DTK Eşbaşkanı ve HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven, Öcalan üzerindeki tecridin sonlandırılması amacıyla sürdürdüğü süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eyleminin 113. gününde

 

DTK’den Zelal Bilgin, Eşbaşkanı Leyla Güven açlık grevine başladığında cezaevinde, 34 gündür de evinde yanında kalanlardan. Bilgin, Güven’in kendisinden ziyade diğer eylemcileri düşünüdüğünü söyledi.

Süresiz-dönüşümsüz açlık grevini 113 gündür sürdüren Leyla Güven’in yanında kalanlardan DTK Amed Delegeler Eşsözcüsü Zelal Bilgin, Güven’in halsizlik, dikkat dağınıklığı, kas ve kemik ağrıları yaşadığını aktardı. Bilgin, Güven’in bunlara rağmen moralli olduğunu, kararlılığını kendilerine de yansıttığını söyledi.

Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hakkari Milletvekili Leyla Güven, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması talebiyle 113 gündür süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemini sürdürüyor. Eyleminin 79 günü rehin tutulduğu Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi’nde geçiren Güven, 25 Ocak’ta tahliye olduktan sonra evinde devam ediyor. Güven’in yanında kızı, TJA aktivistleri ve DTK Amed Delegeler Eşsözcüsü Zelal Bilgin kalıyor. Bilgin, Leyla Güven’in 8 Kasım’da süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylem kararını duyurduğu zaman da aynı koğuştaydı. Güven’in eyleminin 22. gününde ara karar ile tahliye olan Bilgin, sonraki süreci dışarıdan takip edebildi. Aynı zamanda bir sağlıkçı olan ve Güven’in yanından hiç ayrılmayan Bilgin, Güven’in bir gününü nasıl geçirdiğini ve eylemindeki kararlılığını ANF’ye anlattı.

   

24 saat yanındalar

Bilgin, eyleminin 79. gününde katılmadığı bir mahkemede, sadece iradesini ve direnişini kırmak amacıyla tahliye edilirken eylemini sürdüreceğini açıkladığından beri TJA’lı kadın arkadaşlarıyla beraber Leyla Güven’in yanında olduklarını belirterek, “24 saat birlikteyiz. Hem sağlığından hem bakımından hem de gelip giden heyetler ve ziyaretçilerle ilgilenmek amacıyla buradayız. Kendisini hiçbir şekilde yalnız bırakmıyoruz” dedi.

Bize moral veriyor

Direnişin bir parçası olmaya, moral ve motivasyonunu yüksek tutmaya çalıştıklarını kaydeden Bilgin, şöyle devam etti: “Kendisinde büyük bir inanç ve irade söz konusu. Bizim moralimizin bozuk veya suratımızın düştüğü zamanlarda kendisi bize moral veriyor. Direnişine olan inancı ve taleplerinin haklılığı üzerinden geliştirmiş olduğu kararlılığını bize de yansıtıyor. Biz etrafında kenetlenip sadece sağlık kontrollerini yapıp, talepleri yerine getirilinceye kadar bedeninde çok fazla hasarlar söz konusu olmadan, direnişi tamamlaması üzerinden bir iradeyle yanında duruyoruz.”

Düzenli bir uyku yok

Zelal Bilgin, Güven’in günlük programı hakkında şunları paylaştı: “Sayın Leyla Güven sabahları saat 09.00-09.30 arası güne başlar. Düzenli bir uyku geçirmediği için ilk kalktığında genelde çok yorgun olur. Kemik ağrıları ve çok yoğun kas ağrıları var. Bunlardan kaynaklı da ciddi bir uyuma problemi yaşıyor. Güne ilk başladığında ilk önce kişisel bakımı yapılır. Sonrasında tansiyon takiplerini yaparım. Tansiyonunun durumuna göre tuz ya da şeker oranıyla güne başlarız. Genelde de tansiyonu çok düşük olur. 8/4 veya 7/4 dolaylarındadır. Bu da bizim sürekli güne tuz ile başlamamıza sebep olur. Bunlarla tansiyonunu belli bir düzeye getirdikten sonra güne devam ederiz. Kendisi de haber takiplerini çok düzenli bir şekilde yapar. Televizyon sürekli açık zaten. Sesini duyabildiği kadar duyar. Çok rahatsız olduğunda televizyonun sesini kısar, gazetelerden ve sosyal medya kaynaklarından biz okumaya başlarız.

Kas ve kemik ağrıları

Bir buçuk-iki saatte bir sıvı alımları devam ediyor. Genel durumuna göre daha sık ama günde en az üç defa tansiyon kontrollerini yapıyoruz. Çünkü sık aralıklarla tansiyonu düşüyor. B vitaminini düzenli bir şekilde alıyor. Eğer o gün planlı bir heyet veya dışarıdan gelen ziyaretçiler söz konusu değilse ara ara yatıp dinlenmeye çalışıyor. Gece saat 12.00-12.30 gibi onun uyuyabileceği saate denk getirecek şekilde istirahat etmesi için uygun ortamı hazırlıyoruz. Uyumaya çalışıyor aslında. Onun için çok direniyor ama 110. günü de geride bıraktığı için yağ dokusu ve karbonhidrat tamamen erimiş durumda. Artık dokulardan ve kaslardan kilo kaybetmeye başladı. Bunlardan kaynaklı da gece uyumaya çalışırken çok ciddi kas ve kemik ağrıları yaşamaya başladı.

Halsizlik ve dikkat dağınıklığı

Kulak uğultuları söz konusu oluyor. En ufak bir seste sıçrayarak uyanmaları oluyor. Dolayısıyla kaliteli bir uyku geçiremiyor. Dinlenemeden güne başlıyor ve günün yorgunluğu ile birlikte sürekli dinlenemeyen bir pozisyonda devam ediyor. Bu durumda onda ciddi bir halsizlik ve dikkat dağınıklığına sebep oluyor.”

Hepimizi şaşkına çeviriyor

“Bütün bunların yanında çok moralli ve iradesiyle hepimizi şaşkına çeviren bir noktada kendisi” diyen Bilgen, bu süreci çok fazla zarar görmeden başarıyla sonuçlandıracağına inandıklarını söyledi.

Sorumluluğu çok ağır

Güven’in bu direnişe tek başına başladığını hatırlatan Bilgin, bugün itibariyle zindanlarda 331 tutsağın katılımıyla, yine Hewlêr ve Mexmûr ile Strasbourg başta olmak üzere yurt dışında direnişin daha çok büyümesinin sağlandığını belirtti. Güven, kendinden ziyade onların sağlık durumlarını çok merak ettiği için hep bir haber takibi halinde olduğunu aktaran Bilgin, şunları ifade etti: “Çünkü sorumluluğu çok ağır. Şu anda omuzlarında büyük bir yük var. Bir direnişe öncülük etti. Sonrasında bu direniş zindanlarda ve diğer ülkelerde devam etmeye başladı. Sağlık durumu kötüye giden arkadaşların tedirginliğini yaşıyor. Tek isteği hiç kimse zarar görmeden hukuk kuralları çerçevesinde hükümetin kendi anayasasını harekete geçirerek tecridi ortadan kaldırmasıdır. Hiç kimse zarar görmeden, daha fazla can yanmadan, mevcut savaş politikaları ortadan yok olacak şekilde tecrit kırılarak zafere ulaşmak zorunda.”

Heyetleri reddetmiyor

Leyla Güven’in süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eyleminin 79. gününde hapishaneden tahliye olmasından sonra eve gelen heyetler ve ziyaretçilerden çok güç aldığını dile getiren Bilgin, şunları vurguladı: “Sayın Güven tahliye olduktan sonra çeşitli kurumlardan farklı heyetler ziyaretine geldi. Haliyle bu onun çok fazla enerji sarfetmesine sebep oldu. Bu gelen heyetlerle birlikte sesini kimlerin duyduğunu ve nereye kadar gittiği noktasında haberler almaya başladı. Bu haberleri gelen heyetlerden bizzat aldı. Vücudu artık bütün enfeksiyonlara açık olduğu için çok kaygılıyız bu noktada. Mümkün oldukça kendisini korumaya çalışıyoruz. Bizim bütün engellemelerimize rağmen dışarıdan heyetler Sayın Güven’in ısrarıyla gelmeye devam ediyor.

Gelenlerden güç alıyor

Çünkü gelen bütün heyetlerden çok ciddi moral alıyor. Ortaya koyduğu talebin ne kadar haklı, meşru ve karşılığının olduğunu görebiliyor olmanın verdiği mutluluğu yaşıyor. O yüzden de gelen her heyetten çok büyük bir güç ve moral alıyor. Almış olduğu bu gücü ve morali sırf enfeksiyon kapacak diye engelleyemiyoruz. Çünkü Karadeniz’den, İç Anadolu’dan, farklı inanç, kimlik ve ideolojilerden onlarca heyet geliyor. Gerek Avrupa’dan gerekse Türkiye sahasından. Gelen her heyet de talebinin ne kadar haklı ve meşru olduğunu, bu mücadelede onun yanında olduklarını kendisine beyan ediyor.”

Paylaştıkça mutlu oluyor

Güven’in hapishaneden ilk çıktığı dönemlerde ‘Amed’deki zindan direnişinin ruhuyla direniyordum. Beni o ruhtan ayırdılar’ dediğini aktaran Bilgin, “Bu yüzden ilk başlarda çok üzülüyordu ama şu anda gelen heyetlerle birlikte farklı kesimlere sesini duyurabildiğini ve dayanışma ile birlikte mutlak bir şekilde başarıya ulaşabileceğinin inancını taşıyor. Tabi yoruluyor ve daha fazla enerji kaybediyor. Sarfetmiş olduğu bu enerji de daha hızlı kilo vermesine sebep oluyor ama kendisi bunu bir şekilde tolere edebiliyor. Leyla Güven son bir yılını cezaevinde geçirdi. Cezaevine girmeden önce de takip edenler ve tanıyanlar çok iyi bilirler ki, toplumun her hücresine nüfus edebilen ve dokunabilen bir siyasetçidir. Dolayısıyla paylaştıkça, konuştukça ve derdini anlattıkça daha çok mutlu oluyor. Bu da onun iradesini daha çok güçlendiriyor” şeklinde konuştu.

Haklılığını anlatacaklarını söylüyorlar

Avrupa’dan heyetlerin Güven’in direnişi ve talebine ilişkin çeşitli girişimlerinin söz konusu olduğunu ifade eden DTK Amed Delegeler Eşsözcüsü Zelal Bilgin, şunları söyledi: “Tabi şu anda mevcut hükümet tarafından ne kadar dikkate alınıyor bilemiyoruz. Bugün hukuksuzluğun had safhada olduğu ve hukukun işletileceğine dair hiçbir emarenin olmadığını görüyoruz. Buraya gelen heyetler, ülkelerine döndükleri zaman Leyla Güven’in nasıl direndiğini ve taleplerinin ne kadar haklı talepler olduğunu herkese anlatacaklarını söylüyorlar. ‘Senin Sayın Abdullah Öcalan üzerindeki tecridi sadece bir şahısın üzerinde uygulanan tecrit olarak görmediğini, bunun başta Türkiye olmak üzere Ortadoğu’daki savaşı da bitirebilecek bir talep olduğunu herkese anlatacağız’ diyorlar.

Güven de böyle okunmasını istiyor

Sayın Leyla Güven de kendini ifade ederken, onun direnişinin bu şekilde okunması gerektiğini söylüyor. ‘Çünkü bitmeyen her savaş daha fazla gözyaşı ve kan demektir. Ben de bu gözyaşı ve kanın dökülmesine artık tahammül edemiyorum’ diyor. Gelen heyetler de bu ifadeler üzerinden, söz konusu direnişi sadece Leyla Güven’in omuzlarına bırakmayacaklarını, döndüklerinde bir ağ öreceklerini ve herkesi bu meseleyle ilgili kılacaklarını söylüyor. Mümkün olsa Leyla Güven’in yerine açlık grevine girecek olan yoldaşlarımız geliyorlar ziyarete. Bu da bizi daha çok kenetliyor birbirimize.”

AMED

 
 

Tecrit kalkmadan konuşamayız

 

Emekçi Hareket Partisi (EHP) Merkez Komitesi üyeleri Sibel Uzun ve Emre Öztürk de Güven’i evinde ziyaret etti. Güven, “Kürt sorunu bu ülkede temel sorun olarak devam ettiği müddetçe, diğer sorunları konuşamıyoruz” dedi.

Açlık grevi eylemine tecridin kaldırılması talebiyle başladığını anımsatan Güven, “Tecrit kalkmadığı sürece başka sorunları konuşamayız. Dolayısıyla bir an önce tecridin kalkması gerekiyor. Sizin gibi geçmişten bu yana taviz vermeyen kurum, kuruluş ve partilerin dayanışması ile bu eylemi büyüttüler. Bugün biz buradayız ama yarın başka arkadaşlarımız bu direnişi gösterecektir. Önemli olan etrafında geliştirilen çember ve dayanışmadır. O açıdan ben dayanışmayı çok önemsiyorum” diye konuştu.

Her şeyi düşünerek başladım

 “Biz başaracağız” diyerek açlık grevi eylemlerinin başarıya ulaşacağını vurgulayan Güven, şunları söyledi: “AKP-MHP iktidarı daha fazla sessiz kalamaz. Bizim kaybedecek bir şeyimiz yok. Biz zaten bedeli göze alarak başladık. Bu eyleme her şeyi düşünerek başladım. Bunun içerisinde ölüm de olabilir. Aslında bu eylemin beraberinde ölümsüzlük getireceğini biliyorum. Sizler bu dayanışmayı gösteriyorsanız, bu eylem çoktan amacına ulaştı.

Faşizmi başka nasıl anlatabilirdik ki; tecridin Türkiye’de geldiği boyutu anlatamazdık. İşte bu eylem onu da gözler önüne serdi. Zindanlarda çok ciddi hak ihlalleri var. Zindandaki direniş çok kıymetlidir. Bütün yasakçı politikaları arkadaşlarımız direnişleri ile boşa çıkardı. Bu eylemin başarıyla sonuçlanacağına inanıyorum.”

EHP Merkez Komitesi üyeleri Sibel Uzun ve Emre Öztürk de çıkışta basın açıklaması yaptı. Öcalan üzerindeki tecride karşı sürdürülen açlık grevlerini barış için önemli adım olarak değerlendiren EHP’li Sibel Uzun, talebin haklı ve meşru olduğunu söyledi. Açlık grevi eylemlerinin anayasal hak ve sorumluluk olduğunu dile getiren Uzun, “Açlık grevi eylemlerine destek olmak amacıyla yapılan eylemlere saldırıları kınıyoruz. Leyla Güven ve açlık grevinde bulunan bütün tutukluların taleplerinin karşılanması için mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi.

Feminist kadınlardan ziyaret

   

Türkiyeli feminist kadınlar, Güven’i evinde ziyaret etti. Güven, kadınların ziyaretinden büyük moral aldığını söyledi.

 Türkiye’nin dört bir yanından kadınlar Güven’in direnişini sahiplenmek için Amed’e gelerek evinde ziyaret ediyor. Dün de İstanbul’dan feminist kadınlar ziyaretine geldi. Güven dinlendiği için önce kızı Sabiha Temizkan ile sohbet eden kadınlar, “Çok güçlü duruyorsun ve annenin direnişini bize çok güzel yansıtıyorsun, hissettiriyorsun” dedi.

Beni yaşatan dayanışmadır

 Güven, daha sonra odasına geçen kadınları, “Hoş geldiniz kadınlar, çok mutlu oldum” sözleriyle karşıladı. “Beni ayakta tutan ve hala yaşatan var olan bu direniş ve kadınların sahiplenişidir” diyen Güven, kadınların mücadelede önemli bir paydaya sahip olduğunu belirtti. Güven, yorgun ve kısık sesiyle “Size sarılmayı çok istiyorum fakat maalesef sarılamıyorum, siz sarıldığımı hissedin” diyerek, kadınların birlikteliğinden ve dayanışmasından büyük güç aldığını kaydetti.

Herkese umut aşıladı

 Yorgun olması nedeniyle daha fazla konuşamayan Güven’e kadınlar da enerjileri ile moral vermeye çalıştı. Ayşegül Devecioğlu “Ağlayan Dağ, Susan Nehir” kitabını Güven için getirdiğini belirterek baş ucuna bıraktı. “Şu an sana sarılmak istiyorum, o kadar güzel görünüyorsun ki. Sen şu an hepimiz için grevdesin, biz seni görmekten büyük mutluluk duyduk” diyen Devecioğlu, direnişinin herkese umut aşıladığını ifade etti.

Bütün Türkiye tecrit altında

 Ayşe Derzan da “Senin de dediğin gibi bütün Türkiye tecrit altında aslında” dedi. Güven’in buna karşılık, “Şimdi bir de buraya geldin, suçun katlandı” demesi ise herkesi gülümsetti.

Güven’i daha fazla yormak istemeyen kadınlar, toplu bir fotoğraf çektirdikten sonra alkışlayarak evinden ayrıldı.

 
 

Demokrasiye sahip çıkıyorum

 

CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, 113 gündür açlık grevinde olan DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’i evinde ziyaret etti.

Tanrıkulu, Leyla Güven’i, dün akşam evinde ziyaret etti. Ziyaret sırasında Tanrıkulu’nun Güven’e, “Siz ve cezaevlerinde açlık grevinde olan tutuklular için endişeliyim. Umut ediyorum ki kimse bu süreçte zarar görmez” dediği aktarıldı.

Güven ise Tanrıkulu’na, yasal bir talebinin olduğunu ve bu talebi karşılanıncaya kadar açlık grevi eylemini sürdüreceğini vurguladı. Güven, konuşmasının devamında şunları söyledi: “Ama omuzlarımdaki sorumluluk çok ağır. Cezaevlerinde 300’ü aşkın tutuklu ile yurt dışında birçok arkadaşım da açlık grevinde, onların durumu da kritik aşamada. Tecrit sadece Sayın Öcalan’a değil tüm Türkiye’ye uygulanıyor. Açlık grevlerine dikkat çekmek için yürümek isteyen vekil arkadaşlarımın polis ablukası altındaki görüntüleri tecridin somut resmiydi. O yüzden bu tecride karşı çıkmak aslında Türkiye’nin demokrasisine sahip çıkmaktır.”

 
 

Prof. Gök: Leyla’yı anlatmalıyız

   

Prof. Dr. Fatma Gök, “Leyla’nın mücadelesinin ne anlama geldiğini, başkalarının da neler yaparak bu mücadeleye katılabileceğini hiç vakit kaybetmeden herkese anlatmamız lazım” dedi.

 Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nden emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Fatma Gök, tecrit ve buna karşı yapılan açlık grevlerine ilişkin konuştu. Tecridin insanlık dışı olduğunu belirten Gök, insanların cezaevinde olsa dahi temel haklarının olduğunu hatırlattı. İnsanın insan olmaktan gelen haklarının temel hukuk normlarına göre belirlendiğini vurgulayan Gök, bu durumu inkar etmenin insanlığa aykırı olduğunu söyledi.

Tecrit hepimize karşıdır

“Kaldı ki Kürt halkının önderi olarak kabul edilen bir insana böyle bir muamele yapmak, ağır tecrit altında tutmak, bütün Kürt halkına olduğu gibi bu topraklarda yaşayan hepimize karşı yapılmış sayılır” diyen Gök, tecridin devam ettirilmesinin aynı zamanda barış mücadelesine, insanların birlikte yaşama, birbirlerini anlamak için verdikleri mücadeleye de meydan okumak anlamına geldiğini kaydetti. Bundan dolayı tecridi tehlikeli bulduğunu ifade eden Gök, “Tüm bunların, bütün Türkiye halkına ve Ortadoğu’daki barış mücadelesine karşı yapıldığını düşünüyorum” diyerek tecridin kaldırılmasını istedi.

Herkes çaba göstermeli

 Güven’in bu topraklarda halkların barışması için açlık grevine başladığını belirten Gök, bunun çok anlamlı olduğunu ifade etti.  “Yaşamı savunabilmek için bazılarımızın bedenini ölüme yatırması herkesin üzerinde düşünmesi gereken bir durumdur” diyen Gök, şöyle devam etti: “Leyla’nın mücadelesinin ne anlama geldiğini, başkalarının da neler yaparak bu mücadeleye katılabileceğini hiç vakit kaybetmeden herkese anlatmamız lazım. Bu, hepimizin tecridi. Tekrardan barışı nasıl gündeme getirebiliriz, barışa nasıl döneriz, herkesin bunu düşünmesi lazım. Herkes yanında ve etrafında olan insanlara nasıl ulaşırım diye düşünmelidir.”

Kırılacak ama bedeli ağır

 Türkiye topraklarında yaşayan herkesin barışa nasıl susadığını çözüm sürecinde görüldüğünün altını çizen Gök, hiç vakit kaybetmeksizin tekrardan o sürece dönülmesi gerektiği çağrısı yaptı. Çözüm sürecinin nasıl bitirildiğinin tekrardan üzerinde durup düşünülmesi gereken bir durum olduğunu belirten Gök, şöyle konuştu: “İmralı heyetine karşı Türkiye toplumunda hiçbir reaksiyon olmadı. Çünkü artık herkes barışın gelmesini istiyordu. Nasıl oldu da bu tersine dönebildi? Bence tarihçilerin, sosyal bilimcilerin, sosyologların inceleyeceği bir alan olduğu gibi toplumsal mücadeleyi veren herkesin de oturup düşünmesi gerekir. Bu sürecin bitirilmesini tabi ki egemenler planladı ve bunda da başarılı oldular. Ama nasıl başarılı oldular, niye karşı çıkılamadı, niye durdurulamadı, neden tekrar savaşın içine çekildik? Hepimiz bunları en ince ayrıntısına kadar düşünmeliyiz. Karşımızda bulunan güç medyayı kontrol ediyor, yargıyı kontrol ediyor. Toplumsal alandaki bütün örgütlenmeleri bir şekilde susturmayı başarıyor. Bunlar kırılacaktır tabi ki; ama bunu bedeli ağır ödeniyor. Yani dünyanın hiçbir yerinde temel bir hak için bedenini ölüme yatırmak kabul edilmez, kabul edilmemelidir.”