General, zaferden zafere koşmuş komutan edalı, ama bastığı yeri titreterek, korku dalgaları yayma azmiyle attığı her adımda, Olimpos mukimi savaş tanrısının karizmasını çizerek ufalıyor, hiçlere doğru baş aşağı oluyordu. General, savaş alanında mağrur galip havalarında, yenilmişliğini oynuyordu.
Güya, kazanılmış zaferin izleri arasında teftişteydi. Ama ordu, teftişini yapması için, korkudan kurtulmanın çaresi olarak şehri, çarprazlama namluların gölgesinde işgal etmişti. İnsanlar evleri, işyerlerine hapsedilmiş, tepelere, çatılara tetikçiler mevzilenmişti. Helikopterler, havada sivrisinek sürüsü misali döneniyordu. Sokaklar boşaltılmış, çöp bindonları kaldırılmıştı.
General, azametli bir gösteri sergileyerek, Türk faşistlerinin öpüşme adeti üzere valiyle kafa tokuşturmaya giderken, sokaklar boş, alkışlayanı hiç yoktu. General, kaldırım taşlarına mayın arama cihazı tutan askerlerin peşi sıra, giderken hüzünlü köpekleri, şehri temsilen gibi ironik garipliğin tek seyircisiydi.
Bu Türk savaş Baronlarının, yenilgi manzarasıydı. Ama Hakkari'ye has, oraya mahsus değildir. Türk savaş Baronları, Kürdistan’ın her yerinde yenilip, diskalifiye olmuş, kum torbalarına gömülmüş, yüksek duvarların gerisine hapsolmuş, terhis olan askerlerini nakledemez hale gelmiştir. Kısacası, korku bataklığına saplanmıştır.
Bingöl’e bağlı Yayladere İlçesi'ndeki bir yol barikatını anlattılar:
“Beş kilometrelik yolda üç ayrı barikat, ama askersiz. Askerler, yaklaşık bir kilometre ötede kum torbalarının gerisinden, kimsin, nereden gelip nereye gidiyorsun sorgulaması yapıyor, sonra isterlerse barikatı aralıyorlar.”
Bir öğretmen anlatıyordu:
“İskenderun’a 7 kilometre uzaklıktaki Karaağaç Beldesi'ndeki polis karakolunu önce birbuçuk metrelik duvarla çevirdiler. Yetmedi. Sonra 10 metreye çıkarıp, üstüne de dikenli tel çektiler. Duvarın gerisindeki polisler, arada bir çıkıp kendilerini göstererek çocukları korkutuyorlar.”
Savaş Baronları, vurulmuş fil misali dizleri üstüne çökeceğini ve sonucun Pirus zaferi olacağını bile bile, uluslararası tetikçiliğe karşılık Amerika'dan aldığı destekle Kürdistan’a topyekün taarruz hazırlığında. Savaş Baronları, bu amaçla teftiş gösterisindeydi.
Öbür yandan, zaten ekonomik ve sosyal alanda işgalleri altında olan, tanklı, toplu üsleri bulunan Güney Kürdistan’ı da, tehdit ve şantajla kardeş kırımına bulaştırmak istiyorlar. Kardeş kanıyla ellerini kirletip, yalnızlaştırdıktan sonra, ikinci hamlede boyunlarına binme hesabıdır, bu.
Hesapları gizli değildir. Irkçı AKP rejiminin “Arjantin'de de Kürdistan kurulsa karşı çıkarız” beyanıyla ayandır. Kürdistan’ı ajanlar, işçi, patron görünümlü para militer güçlerle doldurması, askeri üslerini tanklarla takviye etmesinin temelindeki gerçek budur. Güney yönetimi, planları, açık olan niyetleri gördüğü halde, kan ve gözyaşı ile kazanılmış ülke kapılarını sonuna kadar açmıştır.
Amaç, ta başından beri göz diktikleri Güney'i işgaldir. Petrol yataklarını, içeride savaşı besleyen Karamehmetlerin hakimiyetinde, ama yetinmemektedirler. Tümüyle efendisi olmakta istemektedirler. PKK’nin dağlardaki varlığı ise bahanedir. PKK’nin beyni orada ise gövdesi Kuzey'dedir. Türkler, fiili olarak burada yenilmişlerdir.
O nedenle, Güney'i hedef almalarının temel amacı, işgali tamamlamaktır.
Fakat Güney yönetimi, kendi celladı olmayı kabul edecek mi? Sanmıyorum. PKK ile savaş adı altında, Güney topraklarını bombalayıp, bebek ve kadınları katlettiklerinde Mesud Barzani baş sağlığına koştu. Üstelik Türklere dönüp, “ayıptır, günahtır” bile dedi.
O nedenle, Güney'in kendine verdiği onca zarardan sonra, celladı olmayı kabulleneceğine ihtimal vermiyorum. Yurdu işgal edilmiş, gırtlağı kesilmiş adam, dağ doruklarına dikilen sarayların sefasını, Dolar destlerinin keyfini süremez. Hele hele, o adam kendi celldıysa, yaşamasına izin verilse bile, zaten kahırdan ölüdür...