DTK Eşsözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit, cezaevinde rehin tutulan DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’in, Öcalan üzerindeki tecride karşı başlattığı eylemiyle ilk adımı attığını belirterek, ”Şimdi hepimize düşen bu eylemi büyütmek, yaymak ve sonuç alıncaya kadar ısrar edip tecridi kırmaktır” dedi.
Rehin tutulan Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridi protesto etmek amacıyla 7 Kasım’da başlattığı süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemi, devam ediyor.
Güven’in başlattığı eylem, 12 Eylül 2012’de PKK ve PJAK’lı tutsakların Öcalan’ın sağlık, güvenlik ve özgürlük koşullarının sağlanması ile anadil önündeki engellerin kaldırılması için başlatılan süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemlerini hatırlattı. Cezaevlerinde yapılan eylemler sonucunda kardeşi Mehmet Öcalan, 17 Kasım 2012’de İmralı Adası’na giderek Öcalan ile görüşmüş ve açlık grevi eylemleri sonlandırılmıştı. Öcalan’ın ailesi ile yapılan görüşmenin ardından 3 Ocak 2013’te Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) heyeti, İmralı Adası’na ziyaret gerçekleştirmişti. İmralı’ya giden ilk heyette yer alan dönemin BDP Batman Milletvekili ve Özgür Kadın Hareketi (TJA) aktivisti Ayla Akat, Öcalan üzerindeki tecride ve Leyla Güven’in başlattığı süresiz dönüşümsüz açlık grevi eylemine ilişkin konuştu.
Siyasi heyet olarak 3 Ocak 2013’te İmralı’ya yaptıkları ziyaretin, Türkiye’de savaş sürecinin yaşandığını, 67 gün süren ve ölüm orucuna dönüşmesi konuşulan açlık grevlerinin yapıldığını hatırlatan Ayla Akat, şunları söyledi: ”O görüşmenin bir getirisi olarak Newroz’a bir deklarasyon söz konusu oldu. Daha sonrasında geri çekilme süreci yaşandı. Konu edilen Sayın Öcalan ile yapılan görüşmeler, yeni değil. 1993’te başlamıştı, 2013’te biz gittik, 20 yıldır devam eden görüşmelerdi. Sayın Öcalan da bunu devletin heyetine ifade etti. Önemli olan o görüşmelerin arkasına bir siyasi irade koyabilmekti. Açıkçası bu siyasi irade konulmadı ve yeniden çatışmalı bir savaş süreci başladı.”
Tecrit hep vardı
Öcalan ile 5 Nisan 2015’te görüşmelerin sonlandırıldığını dile getiren Akat, o günden beri tecrit sisteminin ağırlaştığına dikkat çekti. Akat, “Ama temel soru şu; o tecrit hiç bitmemişti. Bu sürece yanılgılı yaklaşmamak lazım. İmralı Cezaevi’nde 6 metrekarelik hücre değiştirildi ama orada bir sekretarya kurulmadı, İmralı Cezaevi diyalog ve müzakerenin gerçekleştirileceği bir mekan haline getirilmedi. Bunu görmek lazım. Hiç kırılmayan aralıksız devam eden bir tecrit süreci var” dedi.
Bir halk boğuluyor
Akat, süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde olan DTK Eşbaşkanı Leyla Güven ile önceki gün bir görüşme yaptığını belirterek, şunları söyledi: ”Leyla Güven, İmralı Cezaevi’nde yaşanan tecridin esasta bir halkın da beraberinde boğulduğunu ifade etti. ‘Boğuluyorum’ dedi. Bir etkisizlik, bir eylemi ortaya koyamamaktan, bu tecridi bitirecek bir eylemi ortaya koyamamaktan doğan rahatsızlık ve doğru bir eylemle sürece cevap olabilme iradesini gösterdiğini ifade etti. Tabi ki biz bu irade karşısında kendisine saygı duyuyoruz. Çünkü, bunu devlet de biliyor, bizler de biliyoruz. Leyla Güven’in rahatsızlıkları ve yaşı, böyle bir eylem cezaevlerinde planlansa bile içerisinde yer almasına engeldir. Ama Leyla Güven, buna rağmen 3 aydır devam eden bir yoğunlaşmasının olduğunu ve bunu bu eylemle açığa çıkardığını ifade etti. Elbette saygı duyuyoruz. Eşbaşkanımız Pervin Buldan’ın dediği gibi bunu bir eleştiri olarak da görüyoruz. Fakat sürecin etkileyenleri sadece ülke içindekiler değildir, ülkenin dışında küresel güçlerin de dahil olduğu bir süreç vardır. Büyük resmi görüp, o resmin gereği siyasi iradeyi, pratiği, eylemliği, bu eylemliğinin sonuç alınabilir bir şekle dönüşmesini örgütlemek de bizim Leyla Güven’e, cezaevlerindeki açlık grevindeki süreci içerisine bugüne kadar dahil olmuş veya olacak arkadaşlara karşı sorumluluğumuzdur.”
Güven’in tek talebi var
Güven’in Türkiye’de demokrasi mücadelesinin en önemli kurumlarından birisi olan DTK’nin Eşbaşkanı olduğunu anımsatan Akat, “Leyla Güven, tecridin bir kişiye uygulanmaktan çok bir halka uygulanır hale geldiğini ve toplumsal barışı tehdit ettiğini ortaya koymuştur. Leyla Güven’in tek bir talebi vardır. O da İmralı Cezaevi’ndeki tecridin sonlandırılmasıdır” dedi.
İktidarı çözüme zorlamak gibi temel bir sorumluluklarının olduğuna vurgu yapan Akat, “Çözüme zorlamanın da ilk adımı, İmralı Cezaevi’ndeki tecrit koşullarının kaldırılmasından geçiyor. Bu tecridin kaldırılması, avukatların ya da bir siyasi heyetin tekrar İmralı Cezaevi’ne gitmesidir” diye konuştu.
Çok güçlü eylemler
Çok güçlü eylemlerin ortaya konulması gerektiğini kaydeden Leyla Akat, şunları ifade etti: ”Tabi ki kadın hareketi olarak kendimizi de bu sorumluluk altında görüyoruz. Bu çerçevede de tartışmalarımız, yoğunlaşmalarımız söz konusudur. Halkımızın bu süreç karşısındaki beklentileri nettir. Bütün çözüm odaklarımız, bileşenlerimiz ve örgütlü yapılarımız bu gerçekliğin farkındadır.”
Hepimizin talebidir
Eylemi sahiplendiklerini belirten Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eşsözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit, Güven’in eyleminin çok insani, vicdani ve ahlaki bir tutumun ifadesi olduğunu söyledi. Koçyiğit, ”Sayın Öcalan’a dönük tecridin kırılması, derhal bir görüşmenin gerçekleştirilmesi ve bütün haklarından yararlanabilmesi için adım atılması hepimizin talebidir. Bugün için bu talebin siyasi gerekçeler ile engellendiğini ve bunun Kürt sorununun barışçı çözümünden dümeni savaşa kıran AKP politikalarının sonucu olduğunu biliyoruz. Bu tecrit sadece Sayın Öcalan’a değil, demokrasi ve barışa uygulanmaktadır” dedi.
Güven ilk adımı attı
“Bu ülkede bir kişi eğer mutlak tecrit altındaysa orda her birimizin başta yaşam hakkı olmak üzere her hakkı askıdadır, hatta yoktur” diyen Koçyiğit, şöyle devam etti: “Bunun için tecride itiraz özünde açık hava cezaevine dönen bütün hukuksuzlukların kaynağına itirazdır. Bu kaynak ortadan kalkmadıkça Türkiye’de eşitlik, özgürlük ve demokrasi mücadelesinde milim ilerleme şansımız yoktur. Türkiye’de faşizme itiraz buradan geçiyor. En haklı, hukuki, insani talep için eylem yapmak zorunda olmamız bu faşizmin çıplak resmini bizlere göstermektedir. Tecrit işkencedir, insanlık suçudur, zamana yayılmış bir cinayettir. Bu cinayet tıpkı ‘Kırmızı Pazartesi ‘kitabında olduğu gibi hepimizin gözünün önünde işleniyor. Buna sessiz kalamayacağımız ortadadır. Leyla Güven bu eylemi ile ilk adımı atmıştır. Şimdi hepimize düşen bu eylemin sesini büyütmek, yaymak ve sonuç alıncaya kadar ısrar edip tecritti kırmaktır. Ancak o zaman bu tecrit ile yaşanan savaş ve siyasi soykırım yaklaşımına yanıt oluşturmuş olacağız. Demokrasi, barış ve özgürlüğe kapı aralamış olabileceğiz.”