Güney Kürdistan’da aylardır anayasa ve başkanlık tartışmaları yürütülüyor. Demokratik bir yönetimin oluşmasında bu tartışma ve anayasa yapım sürecinin oldukça önemli bir dönemeç olacağı kuşkusuzdur. Özellikle bölgenin bu denli kaosla çalkalandığı bir dönemde demokratik bir yönetim ve onun anayasasını oluşturmak güney Kürdistan’ın geleceği açısından da son derece önemli. 

Güney Kürdistan uzun ve yıpratıcı bir savaştan sonra birkaç yıldır federal bir yönetime kavuşmuş olsa da, demokratik yönetim modelini geliştirdiği, hatta iç siyasette ve toplumda demokratik bir kültürü oluşturduğu söylenemez. Demokratik bir yönetim modelini oluşturması bir yana, temsili bir parlamento olsa dahi halen partiler eksenli, dar bölge yönetimi esastır. 

Dolayısıyla güney Kürdistan siyasetinin demokratikleşmesi, tüm toplum kesimlerinin yönetime katılımının sağlanması, farklılıkların eşit temsiliyete kavuşması, birey hakları ve özgür birey-özgür toplum dengesinin oluşturulması açısından da yeni anayasa oldukça önem arz ediyor.

Kadınların, gençlerin, emekçilerin, farklı inanç ve etnik yapıların anayasada eşit tanımı, yine adaletli bir ekonomik paylaşımın vs. geliştirilmesi toplumun bu anayasadan temel beklentileri. Zira güney Kürdistan’da son dönemlerde ekonomik kriz iyiden iyiye kendisini hissettirmeye, yer yer de toplu gösterilerle reaksiyonlara da neden olmaktadır. 

Anayasa yapım aşamasından parlamentoda görevlendirilen 21 kişilik komisyonun toplumun bu değişik dinamiklerinden yeterince faydalanmadığı, temel beklenti ve ihtiyaçları dinlemediği, eleştirisi sıkça gündeme geldi.   

Yine bu hazırlık sürecinin partiler arası görüş farklılıklarından dolayı çok kolay geliştiğinden söz etmek de mümkün değil. Başkanlık konusunun anayasada nasıl netleştirileceği ciddi bir çelişki olarak ortada duruyor. Zira bu konu özellikle KDP ile diğer partiler arasında ciddi sorun teşkil ediyor. 

YNK, Goran hareketi gibi partiler -ki bu partiler bölgenin en büyük partileri- bölge başkanının halk oylamasıyla değil, parlamentoda seçilmesini ve yetkilerinin sınırlandırılmasını istiyor. KDP ise başkanlık sisteminin olduğu gibi devamından yana. Öyle ki, bölge başkanı geçen süreçte sürekli KDP’deydi ve mevcut bölge başkanı Mesud Barzani bir dönemdir uzatmalı olarak görev yürütüyor. KDP uzatmalı olmasına rağmen Barzani’nin bir dönem daha başkanlıkta kalmasını istiyor. 

Yine diğer önemli bir husus sürekli tartışma konusu olan Kerkük’ün statüsüne anayasada nasıl yer verileceğidir. Bu sadece bölge anayasasına göre şekillenecek bir durum da değildir. Ancak bölge anayasasında Kerkük’ün bölgeye dahil edilmesi ve bölge içinde özel statüye sahip olması gibi bir maddenin yer alması gerektiği hemen hemen tüm partilerin ortak görüşüdür. 

Eğer güney Kürdistan gerçekten kuvvetler ayrılığına ve özgürlüğüne dayalı demokratik bir yönetim modelini ve onun anayasal hükümlerini yaratabilirse, bölge adına geliştirilen politikalarını dar parti çıkarlarına göre değil, tüm iç ve dış ilişki ve ittifakları bu anayasal gerekliliğe göre geliştirecektir. Bu durum, Kürtler arası ilişkinin nasıl olacağını da belirleyecektir. Dolayısıyla farklı parçalardaki Kürt örgüt ve hareketleriyle ve Kürdistan’ı egemenliğinde tutan devletlerle ilişkiler geliştirirken de Kürtlerin çıkarları esas alınmak durumunda kalınacak ki, bu durum tüm bölgede Kürtlerin özgürlük mücadelesini ulusal birliği de etkileyecektir.

Onun için demokratik anayasa kadar demokratik zihniyet dönüşümü de şart. Yoksa kağıt üzerinden oluşturulacak anayasa tek başına demokratik bir yönetim ve toplumun yaratılmasına da yetmeyecektir.  

Rudaw uğursuz rolüne devam ediyor. 

KCK Dış İlişkiler Komitesi, Rudaw Tv’nin, Girê Sipî’nin kurtarılması ve öncesinde de HDP’nin Türkiye seçimlerde aldığı başarıdan sonra yaptığı yayınlara ilişkin önemli bir açıklamada bulundu. KCK, Rudaw’ın tüm yayınlarını PKK karşıtlığı üzerinden geliştirdiğini belirterek, MİT tarafından kurulduğu daha önce belgeleriyle ortaya konulan Rudaw Tv’nin artık Kürtlerin çıkarlarına zarar veren, PKK’ye hakaret eden yayınlarına son vermesini istedi. 

Rudaw Tv gerçekten de, KDP gibi düşünmeyen, Türk devletiyle KDP gibi kendi çıkarına endeksli ilişkiler geliştirmeyen Kürtleri hedefine koymaktan geri durmuyor. Dezenformasyon kadar, çoğu zaman asparagas haberler üreterek, Kürtler arası iç çatışmayı zorlayan bir yayın çizgisinden vaz geçmiyor. Bu yayıncılığını özellikle PKK karşıtlığı üzerinden geliştiriyor. Yayınlarında açık bir PKK düşmanlığı geliştiriyor ve toplumda PKK karşıtlığı üzerinden bir algı oluşturmaya çalışıyor. 

Bu yayıncılık tarzı basın ahlakına uymadığı gibi, Kürt birliği ve özgürlüğüne karşı DAİŞ’e ve onun insanlık dışı uygulamalarına her türlü imkan ve olanağı sağlayan Türk devletinin açık propagandasını içeriyor. Asıl uğursuzluğu da bunu Kürt basını adına, Kürtler adına Kürtlere karşı yapmasıdır.