
Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK) öncülüğünde Kerkük’te, 24-25 Eylül tarihlerinde, Güney Kürdistan’daki sorunların çözümü için farklı kesimlerin talep, eleştiri ve beklentilerini tartıştığı bir çalıştay düzenlendi. Çalıştayda Güney Kürdistan’daki iktidarcı siyasetin eleştirisi, Türk devletiyle işbirliği, Rojava politikası ve Ulusal Kongre, temel başlıklar olarak öne çıktı.
KNK Eşbaşkanı Nilüfer Koç, Güney Kürdistan’ın hem yaşadığı sistem krizi hem de işbirlikçi siyaseti dolayısıyla Kürdistan’ın dört parçasına zarar verdiğini belirtti ve ekledi: “Ulusal Kongre'nin 2013’te olmamasının esas nedeni, Güney’deki iktidar siyasetiydi. Yoksa çok da sömürgeci güçleri gerekçe göstermek doğru değil. Güney, Ulusal Kongre'yi engelledi.”
Koç’la çalıştayda ortaya çıkan tartışmaları ve değerlendirmeleri konuştuk.
Kürtlerin kazanımlarına karşı saldırıların tırmandırıldığı bir süreçte gerçekleştirilen KNK çalıştayında Kürdistan’ın tüm parçalarındaki gelişmeler masaya yatırıldı. Temel tespit ve çıkış yolu olarak çalıştaydan nasıl bir perspektif çıktı?
Bu çalıştayın önemli bir konusu, toplumsal alan ile siyasi alanın buluşmasıydı. Çünkü sivil toplumla siyaset iki ayrı dünyadır. Bu alanlar ne birbirlerini eleştirileriyle güçlendiriyor, ne de ciddiye alıyor. Bu bakımdan çalıştayda iki birimin bir araya getirilmesi önemliydi. Özellikle sivil toplum örgütleri, aydınlar, akademisyenler, kadınlar, gençler ve gazetecilerin yaşanan sorunların çözümüne dönük önemli görüşleri oldu.
Çalıştay, Kürdistan’ın diğer üç parçasının çok önemli bir süreci yaşadığı döneme denk geldi. Rojava’da bir statüleşme süreci yaşanırken, Türkiye’nin Cerablus işgali gündemde. Yine diğer bakımdan önemli ve tüm Kürdistan’ı ilgilendiren, Musul meselesinin gündemde olduğu bir dönemde çalıştay yaptık. Doğu Kürdistan’da ise yeni bazı durumlar söz konusu; işte bazı Kürt hareketlerinin İran’a dönük, askeri olarak yönelimleri söz konusu. Büyük bir devlet krizinin yaşandığı bir süreçteyiz.
Kuzey’de ise büyük bir devrim süreci yaşanıyor. Şimdi Güney’in kazanılmış bir siyasi statüsü var. Yani bir statüye sahip olan Kürdistan’daki tek parça. Irak coğrafyası içinde ciddi bir özerkliğe sahip. Yapısal bir statüye sahiptir. Bu bakımdan esasta Güney’in, diğer üç parçanın sorunlarının çözümüne katkı sunması beklenirdi. Ancak Güney Kürdistan’ın son iki yıldır yaşadığı sistemsel kriz, siyasal ve toplumsal parçalanmadan dolayı bırakın diğer parçalara katkı sunmayı zarar vermekte.
Güney’in kendi iç siyasetinde çözüm bulması önemli. Ancak iktidar siyaseti, ne Güney toplumunun ihtiyacını karşılayabiliyor ne de Kürdistan’ın diğer parçalarının yükünü hafifletiyor. Aksine Güney, diğer üç parça Kürdistan’ın yükünü ağırlaştırıyor.
Nasıl ağırlaştırıyor mesela?
İktidar siyaseti, sömürgeci güçlere zemin sunuyor. Türkiye devletiyle ittifaklar, Türkiye’nin “İşte, Kürt düşmanı değilim” mesajı vermesine neden oluyor. Türkiye, Güney’de bazı siyasi partilerle geliştirdiği ittifaklar üzerine dünyaya, “Ben Kürt düşmanı değilim” demeye çalışıyor. Oysa AKP’nin şu anki stratejisi, Kürt düşmanlığı üzerine inşa edilmiş. Hem iç siyasetinde böyle hem de dış siyasetinde. Güney Kürdistan, Türkiye’nin bu politikasını dengeliyor, Kürtler aleyhine dengeliyor.
Diğer taftan Rojava’da özellikle Kürtler lehine bir ittifak çıkmaması konusunda Güney’in İran politikası etkili oluyor. Güney Kürdistan, İran’ı anti Kürt politikasından alıkoyacak bir pozisyonda değil. Yani hem Doğu Kürdistan’a karşı hem Kuzey Kürdistan’a karşı hem de Rojava’ya karşı bu ülkeleri güçlendiriyor.
Bunlar çalıştayda da gündeme geldi mi?
Çalıştayda toplumun özellikle sivil toplum alanında iç gündemden çıkıp bu boyutunun da görülmesini önemli bulduğumuzdan dolayı her parçadan siyasi partileri de davet ettik. Özellikle Rojava’dan katılanlar, Rojava Devrimi’ne Güney’deki bazı iktidar çevrelerinin verdiği zararları ifade etti. Bu bakımdan ulusal bir pencereden bakış açısı geliştirildi. Güney’in biraz daha ulusal düşünmesi gerekiyor.
Rojava ile Güney arasında sömürgeci güçler yok ama Güney tarafı Rojava’ya giden sınır kapısını kapalı tutuyor.
Güney Kürdistan’ı adeta bir iki partinin monopolu haline getirmişler. Bu monopolun talepleri ise ülkenin yer altı ve yer üstü zenginliklerini istismar etmektir. Yani çok zengin yer altı, yer üstü kaynaklarına sahip olduğumuz halde toplumumuz şu anda ciddi bir yoksulluk yaşıyor. Bu yoksulluk her geçen gün artıyor.
Bir de ortak savunma konusu var...
Evet, bir diğer önemli husus, üç parçanın karşı karşıya bulunduğu askeri saldırılar. Başta Türkiye olmak üzere DAİŞ, çeşitli askeri güçler, Kürdistan’ın üç parçasında sömürgecilikte ısrar ediyor. Üç parça Kürdistan’da savaş var. Kürdistan için ortak askeri savunma acil ihtiyaçtır. Bu konuda çalıştayda Kerkük’te peşmergeyle gerilla arasındaki ortak mücadele örnek verildi. Öz savunmada PKK gerillaları ile peşmergelerin ortak hareket etmesinin emsali olduğu ifade edildi ve bunun başka yerlerde de olabileceği vurgulandı.
Başka öne çıkan tartışmalar neydi çalıştayda?
Kadın renginin de siyasete katılması gerekliliği dile getirildi, var olan siyasetin eril zihniyet siyaseti olduğu söylendi. Kadınlar ve gençliğin, yani toplumun tüm renklerinin siyasete katılması gerekliği vurgulandı. Kürt siyasetine kadınların katılmasının bir güç kaynağı olduğu ifade edildi.
Kürt basını da tartışılmıştı galiba...
Evet, çok fazla siyasi parti endeksli yayın yapıldığı belirtildi. Siyasi partilerin ulusal vizyona sıcak olmamaları, basını da etkiliyor. Basının bu konuda daha yurtsever, ulusal yani daha kapsayıcı olması gerektiği önerisinde bulundu.
Kuzey Kürdistan’da çözüm sürecini donduran Türk hükümeti, Kuzey’de ve Rojava’da saldırılarını tırmandırırken Güney’le de ilişkilerini sağlamlaştırıyor. Birlik önündeki bir engelin de bu olduğu söylenebilir mi?
KNK olarak bir defa siyasal analizimizde Ortadoğu’nun tablosuna bakıyoruz. Ortadoğu’da korkunç bir savaş var. Bu savaş, Kürdistan merkezlidir. Bu nedenle savaşı aşmak, barışı Kürdistan’da inşa etmek için ulusal birliğe ihtiyaç var. Ulusal bir strateji, politik ihtiyaçtır. Ulusal bakış açısı bize göre budur.
Ortadoğu denklemi içerisinde dört parça Kürdistan’ı bir bütün ele almak gerekiyor. Böyle baktığımızda aslında partiler birer araçtır. Kürdistan’ın özgürlüğü, bir amaçtır. Elbete özgürlük amacını bir araca heba edemeyiz. Bu hangi taraftır, nedir, çok önemli değil. Mühim olan ulusal birlikle olaya bakmaktır. Hepimiz Kürt evinin çatısı altında buluşabiliriz. Yani halkımız karşısında hiç kimse tarihe kara bir lekeyle girmek istemez.
Kuzey cephesinde Ulusal Kongre konusunda çok daha büyük bir istek var. Yani mesela HDP’nin son süreçte Güney’e yaptığı gezide de bu ifade edildi. Kuzey cephesi, yine çalıştayımıza katılan Rojava cephesi de, buna dönük ısrar ediyor. Bilindiği gibi KCK’nin bu konuda çabaları var. Herkesten önce KCK lideri Önder Abdullah Öcalan, bu konuda, İmralı’nın en ağır şartlarına rağmen, her zaman ısrar eden yegane kişidir. Tespiti doğru: 2013’te ifade ettiği gibi, Ortadoğu savaşı Kürdistan’ı yakmadan Kürtler birlik politikasıyla kendini bu yangından kurtarabilmelidir. Kendisiyle birlikte Ortadoğu halklarını da özgürlüğe kavuşturabilmeli. Bu bakımdan Ulusal Kongre çok önemli.
1-2 Ekim’de gerçekleştireceğimiz KNK’nin 16’ncı Genel Kurulu’nun esas gündemi, Ulusal Birlik Kongresi’ne dönük kararlar almak olacak. Bu bakımdan çalıştayımız, bir ön çalışma olarak önemlidir, diye düşünüyorum.
Sorunuza gelirsek... Türkiye, içeride ve dışarıda bir Kürt düşmanlığı stratejisi yürütüyor ama zayıf bir zeminle buluşabiliyor. Türkiye’nin öyle çok güçlü bir Kürt siyaseti, kongreyi engelleyecek düzeyde etkisi olduğunu düşünmüyorum. Sadece durum şu: Güney cephesinden bu iktidar partilerinin AKP ile ittifakı, zayıflıklar üzerinden oluyor. Bu iki zayıfın yan yana gelmesi, aslında bir şey ifade etmiyor. Çünkü iki tarafın da yaşadığı bir sistemsel krizleri var.
Türkiye’nin Ulusal Birlik Kongresi’ni engelleme imkanı yoktur. Yani ne Türkiye, ne İran, ne de başka bir güç bunu çok engelleyemez. Mühim olan kendi iç denkleminde, iç dinamikte fikirliliğinin sağlanmasıdır. Bunun için mücadele etmek gerekiyor. Yani Ulusal Birlik Kongresi, bugün, bu süreçte olma imkanına sahiptir. Tabii bu tartışmaya Kürdistan’daki partiler, toplum, sivil toplum temsilcileri, aydınlar, gazeteciler, gençlik ve kadın hareketleri katılmalıdır. Kürdistan’ı sadece birkaç partinin öncülüğüne bırakamayız. Sonuçta Kürdistan, hepimizin ülkesidir. Hatta yalnız Kürtlerin de ülkesi değildir.
KNK olarak çalıştaylar, yuvarlak masa toplantıları, sempozyumlar geliştireceğiz önümüzdeki süreçte. Çünkü çalıştaya katılanlar bize bu yönlü hem beklentilerini ifade ettiler hem de biz kendimizi bu çalışmalarla ciddi bir sorumluluğun altına koyduk. Bunun elbette gereğini yapacağız. Bunu şehitlerimize bir borç olarak bilmekteyiz. Özgürlük isteyen halkımıza borcumuz var. Muhakkak sağlanması için çalışmalarımızı daha da yoğunlaştıracağız.
HDP heyetinin Güney Kürdistan ziyareti, ulusal birlik çalışmaları açısından nereye oturuyor?
Bu ziyaret, bir diyalog süreci için gerçekleştirildi. Bilindiği gibi Güney ile AKP hükümeti arasında ciddi bir ittifak var. HDP, aslında bunun düzeltilmesi gerektiğini görüşmelerinde ifade etti. Bu bakımdan önemliydi; çünkü Güney’de bazı siyasi partilerin AKP ile bu kadar ilkeleri anlaşılmayan bir ittifak politikaları söz konusu. HDP’nin bunu hatırlatması önemli oldu. Fakat çalıştayımız daha önce planlanmıştı, aylar öncesi bütün siyasi partilerle görüşülerek yapılan bir çalışmaydı. Yani HDP’nin ziyaretiyle çok alakalı değildir. Elbette HDP’nin gelip Ulusal Birlik Kongresi’ni Kürtler arası diyalogla, dayanışmayla gündemleştirmesi önemli bir zemin yarattı. Önemli bir katkı oldu diyebilirim.
Türkiye’nin politikası, Güney Kürdistan’a da zarar veriyor mu sizce?
Çalıştayın önemli bir değerlendirme, tartışma konusu buydu. Türkiye’nin salt Kuzey ve Rojava’ya değil aynı zamanda Güney’e de zarar verdiği belirtildi. Türkiye’nin şu an bütün diplomatik ve siyasi kanallarını devreye koyup Musul üzeri Güney’i işgaline hazılandığı vurgulandı. Bu bakımdan bizim ifade ettiğimiz AKP hükümetinin Kürt düşmanlığı stratejisi, salt Kuzey ve Rojava ile sınırlı değil. Bizzat katılan Güneyliler tarafından da bu ifade edildi.
Diyoruz ki, Kürtlerin gelişmesi, demokrasi ve özgürlük hakkını elde etmesi önündeki öncelikli engel, en büyük engel Türk devletidir. Bu ortak bir tespit olarak öne çıktı ve önemliydi.
17 yıldır İmralı’da rehin tutulan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan da çalıştayın temel gündemlerinden biriydi. Öcalan’a yaklaşım nedir? Çalıştaydan bu konuda nasıl bir mesaj çıktı?
Önemli bir konu tabii ki Kürdistan’da önemli bir gündem olan KCK önderi Abdullah Öcalan’ın durumuydu. KCK önderliği Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünün bir yurtsever görev olduğu ifade edildi. Bu nedenle de önder Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünün ortak bir ulusal görev olarak sonuç belgesinde yer alması talep edildi. Bu da çok önemli. Güney siyasetinin, sivil toplum alanının da bu konuda bir sahiplenme içinde olması önemlidir.
Bir Kürt liderinin sömürgeci bir güç elinde rehin statüsünde olması, bir parçanın, bir partinin sorunu değil, bir halkın sorunudur; çalıştayda böyle ifade edildi. Bu nedenle özgürlüğün derhal sağlanması, çalıştayımıza katılan çoğu katılımcı tarafından ifade edildi.
Son olarak... Önümüzdeki sürecin önemli ulusal görevlerini nasıl tarif ediyorsunuz?
Kürtler olarak önemli bir tarihsel ve toplumsal süreçten geçiyoruz. Özgür bir coğrafyaya kavuşmanın fırsatları elimizde var. Ama bunun için parçalılığı aşmak, yani herkesin kendi renginde, kendi özgünlüğünde ulusal prensiplerde buluşması önemlidir. Ulusal politikalar, ulusal savunma alanları, ulusal bir ekonomik politika... Bütün bunları sağlamamız mümkündür. Toplum buna hazırdır. Hem de artık siyaseten patinaj kliğinde kurtulacaktır. Ben şahsen 2013 ile bugünü kıyasladığımda şartlarımız daha elverişlidir. Diğer bir husus ise Rojava’daki devrimin ulaştığı düzeydi. Yani son süreçte yapılan seçimler ve Kuzey Suriye Federasyonu’nun ilanı... Bütün bunlar aslında Ulusal Kongre’nin yapılmasının zorunluluğunu ortaya koymaktadır.
Türk devletinin Cerablus’u işgaliyle Suriye’de savaş daha da derinleşecek. Bu savaşın Rojava’yı kapsaması açısından da bir Kürt Ulusal Kongresi’ne ihtiyaç var. Yine Türkiye’nin Musul’a girmek istemesi, yani Güney işgalini önlemek açısından bir Ulusal Kongre’ye ihtiyaç var. Yine Kuzey’deki bütün demokratik hakların gasp edilmesi var. Türkiye devletiyle karşı karşıyayız; dolayısıyla dört parçanın ortaklaşması, yani ortak Kürt aklını ortaya çıkarması, bunun için de Ulusal Kongre’nin yapılması tarihi bir önemdedir, diye düşünüyorum. Bu amaçla bütün siyasi çevrelerin, halkımızın, kanaat önderlerinin, aydınların, yazarlarımızın aktifleşmesi gerekiyor. Hem geleceğimizi belirleyelim hem de özgürlük isteyen bütün toplumların geleceklerini birlikte belirlemesi için katkıda bulunalım.
Bir parti katılmadı diye
Ulusal Kongre’yi heba etmeyiz
Ulusal Kongre, çalıştayda nasıl ele alındı?
“Ulusal Birlik Kongresi’ni tek bir parti katılmadı diye heba edemeyiz. Kürdistan’ın çıkarları ulusal bir kongreyi zorunlu kıldığında bir parti katılmadan da kongre yapılmalıdır” gibi bir görüş ortaya çıktı. Bu konuda eleştiriler vardı. “Neden hepimiz bir tarafı bekliyoruz” deniliyordu. Katılanların çoğu, Ulusal Kongre’nin acilen yapılması gerektiğini vurguladı.
Zaten KDP, YNK, Goran, İslami partiler, yani Güney’de hükümeti oluşturan beş partinin de ortak görüşü, “ulusal kongre zorunludur.” Bu çalıştayda iktidar güçlerinin dışındakiler de bunu ifade etti. Ulusal Kongre’nin 2013’te olmamasının esas nedeni, Güney’deki iktidar siyasetiydi. Yoksa çok da sömürgeci güçleri gerekçe göstermek doğru değil. Güney, Ulusal Kongre’yi engelledi.
AMARA GÜNEŞ / HABER MERKEZİ