fazla kendi kendini idame ettiremeyeceğini gösteriyor. Çünkü bölgede iş hayatında belediye çalışmaları da dahil olmak üzere temizlik sektörü büyük oranda Uzak Doğu Asya’dan getirilen işçiler eliyle sağlanırken, inşaat ve hizmet sektörü Türkiyeli çalışanlar eliyle büyük oranda yürütülmektedir. Yerli halk ise bir taraftan hemen hemen her aileden en az bir kişi ya eski peşmerge, ya peşmerge ailesi, ya da başka bir ad altında devlet çalışını diye gösterilip maaşa bağlanmış. Diğer taraftan insanlar petrol geliri yardımı adı altında erzak, yakacak gibi yardımlarla petrole bağımlı hale getirildi. İnsanlar üretime katılmaktan ziyade, tamamen hükümetten alacağı maaş ile kendisini idameye endekslenmiş bir durumda. Çalışmak onlar için en fazla hükümetten alınacak maaşa ek bir gelir kapısı olarak görülüyor.
Saddam döneminde Güney Kürdistan’da halk, koşullardan da kaynaklı olarak, tarım ve hayvancılık gibi işlerle ekonomik olarak kendisine belli bir bağımsızlık alanı yaratmış olsa da son yıllarda bu durum tersine çevrildi. Bölgenin siyasi ve ekonomik rahatlığının da etkisiyle insanlar büyük oranda köy yaşamını terk edip, şehirlere akın etmeye başladı. Ama şehirlerin temel üretim biçimi olan fabrikaların olmamasından da kaynaklı olarak insanlar üretimden tamamen koparıldı. Bu şekilde rahata ve tüketime alıştırılan toplum emekten, çalışmaktan, zorluktan kaçar bir hale getirildi ki, böylesi bir toplum petrol gelirinin kesilmesi gibi bir olasılığı düşünmek dahi istemez.  
Şimdilik hala taze ve güçlü olan ulusal duygular ve geçmiş yaşanmışlığın da etkisiyle her an bir saldırı tehdidiyle karşılaşma korkusu Güney Kürdistan halkını şu an mevcut parti ve hükümetler etrafında topluyor. Fakat partilerin insanları tüketime ve tembelliğe sürekleyerek kendine bağımlı kılma politikası Bağdat da dahil olmak üzere hiç bir dış güç karşısında bağımsız bir duruş sergilemesine yetmez. Petrol gelirine dayanarak, halkı çalışmadan kazanç sağlamaya alıştırma ve kendine bağımlı kılma siyasetinin en iyi örneği Kaddafi döneminde Libya’da yaşandı ki, o bile dış bir müdahale karşısında halkını yanında tutmayı başaramadı.  
Güney Kürdistan yönetimi de mevcut ekonomik politikasını değiştirmedikçe ne Bağdat karşısında bağımsız bir irade sergileyebilir, ne de Bölge halkını uzun süre yanında tutabilir.