Avusturya’nın başkenti Viyana’da 8. Kürt Film Günleri  kapsamında  5-9 Aralık tarihleri arasında gerçekleştirilen ve 5 gün süren etkinliklerde 11 kısa ve uzun metrajlı film gösterildi. Gösterilen filmlerden biri de yönetmenliğini Erol Mintaş’ın yaptığı ‘Annemin Şarkısı-Klama Dayîka Min’ idi. Annemin Şarkısı’nda Mintaş, zorunlu göçle Kürdistan’dan İstanbul’a gelen Kürt bir anne (Nigar) ile oğlu’nun (Ali), yerleştikleri Tarlabaşı semtinde kentsel dönüşüm yüzünden başka bir zorunlu göçünün (Mintaş’ın deyimiyle gurbet içinde gurbeti’nin) hikayesini anlatır. Mintaş ‘Annemin Şarkısı-Klama Dayîka Min’ filmi ile 2014 Saraybosna Film Festivali’nden En İyi Film,  En İyi Erkek Oyuncu ödülleriyle; 2014 Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nden En İyi İlk Film, En İyi Erkek Oyuncu (Feyyaz Duman), En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Aziz Çapkurt) ve En İyi Müzik ödülleriyle ve Fransa’da yapılan Nantes Film Festivali‘nden Gümüş Balon ve Seyirci Ödülü alarak döner.
Biz de, filminin gösterimi amacıyla Viyana Kürt film günlerine katılan Erol Mintaş’la sinemaya başlaması, filminin hikayesi ve anlatmak istedikleri, aldığı ödüller, Kürt sinemasının durumu ve Kürdistan’daki özgürlük mücadelesi, Kobanê ve Şengal’le ilgili görüştük.

Sinemaya ne zaman ve nasıl başladınız? Sinemaya hangi filmlerle adım attınız, filmlerinizi nerelerde çektiniz?

2005-06’dan bu yana, sinema ile uğraşıyorum. Ben daha önce bilgisayar mühendisliği okudum. Üniversiteyi okuma sürecinde, bilgisayarı bırakıp sinemacı olmaya karar verdim. Oda şöyle oldu. Daha lisede okurken arkadaşlarla dergiler çıkarıyorduk. Orada ben sürekli olarak derginin sinema tarafıyla ilgileniyordum. Şiir ve müzikle de ilişkim vardı. Üniversitede de müzik üzerine çalıştım. Bir şekilde kendimi sanat alanında ifade etmek istiyordum. Ancak daha sonra, sinemanın bütün bu dalları içerdiğini gördüm. Ama aynı zamanda sinemanın kendine has bir anlatım dili vardı. Aynı zamanda sinemanın enteresan bir gücü vardı. Bilgisayar benim ruhuma uygun değildi. Daha sonra sinema üzerine yüksek lisans yapmaya karar verdim ve masterimi-yüksek lisansımı tamamladıktan sonra, iki kısa film ile sinemaya ilk adımımı attım. Bunlar ‘Butimar’ ve ‘Berf’ adlı kısa filmlerdi. Butimar’ı İstanbul‘da çektim. Bir gecekondu mahalesinde bir kağıtçı anne ile oğlunun hikayesiydi bu. Berf‘ide Bazîd‘de Kürdistan‘da çektim.  ‘Klama Dayîka Min’ ise, benim ilk uzun metrajıi filmim. Onun büyük bir bölümünü İstanbul’da çektim, bir kısmını da Kürdistan‘da Bazîd‘te çektim.

‘Annemin Şarkısı-Klama Dayîka Min’da hikayenizi, Kürdistan’dan zorunlu göçle İstanbul‘a gelen ve kendilerine yeni bir hayat kuran anneyle oğlunun ikinci göçe maruz kalmaları üzerinden anlatıyorsunuz? Neden böyle bir filmle anlatma gereği duydunuz?

Yani şöyle. Benim için sonuçta insan, kendine dert edindiği şeyleri anlatmakla başlar. Benim için sonuçta bu filmdeki Nigar karakteri üzerinden anlattıklarım, kendime dert edindiğim şeylerdi. İşte İstanbul metropolündeki birkaç kuşak önceki Kürdü konu aldım. Onlar köylerini, şehirlerini bırakarak genç yaşta geldiler. Ama şimdi hepsi yaşlı. Yeni kentsel yaşamla beraber bu insanların kendilerine ev edindikleri yerleri bir bir yok ediyorlar. İkinci bir göç kuşağı, diyorum ben buna. Filmdeki Nigar hanımın da sürekli kendi toprağına bir hasreti var. Bunu kendime dert edindiğim için insanlarla paylaşmak istedim. Diğer karakterlerde benim bir biçimde kendime dert edindiğim meselelerle ilgili. Kürt entelektüeli var,  Kürtçe edebiyat yapan bir karakter var. Geleceğine dair hayalleri olan. Biz sorunları çözülmesi gerektiği gibi çözmeyi başarırsak daha iyi bir gelecekte kurabiliriz.

Filminizde rol alanlar profesyonel oyunculardan mı oluşuyor?

Filmimde ana rolünü oynayan Zübeyde Ronahi (Nigar) hanım profesyonel oyuncu değil. Ama diğer oyuncuların hepsi Feyyaz Duman (Ali), Nesrin Cavadzade (Zeynep), Cüneyt Yalaz (Okul Müdürü), Aziz Çapkurt (Öğretmen) bu işi bilen profesyonel oyuncular.

Filminizin dünya ve Türkiye prömiyerleri ile aldığı ödüllerden de söz edebilir misiniz?

‘Klama Dayîka Min’ dünya prömiyerini Saraybosnadaki film festivalinde yaptı. O festivalden en iyi film ve en iyi erkek oyuncu ödüllerini aldık. Daha sonra Türkiye’deki prömiyerini de Antalya Altın Portakal film festivalinde yaptık. Buradan da dört tane ödül aldık. Bunlar En iyi film, en iyi erkek oyuncu, en iyi yardımcı erkek oyuncu ve en iyi müzik ödülleriydi. Fransa’da Nantes film festivalinde yarıştık. Orada da gümüş balon ve seyirci ödülünü aldık. Festivaller süreci devam ediyor. İşte Tunus’ta gösterildi. İspanya’da bir festivalde gösterildi. Türkiye’de Kuzey Kurdistan’da gösterime girdi. Şu anda vizyon süreci bitmek üzere. Birkaç sinemada devam ediyor.

Kürdistan’daki özgürlük mücadelesi, Kobanê ve Şengal’le ilgili konuları ele alan film yapmayı düşünüyor musunuz?

Kürtlerin mücadelesi bizim mücadelemizdir. Bizde bu mücadeleye kendi imkanlarımız dahilinde katkı sunmak istiyoruz. Bu süreçler daha çok taze, ve insanlar kamplarda acı çekiyorken, ben gidip bir film yapıp festivallerde göstermeyi etik bulmuyorum açıkçası. Ama şu olabilir. İnsanların acılarını duyurmak için kısa filmler çekilebilir. Bir sektörel çarkın içine koymadan. Bu insanların haklı mücadelesini tüm dünyaya duyurmak mümkün. Şu an yapmamız gereken bu insanların ihtiyaçlarını karşılamaktır. Benim yapmak istediğim bir sinema var. Bunu da kendi tasarladığım karakterlerle yapmaya çalışıyorum. Yeni bir proje için yavaş yavaş çalışıyorum.

Kürtler sinemaya yeteri kadar değer veriyor mu?

Kültür alanında çok yetersiz yatırımlarımız var. Güney Kürdistan’da Kültür bakanlığının destek sunduğu filmler, Cannes film festivali ve başka festivallerde gösteriliyor. Bize de daha çok, belediyeler yardımcı olmaya çalışıyor. Bu belediyeler bir destek fonu oluşturabilirlerse, daha iyi filmler yapılabilir. Ayrıca şunları belirtmekte yarar olduğunu düşünüyorum, sizinde bildiğiniz gibi Kürtlerin birçok Büyükşehir Belediyesi mevcut. Kürtler bu belediyeler sayesinde kendi sinema salonlarını açarak, hem ekonomik katkı, hemde Kürtlerin sinema dalında gelişebilmesi için akademikleşerek, kendi akademilerini oluşturarak sinema alanında Kürtler büyük bir adım atabilirler. Benim buradan belediyelere önerim; kendi inisiyatiflerinde kültürel bir özerklik anlayışı ile çalışarak, genç sinemacı insanlarımızın önünü açmasını, diliyorum.

Sinema ile ilgilenen ya da ilgilenecek olan gençlere neler önerirsiniz? Hollywood’un hakim olduğu bir kültürde, gençlerin kendi kültürleriyle buluşması nasıl sağlanabilir?

Ben açıkçası çok şey önerecek durumda değilim. Çünkü bende genç bir insanım ve ilk uzun metrajlı filmimi yeni yaptım. Öğreniyorum. Öğrenmeye devam ediyorum. Ancak daha fazla çalışmak, daha fazla kendimize dönmek gerektiğine inanıyorum. Kendi hika- yelerimizi kendi dilimizle, dile getirip, dünya sinemasının standartlarına ulaşmamız gerekir. Bu anlamda Kürt Film Günleri’ni önemsiyorum. Kürdistan’daki festivallerin artması gerekiyor. Dohuk ve Amed film festivalleri yapılıyor. Bunları uluslararası festivallere dönüştürmeliyiz. Bu durum, festivaller vesilesiyle yabancı film yapımcılarının Kürdistan’a gelmesini sağlıyor. Bununla çağı yakalayabiliyorsunuz.


OSMAN YILDIRIM/VİYANA