Leyla Güven’in süresiz-dönüşümsüz açlık grevi 22. gününde, PKK ve PAJK’lı tutsakların dönüşümlü eylemi de 3. gününde

Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan Leyla Güven, Yeni yaşam gazetesinden Çağdaş Kaplan’ın sorularını yanıtladı. Talebinin siyasi değil hukuki ve ahlaki olduğunu vurgulayan Güven, “Ölçümüz nerede olursak olalım faşizme karşı direnmektir” dedi.

Öncelikli olarak sağlık durumu sorulan Güven, şu bilgileri verdi: ”Sağlığım gayet iyi. Bu iyi olma hali yaşadığım duygu yoğunluğu ve maneviyatla ilgili, en azından buna bağlıyorum. Bu cezaevinde yaşanan kahramanca direnişler bana büyük güç veriyor.

Galiba anlamış değiller

Kendisine verilen “1 ay süre işten yoksun bırakma” şeklindeki disiplin cezası hatırlatılan Güven, şunları söyledi: ”E Tipi Cezaevi’nde yaklaşık 10 aydır kalıyorum ve her türlü disiplin cezasından nasibimi aldım. ‘Havalandırmada halay çekmek’, ‘Kürtçe şarkı söylemek’ suç sayılıyor. Ceza ala ala cezaların türü tükendi. En son iki kez üst üste ‘Kurum içinde ücretli bir işte çalışamaz’ cezası verilerek ‘Sizi bir vekil olarak görmüyoruz’ mesajı verildi. Bir itibarsızlaştırmaya dönüştürüyorlar kendilerince. Galiba anlamış değiller. Ben, biz faşizme karşı direniş içindeyiz. Direnenler itibarlı ve onurludur. Ölçümüz nerede olursak olalım faşizme karşı direnmektir.”

Neden açlık grevi eylemi

Talebi için eylem biçimi olarak neden açlık grevini seçtiği konusunda ise Güven’in izahatı şöyle: ”İçeride yapabileceğiniz şeyler çok sınırlı oluyor. Yaşananlara dair söylemek, yapmak istediğin o kadar çok şey oluyor ki yapamayınca boğulacak gibi oluyor insan. Sesini yeterince duyuramıyorsun. Eylem yapma dışında da alternatifin kalmıyor. Bedenini açlığa yatırma bir direniş biçimidir içeride. Bu uğurda yitip gitsen de amacına ulaştığını biliyorsun. En azından sesini herkese duyurabiliyorsun. Bedeni mücadele aracına dönüştürmek. Biraz böyle oluyor.”

Öcalan ile görüşmenin önemi

Öcalan ile görüşmenin neden önemli olduğu, mevcut duruma katkısı konusundaki soruya, öncelikle İmralı Cezaevi’nin özel statüsü ile iç hukuk ve evrensel hukukun işlemediği bir sistem olduğuna işaret ederken yanıt veren Güven, şöyle devam etti: ”Kim tarafından, kimler tarafından ne kadar yönetildiği de şeffaf değil. Türkiye halkları çözüm sürecinde sayın Öcalan’ın çözüme dair çabalarını, iradesini gördüler. Öcalan’ın toplum üzerindeki gücü görülünce tecrit daha da ağırlaştırıldı. Sayın Öcalan politik bir kimliktir. AKP’yi zorlayan tam da bu gerçekliktir. Söylediği sözlerin, verdiği mesajların toplumun gündemini nasıl belirlediğini biliyorlar. Tarihi değişim ve dönüşümleri yaratacağını bildikleri için mutlak tecrit uygulanıyor. Sayın Öcalan’a bugün fazlasıyla ihtiyaç var. Ondan gelecek mesaj çok önemli olacak. Avukat, aile görüşlerinin olması gerekiyor. Talebim ağırlaştırılmış tecridin son bulmasıdır. Anayasa ve yasalar her tutuklu ve hükümlünün İnfaz Yasası ile belirlenen hakları olduğunu ifade eder. Sayın Öcalan’ın ayda 3 kapalı, 1 açık görüş hakkı var. Haftada bir telefon görüşü ve avukatları ile düzenli görüş hakları var. Bu taleplerimiz siyasi değil hukuki ve ahlakidir. Bu durumun düzelmesi için bedel vermek gerekiyorsa onu da vermeye hazırım. Sayın Öcalan’ın da Güney Afrika önderi Mandela gibi halkı ile demokratik mücadelesinin zeminlerinin yaratılması gerekiyor. Sayın Öcalan’ın mücadele yöntemleri zengindir. Düşüncelerinin pratikleşmesi sorunlara çözüm olacaktır.”

 

İSTANBUL

 
 

Eylemi toplumsallaştırılacak

 

DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’in eyleminin büyütülmesi gerektiğini belirten DBP Amed İl Eşbaşkanı İbrahim Çiçek,  toplumun farkındalığını artıracak eylem ve etkinliklerin yapılacağını söyledi.

Çiçek, Öcalan’a uygulanan tecridin tüm topluma yönelik bir tecrit olduğuna işaret etti. Toplumun yoğun bir baskı döneminden geçtiğini aktaran Çiçek, cezaevlerinde başlatılan açlık grevi eylemlerine dikkat çekerek, ”Toplum bu tür baskılara maruz kaldı mı, cezaevindeki siyasi tutsaklar inisiyatif alıyor” diye konuştu.

Eylemlerin toplumsallaşması gerektiğini vurgulayan Çiçek, “Eğer biz dışarıdakiler bu duruma güç getiremediğimizde cezaevindeki arkadaşlar bu eylemi yerine getiriyor. Bu süreçte dışarıda iki günlük bir açlık grevi gerçekleştirildi. Ama bunu çok yönlü bir tarafa evriltmek lazım” şeklinde konuştu. Devletin, son 3 yıldır topluma yönelik çok ciddi bir baskısının olduğunun altını çizen Çiçek, “Bu baskı giderek yoğunlaşıyor. Arkadaşlarımız tutuklanıyor, kaçırılıyor ve ceza veriliyor. Örgütlülüğü sağlayamadığımızdan kaynaklı da eylemlerimiz toplumsal bir forma oturtulamıyor. Ama bizim tüm çabalarımız eylemlerin toplumsallaşması için olacak” dedi.

 Devletin güvenlik politikalarının tamamen psikolojik olduğunu belirten Çiçek, şunları söyledi: “Halkımız korkutulmuş ve siyasi alanını daraltılmış olabilir ama biz buradayız. Mücadelemizi yürütüyoruz. Birlik içinde bu çalışmaları yürütürsek psikolojik savaşı alt edebiliriz.”

Güven’in başlatmış olduğu eylemi kapı kapı, ev ev, sokak sokak ve mahalle mahalle dolaşarak insanları bilgilendireceklerini belirten Çiçek, “Toplumda ciddi bir öfke var. Bizim yapmamız gereken bu öfkeyi doğru tarafa yönlendirmektir. Bu potansiyeli harekete geçirmek için çabalıyoruz” ifadelerini kullandı.

 

AMED

 
 

Dört duvar arasında bile haykırış

 

HDP İstanbul Milletvekili Hüda Kaya, açlık grevi eyleminin 22. gününe ulaşan Leyla Güven’in, dört duvar arasında bile kadınca haykırışına devam ederek, rejime meydan okuduğunu belirtti.

Diyarbakır E Tipi Cezaevi’nde rehin tutulan DTK Eşbaşkanı ve HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecride son verilmesi talebiyle sürdürdüğü süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemi 22. güne ulaştı. Efrîn’e yönelik operasyona karşı gösterdiği tepki, yaptığı açıklamalar ve DTK çalışmaları gerekçe gösterilerek 31 Ocak’tan bu yana rehin olan Güven, milletvekili seçilmesine rağmen tahliye edilmedi.

 Güven’in kendisini de mağdur eden bu hukuksuzluk hali ve ülkenin içerisinde bulunduğu anti-demokratik koşullara son vermenin adımı olarak tecride karşı 8 Kasım’da başladığı eylem devam ederken, cezaevlerinde bulunan PKK ve PAJK’lı tutsaklar da önceki gün aynı taleple dönüşümlü-süresiz açlık grevine başladı. Hükümet nezdinde ise bu eylemlerle dile getirilen talebe henüz yanıt verilmiş değil.

HDP İstanbul Milletvekili Hüda Kaya, milletvekili arkadaşı Leyla Güven’in maruz kaldığı hukuksuzluğa kadınlık hali üzerinden yaklaşıp, talebine dair konuştu.

Güven rejime meydan okuyor

Leyla Güven’in serbest bırakılmamasını sadece HDP’li olma kimliğine bağlamadığını söyleyen Kaya, “Bir kadının ne kadar direngen ve direnişini sürdüren, tavizsiz ve işbirlikçi olmayan tutum ve davranışına da bağlıyorum aynı zamanda. O kadın ki Leyla Güven, şu anda dört duvar arasında, zindanda bu rejime meydan okuyan bir eylem içerisindedir. Duruşuna ve direnişine, kadınca haykırışına hala devam ediyor” dedi.

Tecrit politikası üzerinde de duran Kaya, tecridin bir insanın hayatına, var oluşuna, nefes alma hakkına ve insanca eşit muamele görme hakkına yapılmış en büyük bir darbe, şiddet ve nefret pratiği olduğunu kaydetti. Kaya, “Leyla Güven, kendi şahsı üzerinden zindan koşulları içerisinde bir kadın olarak uğradığı ve maruz kaldığı bu ayrımcı şiddet politikası karşısında bireysel duruşunu kaybetmediği gibi tecrit politikasına karşı da  bunun bir şiddet ve ayrımcılık olduğunu haykıran bir eylemlilik ortaya koymuştur” dedi. VAN