
Fotoğrafların anlattığı...
Seydo Hazar’ı evinde ziyaret ettim. Önce, evinin değişik yerlerine astığı fotoğrafları anlattı bana. Bazı ünlü kişilerle çekilmiş fotoğraflar ve başarı ödülleri... Fotoğraflarda sıra, özgürlük mücadelesinde yaşamını yitiren Meryem Çolak’a geldiğinde, büyük bir gurur kapladı, Seydo Hazar’ı... Okul yıllarını ve mücadeleye katılmasını anlattı. Dedi ki, “Meryem hapisten çıktıktan sonra getirdim buraya. Bir gün bana, ‘Baba, ben ülkeye, mücadeleye gideceğim’ dedi. ‘Gitme kızım’ dedim, ‘Sen mücadeleyi buradan da veriyorsun.’ Dinlemedi. Bana, ‘Baba, bana yapılan işkenceler kime yapılsa, o mücadele alanlarına gider’ dedi. Ben de artık zorlayamadım onu. ‘Kızım, o zaman sen bilirsin, git’ dedim.”
Marangozluktan orkestranın kalbine...
Kalo, Almanya’ya ayağını ilk bastığında, bir halı fabrikasında iş bulmuş. Bu esnada, Yunanlarla tanışmış. Yunanlar, Kalo’nun sanatçılığından haberdar olunca, yapacakları etkinlikte bağlama çalmaya davet etmişler. Sonrasındaysa Kalo’ya, Stuttgart Devlet Tiyatro ve Orkestrası’na katılmayı önermişler. Ama kurumda, bağlama çalmak bir meslek olarak algılanmadığından, “marangoz” olarak almışlar işe. Fakat Kalo, hayatında hiç marangozluk yapmadığından, epey zorlanıyormuş. O günleri, şöyle anlatıyor: “Bir gün tiyatro sahnesini değiştirirken, yukarıdan bir tahta düştü, kırıldı. Ben marangozum ya; bir bıçkı verip, ‘Hadi yap’ dediler. Ben ne bileyim bıçkı tutmasını; ters tuttum. Ustabaşı beni görüp, ‘Bırak bırak! Sen marangoz değilsin’ dedi. Sonra, Stuttgart Devlet Tiyatrosu ve Orkestrası’nda sahne usta başı oldum. 7 yıl sahne teknikerliği yaptıktan sonra, müzisyenliğim devreye girebildi ve orkestra bölümüne aldılar. 28 yıl orkestrada menajerlik yaptım. 180 kişilik bir koroydu. 30 ülkeye davetli olarak gittik. Her gittiğimiz ülkede şefimiz beni över, ‘Seydo orkestranın kalbi’ diye tanıtırdı. Tam 35 yıl bu orkestrada çalıştım.”
En büyük hayali kitap
Kalo, Almanya’da Devlet Orkestrası’ndan emekli... Bazıları Almanca’ya da çevrilmiş yüzlerce şiiri, bestesi var. Bir taraftan da Stuttgart Kürt Toplum Merkezi’nde, Şehit Aileleri Komisyonu’nda görev alıyor. En büyük hayali ise, şiir ve bestelerini bir gün kitaplaştırabilmek...
Meryem Çolak’ın babası...
Kalo, kendi hikayeleri, duruşu, sanatı kadar, yiğit bir Kürt kadını olarak yetiştirdiği kızı Meryem Çolak’la, onun anısına bağlılığıyla da anılır.
Meryem Çolak, ilkokul ve liseyi, Dîlok’te okur. Okul yıllarında, ailesinin de desteğiyle hiçbir zaman inkar etmez Kürt olduğunu... Türlü bedelleri de göze alarak, “Ben Kürt’üm” der her zaman. Henüz 16 yaşındayken PKK’ye yardım ettiği gerekçesiyle gözaltına alınır, işkence görür. Henüz 16 yaşındaki tutukluluk, Avrupa’daki vicdanlı insanları bile harekete geçirir. Almanya’da SPD’li bir milletvekili, Meryem Çolak için 2500 imza toplar.
Meryem Çolak, 75 günlük süren tutukluluktan sonra devam ettiği eğitimini, 1985’te psikolog olarak tamamlar. Bir süre Muş Devlet Hastanesi’nde çalışır. Ancak, 1986 yılında, PKK’yle ilişkisi olduğu gerekçesiyle tutuklanır; 5 yıl hapse mahkum edilir. 20 aylık tutsaklığın ardından, 1991’de, eşi ve kızı Şilan’la birlikte Almanya’ya, babasının yanına gelir. Gözaltı ve işkenceyle 16 yaşında tanışan Meryem Çolak, 1993 yılında, yaşadığı ağır işkenceleri babasına anlatarak, “Mücadeleye katılacağım. Hakkını helal et” der. Kalo, önce itiraz ettiyse de, bir şey diyemez. Kalo, 1994 yılında kızı Meryem’i ziyaret etmek için mücadele alanlarına da gitmiş. Orada Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’la tanıştığını da heyecanla anlatıyor.
Kalo’nun kızı Meryem Çolak, 26 Ekim 1997’de, Haftanin’de yaşanan çatışmada yaşamını yitirdi.
Yoldaşları ardından, “Meryem Ana” diye andılar onu: “O kutsal bir anadır. Kızına yazdığı günlüğü okuyordu. Kızına dair yazdığı duyguları, denizleri ve okyanusları aşan derinlikte ve kutsallıktaydı. O duygular ki, bir ananın közden yüreği kadar sıcak ve güneşin merkezinden yükselen alevler kadar yakıcıydı. O duygular ki, güneşin yakıcılığı ve canlılığından alırdı kaynağını. Yüreğinin büyüklüğü, en yüksek dağları bile aşardı.”
Meryem Çolak da babası gibi şiirler yazıyordu. Kızına sesleniyordu şiirleriyle:
Vasiyetim olsun!
Yasımı tutma...
Çok istersen,
Kaldır
başını yukarı ve isyan et,
yokluğuma,
sana doyamamışlığıma...”
Kalo’nun şiirleri
Kalo, kendi bestelerini çalıp söylüyor. Başkalarının besteleriyle meşhur olanlara ise fena halde kızıyor. Hatta onlara, yazdığı bir dörtlükle de yanıt veriyor. Kalo’nun şiirlerinin aşık tarzında olduğunu ve asıl anlamını besteleriyle birlikte bulduklarını belirtelim. Eğer bağlamanın ahengi eşlik etmezse şiirlerin sözlerine, bir yanı eksik kalır. Ama yine de, iki şiirini paylaşalım. Kalo, ancak 10 yıl sonra yanına getirebileceği eşi ve dört çocuğuna, şöyle sesleniyor şiirinde:
Nedir bu gurbette çektiğim çile,
Garip bülbül bir gün konar bir güle,
Her gün ağlıyorum gözyaşım sile sile,
Döktüğüm yaşlar yar senin için.
Bu sene de Almanya’da geçirdik yazı,
Yoksulluk gurbete atıyor bizi,
Ölmeden görseydim o güzel yüzü,
Çekerim ızdırap yar senin için.
Yeter söyleme sen Seydo Hazar,
Gurbette ölene yâr, bulunmaz mezar,
Garip olan yoksul, gurbette gezer,
Gezip dolaştığım, yar senin için.
Başka bir şiirinde ise ilticacıların sorunlarıyla ilgiliyse şunlar dökülüyor sazına:
Malımı, mülkümü ucuza sattım,
Avrupa’ya gidiyom diye havalar attım,
İltica ettim, derdime dert kattım,
İlticayım ben, iltica...
Balık istifi gemiye tıra dolduk,
Nefes alamadık da gül gibi solduk,
Birbirimizin saçını, başını yolduk,
İlticayım ben iltica...
Paraları mafya elimden aldı,
Ülkemden ayırdı, gurbete saldı,
Binlercesi de denizde kaldı,
İlticayım ben, iltica...
ÖZCAN BOZOÐLU/STUTTGART