Manevi kültürün en rafine hali, maddi kültürün ise en güzel şekilde gerçekleşmesi olan sanat, insan yaratımı olarak sadece toplumcu değil, aynı zamanda toplumun birleştirici bir gücüdür. Toplumun harcı olan, toplumu bir arada tutan ve birleştiren ahlak gibi, sanat da felsefesi ve ideolojisi ile toplumsal birliğin oluşmasında belli bir görev alır. Dolayısıyla siyasetten; yani toplumun işlerinden ayrı ele alınamaz. Çünkü sanatçının duygu ve düşüncesi toplumun duygu ve düşüncelerinin bir tezahürüdür. Bu yüzden sanatçı kendi toplumunu tanıyan ve yaşayan insandır. Sanatçının yaşamı kendisine göre değil, toplumunun ve halkının yaşamına göredir.
"Mitoloji, din, felsefe, bilim ve çeşitli sanat alanları bir toplumun dar anlamda kültürünü oluşturur. Bir nevi toplumun ruhsal ve zihniyet durumunu yansıtır. Ulus-devlet veya devlet eliyle uluslar oluşturulurken, kültür dünyası büyük bir çarpıtma ve kırıma uğratılır. Kapitalist modernite, geleneği bütün hakikatiyle olduğu gibi kabul etmez. Onda işine geleni süzerek ve kendi çıkarları temelinde dönüşüme uğratarak alır. Kültürel tarih diye kendi damgasını vurduğu toplum ve bireyin önüne koyduğu bambaşka bir şeydir. Tarih adına tarihsizlik, kültür adına kültürsüzlüktür." (Abdullah Öcalan)
Bunun için sanatın ideolojik ve felsefi olarak bir direniş şeklinde, devrimci tarzda, kültürel soykırıma karşı meşru savunma şeklinde ele alınmasına ihtiyaç vardır. Çünkü kapitalist modernite, özellikle spor, seks ve sanatı endüstrileştirmesi ile toplumun tüm değer yargılarını metalaştırarak toplumu afyonlama, ruhsuz bir bedene dönüştürme çabasındadır. Kapitalist modernitenin geliştirmek istediği ve topluma hakim kılmak istediği sanat anlayışı, pozitivizmin her şeyi parçalayan yaklaşımı ile insanı, toplumun komünal değer yargılarından kopararak, yozlaştırmayı hedeflemektedir.
Demokratik komünal değerlerin yaratıcı öznesi olan kadını, sanatı da kullanarak, "meta" haline getirmek istemektedir. Bu nedenle kapitalist modernitenin geliştirmek istediği kültür-sanat anlayışında, toplumsal kutsalı ifade eden, yine kültürel değer yargılarımızda ifadesini bulan hakikat tutkusu değil, tersine toplumun tüm kültürel ve ahlaki değer yargılarını, en iğrenç yöntemleri kullanarak tüketme vardır. Bu anlamda kapitalizmde toplumsal kutsallar -ki sanat da toplumsal kutsallardandır- sanat yolu ile bitirilmektedir. Kültürü kültürle, sanatı sanatla, kadını kadınla böyle vurmaktadır. Dolayısıyla kapitalizmde kültür-sanat yoktur. Sanat adıyla yaşanan, kültürsüzlüktür.
Burada sanat yolu ile geliştirilmek istenen; tecavüz kültürüdür. Asimilasyondur, kültürel soykırımdır. Bununla yaratmak istediği ise; tüm kültürel değer yargılarından ve hakikatten kopartılmış, olabildiğince yanlış, çirkin ve köle ruhlu bir toplumsal gerçekliktir. Modernist sistem, bunu adeta dinselleştirdiği bilimcilik yöntemiyle, kurduğu akademilerde geliştirdiği özel ekipler ile psikolojik savaş yöntemini kullanarak geliştirmeye çalışmaktadır. Bununla, sanatın demokratik toplumculuğu yerine milliyetçiliği, hakikatin bütünlüğü yerine bilimciliğin pozitivist yöntemle parçacılığını, kadın özgürlükçü toplumsal değerler yerine, sanat alanında da cinsiyetçiliği, toplumun kutsal inançlarını temsil eden dinin kültürel değer yargıları yerine, dinciliği geliştirmektedir.
Tüm bunlarla toplumun zihni fethedilmek istenmektedir. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan bu hususları "Milliyetçilik, dincilik, cinsiyetçilik, sporculuk, sanatçılık ikonlarını sallarsan toplumu –pardon sürüyü-, kitleyi dilediğin her hedefe taşıyabilirsin. Zihnin fethi hiçbir zorun başaramayacağı kadar toplumu bugünkü küresel finans-sermayesine açık hale getiren gelişmenin temelidir" biçiminde ifade ederken, kapitalist modernist sisteme karşı, alternatif sistemini de şu çarpıcı sözlerle dile getirmektedir: "Alternatif olmak, ancak modernitenin üç ayağı olan kapitalizme, endüstriyalizme ve ulus-devlete karşı kendi sistemini geliştirmekle mümkündür. Demokratik toplumculuk, eko-endüstri ve demokratik konfederalizm; demokratik modernite adıyla karşıt sistem olarak önerilebilir. Demokratik uygarlığın mirasıyla sistem karşıtlarının yeni sistemde buluşmaları başarı şansını arttırır."
Alternatif bir sistem olarak demokratik moderniteyi oluşturmak, köklü bir zihniyet ve bilinç yaratma işidir. Bu, kapitalist modernitenin yaratmış olduğu köksüz, tarihsiz, kültürsüz, zihniyet yapılarını yıkarak, zihniyet ve vicdan devrimini geliştirerek mümkündür. Bu da, oluşturulacak bilim ahlakı ile etik ve estetik değeri taşıyan entelektüel bir birikimi gerektirmektedir. Elbette bu birikimin yaratılacağı temel alanlar akademiler olurken, hayata geçirecek olanlar da akademik kadrolar ve yurtseverler olmaktadır. Kapitalizmin, özelde sanat alanında, genelde ise Ortadoğu merkezli yarattığı kriz koşulları düşünüldüğünde, kültür, sanat ve edebiyat alanı başta olmak üzere, bilimsel temelli entelektüel çalışmalar için, akademiler artık ertelenemez bir zorunluluk olarak karşımızda durmaktadır. Kürt Halk Önderi Öcalan bunu şu çarpıcı sözler ile ifade etmektedir: "Demokratik modernite birimlerinin yeniden inşa çalışmalarında entelektüel ve bilimsel katkı şarttır. Bu şartın piyasadaki entelektüel sermaye ile karşılanamayacağı açıktır. Yeni akademi kaynaklı kadro ve bilim ancak bu ihtiyacı karşılayabilir."…"Kriz koşulları ancak yeni entelektüel ve bilimsel çıkışlarla olumlu yönde aşılabilir. Söz konusu krizin küresel, sistematik ve yapısal olduğu göz önüne getirildiğinde, çıkış için de küresel, sistematik ve yapısal müdahaleler gerektiği açıktır. Eski kalıpları, kurumları, bilimleri taklit etmekle veya eklektik kılmakla bir yere varılamayacağı yaşanan sayısız devrimci deneyimden ders olarak öğrenilebilir."
O halde mevcut kriz koşullarını aşmak, ancak zihniyet yapılarının değişimi ile mümkündür. Bu da ancak ideolojik, felsefik, etik ve estetik derinlik kazanarak gelişebilir. Bunun için Önderlik demokratik siyaset, dil, kültür, tarih, sanat ve edebiyat akademileri ile bunun kadrolarının yaratılması gerektiğini söyledi. Bu temelde akademilerin rolü, kültür-sanat çizgimizi esas alarak, halk sanatının gelişimi için, toplumu eğitip, kültürel değer yargılarımızı zenginleştirilerek, gelişimini sürekli kılmaktır. Aynı zamanda kültür ve sanat üzerindeki olumsuz etkilere karşı, günlük olarak toplumsal bilinç düzeyini yaratma, geliştirme, halk sanatını savunma ve korumaktır. Önderlik, sanat çalışmalarını dile getirirken; "Bu işler bir program işidir. Aylarca, hatta yıllarca üzerinde çalışmak gerekir. Temeli ne kadar özlü olursa, o kadar iyi gelişecek, ulusal kurtuluşta gittikçe açılan bir rol oynayacak ve çok kişi katılacaktır. Böylece bu alan bir okul hizmeti görecektir. Nasıl küçük bir gerilla grubu bir orduya yol açabiliyorsa, bu küçük sanat birimi de yarın sanat ordusuna yol açacaktır. Bu bilinçle ele alındığında görevlere daha geniş yaklaşılır ve çok daha geniş örgütlenmelere ulaşabilir. Bireycilik ölür, alabildiğine bir kolektivizm yaşanır. Bu temelde güçlü bir ordu çıkar. Bu ordu da herhalde en az diğer ordular kadar ulusal kurtuluş savaşımında, ulusal yaşamda, özgür yaşamda paha biçilmez ve vazgeçilmez bir rol oynar. Devrimci sanatı değerlendirirken, onun mücadele kaynağına bağlı olmayı iyi bilmek gerekiyor. Mücadele edenler, ayağa kalkanlar, savaşanlar kimlerdir, neden ve niçin savaşıyorlar? Bütünüyle nasıl duyuyorlar, nasıl düşünüyorlar? Nasıl cesaret ediyorlar? Sanatçı bunları biraz kavramak zorundadır, hatta daha fazlasını kavramak zorundadır" demektedir.
Dolayısıyla paradigmaya girme konusunda, yaşanan yetmezliklerin kaynağında, ideolojik, felsefik ve ahlaki bir sorun olduğu anlaşılmaktadır. Bu sorun anlaşılıp aşılmadığında Önderliğin dediği gibi "Sanata yapılabilecek en büyük kötülük, ‘sanat eğlendirir, insanı rahatlatır’ anlayışıyla yaklaşmaktır. Bu, sanat adına, Kürdistan'da sanata yapabileceğimiz en büyük kötülük olur." O halde xwebûn olmak, tarihi toplumsal değer yargılarıyla bütünleşmek, kendi kökleri üzerinde yeşermek toplumsal hakikatin, sanatın temelidir.