
RAUF KARAKOÇANLI
Güney Kürdistan’daki referandumu sonrası yaşanan gelişmeler baş döndürücü bir hızla devam ediyor. Bazı kesimlerce öngörülen fakat Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi tarafından yeterince öngörülemeyen siyasi, askeri, diplomatik ve ekonomik-ticari sonuçlar ortaya çıkardı. Referandum kararının alınmasında ve emrivaki bir şekilde topluma dayatılmasında, siyasi aktörler arasında istişare edilmeden ve topluma getirisi ve götürüsü hesaplanmadan alınmış ve uygulanmaya konulmuş olması, daha işin başından beri sorunlu olduğu ve sorunlar doğuracağının ön habercisiydi.
Parlamentosu kapalı, parti ve örgütler arasında referandum için konsensüs sağlanmadan, ulusal birlik ve politika perspektifinden yoksun; bölgesel ve küresel güçlerin siyasi dengelerini hesaba katmadan, sorunların kaynağı durumunda olan ulus devletlerin aşıldığı günümüzde ulus devlet bile denilmeyecek yerel bir devlet inşası sorunlu bir karar olduğu bugün daha iyi anlaşılmaktadır. Devlet kurma özleminin halkın duygu dünyasında ‘Evet’ oyuna tekabül edeceği muhakkaktır. Bazı siyasi partiler, içlerine yeterince sinmese de halk nezdinde itibar kaybına uğramamaları için referandumun ‘Hayır’ cephesinde görünmek istememişlerdir. Boykot tavrı koyarak referanduma karşı tutum alanların siyasi öngörüleri ise ajitasyon ve propaganda yüklü siyasal atmosfer içinde varlık bulamamıştır. Hal böyle iken dış destekten yoksun, bile bile lades denilerek halkın önüne konulan referandum yüzde 92 gibi bir oyla kabul görmüştür.
PKK karşıtlığının bedeli
Referandum sonrası Türkiye, İran ve Irak arasında yapılan görüşmeler ve anlaşmalar sonucunda düğmeye basılmış ve yaptırımlar art arda uygulanmaya konmuştur. Masaya konulan ekonomik, siyasi ve askeri seçenekler sıralanarak pratikleştirme aşamasına geçilmiş olundu. Kürt Yönetimi bir anda ceberut bir şekilde ortada kala kaldı. Kürt karşıtı güçlerin çemberi içinde yerel bir Kürt devleti kurmanın referandum çıkışının Türkiye, İran ve Irak devletleri tarafından kabul görmeyeceği bilinen bir durum. Bilinmeyen ise yıllar yılı bu devletlere sırtını dayayarak yaşamalarını siyaset belleyip Kürtçülük yapmalarıdır. Özelikle KDP, PKK karşıtlığı temelinde Türk devletiyle içine girdiği kirli ve karanlık ilişkilerin bedelini ağır bir şekilde ödeme noktasına geldi.
Referanduma ilişkin bölge devletlerin tutumları olumsuz ve karşıt olması beklenen bir durumdur. Her devletin yaklaşımı ise farklı beklentiler ve kazanımlar elde etme temelinde fırsata çevirmeyi amaçlamışlardır. Bunlar arasında en agresif tutumu sergileyen Türkiye olmuştur. Türkiye yeminli Kürt düşmanlığını kendisine strateji olarak esas almıştır. Bölgesel Kürt yönetiminin kendisine muhtaç olduğunu “vanayı kapatırsak iş biter” yaklaşımından hareketle Kürt bölgesel yönetimine çullanarak sonuç almaya çalışmaktadır. Elinde fazla yaptırım gücü olmamasına rağmen kendi medyasında kopardığı gürültüden öteye geçemedi. Habur sınır kapısını kapatma naraları, tehditten öteye geçemedi. Türkiye’nin izlediği politika nedeniyle ulaştığı sonuç, tankların Habur sınır kapısında çıkardığı toz bulutu içine gömülüp kalmaktan ibarettir.
Referandumdan karlı çıkan İran’dır
İran ise referandum sonuçlarından karlı çıkan taraf olarak görünmektedir; fakat bu yanıltıcı ve geçici bir kazanımdan ibarettir. Haşdi Şabi’nin Kerkük’e saldırması ve birçok yerleşim yerinin Kürt Bölgesel Yönetimi’nden alması elbette uzun vadeli, kalıcı ve yeni sonuçlar doğurmuştur. İran göreceli olarak karlı çıkmıştır. Siyasi ve askeri alan tutma anlamında bir gelişme sağlamıştır. Irak üzerindeki nüfuzunu arttırmıştır. Bütün bunlara rağmen İran Şiiliğinin Arap Şialığıyla çok barışık olduğu söylenemez. Şialık üzerinden bir birliktelik kalıcı bir birliktelik olamaz.
Kürt yönetimine had bildirme
Amerika ise Kürt yönetiminin beklentisi aksine bir politika izlemiş oldu. Güney Yönetimi ile Bağdat arasında yaşanan çatışmada taraf olmadığını belirterek Haşdi Şabi’nin Kerkük’e saldırısını “kontrollu müdahale” olarak değerlendirdi. Bu da şu anlama gelmektedir: ABD, Kürt Bölgesel Yönetiminden taraf olması halinde Irak’ı tümüyle İran eksenine itmiş olacağından, güçlenmiş bir İran’a yol açacağı aşikâr bir durumdur. Kürt yönetiminee had bildirme türünden bir tavır takınarak “kontrollü müdahaleye” onay vererek Bağdat hükümetine yeşil ışık yakmış oldu.
ABD’nin tutumunu destekler mahiyette İngiltere ve AB ülkelerinin yaklaşımı ise Kerkük saldırısını sesiz onama anlamına gelmektedir. ABD nükleer programından dolayı İran’ı hedef tahtasına koyarak yeni bir bölgesel krizi tetiklerken Kerkük saldırısındaki tutumu ise İran’a ses çıkarmamak olmuştur. Çelişki gibi görünse de İran ve desteklediği Haşdi Şabi Irak’ta kendisine siyasi askeri alan açarken ABD ve AB ülkeleri ise bunu kısmen onamıştır. Hesap içinde hesap yapılmıştır ve referanduma karşı bu güçleri buluşturmuştur. Kerkük müdahalesi İran’ın işine yarasa da özü itibariyle ABD’nin Irak yönetimini İran’ın ekseninden çıkarma çabası olarak da okunabilir.
Önümüzdeki yıl yapılacak Irak seçimlerinde Haydar El Abadi’nin yeniden seçilmesini garantilemek için Kerkük müdahalesinde Bağdat’ı desteklemiştir.
Kerkük’e yapılan askeri müdahalenin sonuçları ve asıl amaçlanmak istenen hedefler tümüyle açığa çıkmış değildir. Petrol sahaları, gümrük kapıları, havaalanlarının Bağdat yönetiminin kontrolüne geçmesi demek, Güney Kürdistan’ın can damarlarının kesilmesi anlamına gelmektedir. Bu temel üç sahanın Kürt bölgesel yönetiminden alınması uzun vadede Kürt yönetiminin yapısal varlığına son vermeye kadar götürecektir. Statü değişikliğine yol açan türden bir müdahale olarak görülmesinde fayda vardır.

Hangi pazarlıklar yapıldı?
Güney Kürdistan coğrafyası DAİŞ saldırılarıyla birlikte tartışmalı alanları da kapsayacak şekilde genişlemiştir. Kendi doğal sınırları olarak bilinen alanları içine alacak şekilde referandum seçimlerine dâhil edilmesi çözülüşün başlangıcı oldu. Domino taşı gibi art arda devrildi. İran sınırındaki Celavla, Xaneqin, Taze ve Tuzxurmato’dan tutalım Kerkük merkez ve çevresindeki yerleşim alanları, Maxmur ve Rojava sınırındaki Şengal’e kadar, petrol sahaları da dâhil bir gün içinde el değişmesi beklenen bir durum değildi.
Birçok yönüyle değerlendirilmesi gereken bir durumdur. Söz konusu bu bölgelerin Haşdi Şabi’ye tesliminin nedenleri her yönüyle tartışmaya ve açığa kavuşturulmaya muhtaçtır. Hangi pazarlıklar yapıldı? Tam olarak bilinmemektedir. Anlaşıldığı kadarıyla, Güneyin kendi iç çelişkilerinden kaynaklanan ve referandumla açığa çıkan anlaşmazlıkların bir ürünüdür. İltihap bağlanan yaranın deşilmesidir. Kerkük saldırısı başlar başlamaz tarafların birbirlerini ihanetle suçlamaları bu nedenledir.
Aşiret mantığı ile ulusal politika oluşturulmayacağı, bir halkın yönetilmeyeceği, devlet ise hiç kurulamayacağı yaşanan hezimet ile bir kez daha acı bir biçimde test edilmiş oldu.
Haşdi Şabi’nin Şengal politikası
Kerkük merkezli dalganın kıyıya vurduğu yer ise Şengal’dır. Sınırlı sayıda bir Haşdi Şabi gücü Şengal kent merkezine girme haberi yayılır yayılmaz burada bulunan peşmerge güçleri gece yarısı sesiz sedasız Şengal’deki mevzilerinden çekilmişlerdir. KDP’ye bağlı Êzîdî güçleri ise adeta devir teslim töreni yapılır gibi KDP bayrakğını indirerek yerine Irak bayrağı çektikten sonra kaldıkları alanları terk ederek evlerine çekilmiştir.
Haşdi Şabi yanında eskiden yer alan Êzîdîler ile Haşdi Şabi Şengal’e girdikten sonra bunların yanında yer almaya başlayan Êzîdîlerin de gelecekleri hakkında projeleri olduğu söylenemez. KDP’nin Şengal hakkında herhangi bir projesi olmadığı gibi Haşdi Şabi’nin de farklı bir projesi yoktur. Her iki gücün yanında yer alan Êzîdîlerin de kendilerine ait bir projeleri yoktur. Kimi Êzîdîlerin KDP yanında yer alması ağırlıklı olarak ekonomik nedenlerden ötürüdür. Çaresizliklerinden dolayı KDP’ye bağlanmış ve böylece “kendilerini koruyabilir ve yaşamlarını güvenceye alabilir” anlayışı ile hareket etmiştir. Benzer bir durum Haşdi Şabi’ye ilgi duyan Êzîdîler için de geçerlidir. Êzîdî halkının çıkarlarını ve Şengal’in savunmasını esas alan, özerk bir statü elde etme ve öz yönetime kavuşturma perspektifinden yoksun olmaları, parçalı duruşları en büyük zayıflıklarıdır.
Kerkük saldırısı sonrası Şengal’e giren Haşdi Şabi güçleri Yekineyên Berxwedana Şengalê (YBŞ) güçlerinin denetim sağladığı alanlara girmemişlerdir. Öz savunması yapılan alanların kontrolü YBŞ’de kalmıştır. Konumlarında, üstlenmelerinde, elde ettikleri statüde an itibariyle bir değişiklik yaşanmamıştır. Kuşkusuz bu durum mevcut haliyle devam edecek anlamına da gelmiyor. Irak’taki tartışmalı bölgelerin genelinde bir değişiklik yaşanmıştır ve Şengal de bundan azade değildir.
Önemli olan DAİŞ saldırılarından sonra elde ettikleri kazanımları kalıcı hale getirmek ve bunu yasal bir statüye kavuşturmaktır. Öz savunma birlikleri, meclisleri, yerel yönetimleri, kadın-gençlik örgütlenmeleri, idari yapıları, kendi çabaları ile elde ettikleri kazanımlardır. Kısmen de bir başarı sağlamışlardır. Bu kazanımlarını korumak ve yasal güvenceye kavuşturmak Irak anayasasının sağladığı haklar temelinde kurumsallaşmaları büyük önem taşımaktadır.
KDP ve bölgeye yeni gelen Haşdi Şabi güçlerinin yanında yer alan Êzîdîlerin umutsuzca bunlara bağlanmaları yaşanan fermanların tekrarı anlamına geldiğini daha iyi anlamış durumdadırlar. Kendi geleceklerine ilişkin özerklik talepleri her kesim tarafından benimsenen bir proje olmakla birlikte henüz yasal bir statüden yoksundur.
Haşdi Şabi’nin Şengal’e gelmesiyle birlikte KDP peşmergeleri gibi kendi alanlarını terk etmeyerek mevzilerini korumuş olma kararlılığını göstermiş olmaları önemli bir direniş kararlılığıdır. Êzîdîler ferman sonrası geçen üç yılın ardından önemli kazanımlar elde etmişlerdir. Eldeki kıt imkânlara rağmen yaşam alanlarını oluşturmuş ve özerk idari bir yapılanmanın inşası içine girmiştir.
Êzîdîler için dönüm noktası
Kürdistan Bölgesel Yönetiminin 1990 yılında uluslararası güçlerin yardım ve koruması altında elde ettikleri özerk yapılarını aradan geçen 27 yılık iktidarları döneminde Güney halkına “Ne yapmışlar, ne kazandırmışlar?” Kerkük saldırısıyla birlikte tartışma konusu olmuştur. 27 yıllık birikimlerini bir günde terk edip arkalarını dönebildiler. Elde edilen kazanımlar heba edilmiştir. Ama Şengal halkı üç yıllık kazanımlarını terk etme şurada kalsın bunları yasal güvenceye kavuşturmasının mücadelesini vermektedir. Bağdat hükümetiyle anayasal haklarını elde etmek için müzakere edecek konuma gelmiş olmaları Êzidîler için önemli bir dönüm noktasıdır.
Kerkük saldırısı sonrası çözülme ve dağılma içine giren güçlerin Şengal’deki Êzîdî halkın duruşunu örnek alması gerekiyor. Kerkük ve diğer alanları teslim eden güçlerin Şengal coğrafyasını ve Êzîdî halkını koruyamayacaklarını bir kez daha göstermiş oldular. Geçmişte Türk devletinin dayatmalarıyla “PKK şengal’de çıksın” söyleminde bulunanların, bu yetmezmiş gibi Xanasor’a saldırarak 10’a yakın özgürlük savaşçısını katledenler gece karanlığında sıvışıp giderek Êzîdî halkını ikinci defa kaderleriyle baş başa bırakmışlardır.
Kendi öz gücüne dayanarak yaşamayı ve ayakta durmayı öğrenen Êzîdîlerin kendilerine öz güvenleri artmış ve irade sahibi olmuştur. Son gelişmelerden olumsuz etkilenmeden kararlı bir duruş sergilemiş olmaları, Kerkük merkezli saldırıya uğrayan coğrafyada KDP’nin terk etmesine rağmen ayakta duran tek başarı örneği Şengal’dir ve Êzîdîlerdir.
Referandum sonrası yaşanan çatışmalı süreçten çıkmanın tek yolu demokratik toplum perspektifli konfedere sisteminin inşasıdır. Tek çıkış yolu budur.