
KCK Yürütme Konseyi Üyesi Cemil Bayık, dün akşam Nuçe TV’de yayınlanan özel programda Erdal Er’in sorularını yanıtladı.
Öcalan’ın yapmak istediklerinin yeteri kadar doğru anlaşıldığını düşünüyor musunuz?
Elbetteki doğru anlayanlar, anlamaya çalışanlar, doğru anlamayanlar var. Bir de kasıtlı anlayıp da çarpıtanlar var. Bunların hepsi yaşanıyor. Önder Apo siyaseti öyle gizli kapaklı yürütmüyor, açık yürütüyor. İçinde bulunduğu koşullar dikkate alındığında bunu fazlasıyla zorluyor. Siyaset tarzında açıklık ilkesini esas alıyor. Newroz’da da bu siyasi ilkeyi esas aldı. Sadece Amed’de milyonlara hitap etmedi, dünyaya hitap etti. Bunun için herkes anlamaya, yorumlamaya, bunun sonuçlarını kestirmeye çalışıyor. Buna göre kendini düzenlemek istiyor. İster karşıt olsun ister yandaş olsun herkes üzerinde duruyor anlamaya çalışıyor. Bu kendini başlattığı hamleyi aslında referanduma sunmadır. Sadece Kürtlere değil, dünyaya sunuyor; Kürt sorununun demokratik siyasal çözümünü istiyor musunuz? Kürdistan’da, Türkiye’de, Ortadoğu’da özgürlük ve demokrasi sorunlarının çözümünü istiyor musunuz? Bunun referandumudur ve buna evet denmiştir. Bunun böyle anlaşılması gerekiyor.
Birtakım çevreler Sayın Öcalan’ın açıklamasından sonra PKK, AKP ile anlaşıp Alevileri dışarda bırakıyor yorumlarından bulundu...
Bunu daha çok özel savaş merkezi ile bir de çeşitli halklardan, inançlardan egemen sınıfa mensup olan kesimler geliştiriyor. Dikkat edilirse yıllardır Türk devletinin Kürtlere ve PKK’ye karşı geliştirdiği bir strateji var. Neydi o strateji? Kürtlerin yürüttüğü mücadeleyi Kürdistan ile sınırlı tutma, PKK’yi ve Kürt halkını izole etme, PKK’yi Kürdistan’a, hatta mücadeleyi dağa hapsetme. Bu, muhalefetin PKK ve Kürtlerle ilişkiye geçmemesi, birleşmemesi güç haline gelmemesi gerekiyor. İşte PKK yıllarca uygulanan bu stratejiye önemli ölçüde darbe vurdu. Özellikle Zap direnişinden sonra bu süreç gelişti. Daha sonra seçimler oldu. Bu seçimlerle hem Kürdistan’da hem Türkiye kesiminde bir blok oluşturuldu, bu blok meclise taşındı. Bu strateji büyük yara aldı. Demokrasi güçlerinde, sosyalist kesimde ezilenlerde PKK ve Kürtlere bakış açısı değişti. PKK ve Kürtler ile ilişkilenme dayanışma gelişti. Rejim ve egemenler bundan ürktü. Bunun için bu stratejiyi yeniden canlandırmak istediler. Önderliğin bazı açıklamalarını çarpıtmalarının nedeni bu. Bununla PKK ve Kürtleri bu güçlerden uzaklaştırmayı amaçlıyorlar.
Gerilla nasıl geri çekilecek? Sayın Öcalan bu sürecin gelişebilmesi için parlamentoyu işaret etti. Hükümet de hayır, muhatap biziz, diyor. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
Önderliğin geliştirdiği hamlede bu çağrıda mesele sadece ateşkes, gerillanın Kuzey’den Güney’e çekilmesi meselesi değil. Ama bazı çevreler bunu çarpıtmaya çalışıyor, sadece bu eksende tartışma yürütüyorlar. PKK ateşkes yapıyor, geri çekiliyor, boşaltıyor, mesele bitiyor biçiminde ele alınıyor. Oysa mesele bu değil. Ateşkes, gerillanın geri çekilmesi tamamen Kürt sorununun demokratik siyasal çözümünün bir parçası olarak geliştiriliyor. Buna hizmet ederse bir anlamı olacaktır. Bunun da koşulları var. Bunların koşulları yaratılmadan geliştirilmeden geri çekilme de öyle olmaz. Tartışmanın çok yüzeysel bir iki şeye sıkıştırılması kabul edilemez. Tartışmalar çarpıtılıyor, derinlikli kapsamlı yapılmıyor. Sorun nasıl çözülecek, Türkiye’de demokratikleşme nasıl gerçekleşecek, Ortadoğu’da nasıl gelişecek. Bunlar tartışılmıyor. Mesele sanki sadece ateşkes ve gerillanın geri çekilmesiyle çözülecekmiş gibi bir hava yaratılıyor. Böylesi tartışmalara itibar edilmemeli. Bu tartışmaları yürütenlerin de ciddi ve sorumlu davranması gereklidir. Tartışmayı doğru yürütmeleri, kamuoyunu doğru yönlendirmeleri ve bilinçlendirilmeleri gerekiyor.
Bir kere geri çekilmenin olması için bunun yasal zemininin hazırlanması gerekiyor. Yasal zemini hazırlanmadan bunun tedbirleri geliştirilmeden gerilla geri çekilemez. Çünkü geçmişte bu deneyimi yaşadık. Gerilla geri çekilirken yüzlerce şehit verildi, yaralananlar, esir düşenler oldu. Böyle bir pratik ortada iken kalkıp da geri çekilmenin yasal tedbirleri yoktur sadece idari tedbirlerle bu iş başarılabilir demek yanlıştır, tehlikelidir. Erdoğan ve bazı hükümet, AKP çevreleri diyor ki bu bir hükümet meselesidir, Meclis meselesi değil onun için yasalarda değişiklik, yasal güvenceler gerekmiyor. Bu aslında sorunu çözmemede direnmedir, adeta alay etmedir. Ciddi olmaları lazım. Gerilla yasal güvenceyi görmeden tek bir adım geri atamaz. Meclis’in karar alması, çağrıda bulunması gerekiyor.
Yine Meclis’te bir komisyonun oluşması gerekiyor. Bu yasal tedbirler alınırsa, bir de bununla birlikte akil insanlardan bir heyet de oluşursa o zaman çözümde samimi oldukları ortaya çıkar. O zaman geri çekilme işlemi başlar. Geri çekilmede sadece Türk devletinin alacağı tedbirler yoktur. Bizim de alacağımız tedbirler vardır. Çünkü 1999’daki geri çekilmede yaşadığımız sorunlar vardı. İster Türk devletinden ister başka güçlerden kaynaklansın sorunlar ortaya çıktı. Biz bunları yaşadık, bir daha yaşamak istemiyoruz. Geri çekilme ancak bu şekilde gerçekleşir. Yoksa sorunun çözümüne hizmet etmezse, onun bir parçası olmazsa. Sadece bazı tedbirlerin alınması da yeterli olmaz. Bu sürecin sorunun çözümünün bir adımı olarak ele alınması gerekiyor. Bunun yasal zemine kavuşturulması, pratik tedbirlerinin alınması gerekiyor.
Yani siz geri çekilmeye hazırsınız, parlamentonun adım atmasını bekliyorsunuz?
Biz zaten kamuoyuna Önderliğimizin başlattığı hamleyi desteklediğimizi, bunun içinde olduğumuzu duyurduk. Destekliyoruz, içindeyiz ama parlamento eğer yasal tedbirlerini, kanunlarını geliştirirse, bu temelde pratik adımlarını geliştirirse geri çekilme başlatılır. Bu da koşul değildir, olması gerekendir.
Türkiye’de yasalara göre Türk ordusuna verilen talimatlar, emirler var. Şimdi hangi yasa değişti ki Türk ordusu gerilla çekilirken saldırmasın. Türk ordusu bu yasalara göre hareket eder. Yasalarda herhangi bir değişiklik olmadı parlamento herhangi bir değişiklik yapmadı tedbir almadı ki gerilla geri çekilsin. Erdoğan o açıklamayı yapabilir ama yarın ordu saldırabilir, bunun hiçbir güvencesi yok. Yarın böyle bir saldırı gelişse hiç kimse bunun hesabını soramaz. Ordu der ki, bana yasa ile tanınan görevler var, ben görevlerimi yerine getiriyorum! Bu kadar nettir. Yani geri çekilmede de saldırıya uğrayabilir, hadi orda olmadı Güney’de de saldırıya uğrayabilir. Onun için ısrarla bu tedbirlerin alınması gerektiğini söylüyorum.
Akil insanlar meselesi de gündemde. Sanki hükümet kendisine bağlı bir takım insanlar tayin edecek, sizin göreviniz bunlardır, size alın şu kadar da bütçe bu meseleyi halledin diyor…
Bu kesinlikle yanlıştır. Eğer akil insanlar grubu AKP tarafından oluşturulursa bu akil insanlar olmaz. Bu AKP’nin oluşturduğu bir grup olur daha çok da AKP politikalarına göre olur. Böyle bir grubu da kimse onaylamaz. Çünkü tarafsız olmaz, bağımsız olmaz. Akil insanların bağımsız olması gerekiyor. Şu veya bu partinin, şu veya bu gücün oluşturduğu bir grup olamaz. Herkesin benimseyeceği, kabul edeceği, herkesin üzerinde etkili olabilecek başından sonuna kadar bütün aşamalarda hakemlik rolü oynayabilecek, yanlış yapanın karşısında duracak, düzeltecek bir grubun oluşturulması gerekiyor. Bunların hem bize hem devlete karşı hakemlik görevi yapması gerekiyor. Eğer biz yanlış adımlar atarsak bize karşı durması onun düzeltilmesini istemesi gerekiyor. Türk devleti yanlış adımlar atarsa onlara karşı durması gerekiyor, onları doğru tutuma çekmesi gerekiyor. Akil insanlar içinde toplumun her kesiminden temsil olabilmeli. Halklardan, inançlardan, sosyal kesimlerden, toplum nezdinde etkili olan, herkesin dikkate alacağı, güvenebileceği kişilerden oluşması gerekiyor. Bana göre kadınların daha fazla yer alması gerekiyor. Çünkü kadınlar barıştan, adaletten yanadır. Savaşa, zulme karşıdır, insancıldır. Eğer onlara daha ağırlıklı yer verilirse bu süreç daha sağlıklı işleyebilir.
Hükümetin dillini nasıl buluyorsunuz?
Türk devleti aslında özel savaş rejimi üzerinde oluşan bir devlet. Onun için sürekli düşman üretir, sürekli savaş içerisinde olan bir devlettir. Böyle olmazsa bu devlet kendisini yürütemez, çöker. Kürtlere karşı öyle bir düşmanlık geliştirilmiş ki toplum artık çığırından çıkmış zehirlenmiş. Artık her şeye karşı şiddet uygular hale gelmiş. Şimdi böyle bir toplumun dillini düzeltmek, yöntemini üslubunu barışçıl bir yönteme çekmek kolay değil. Bunu geliştiren iktidardır devlettir, bunu düzeltecek olan da devlettir. Şimdi madem ki değişim olacak Türkiye’de, siyasette toplumda devlette demokratikleşme olacak; o zaman bu özel savaş rejimi üzerine oturtulan devletin artık kendisini değiştirmesi gerekiyor. Hala dikkat edilirse terörizm, terörist, teröristbaşı gibi ifadeler kullanılıyor. Toplumun şovenist damarlarına basıyorlar.
Şöyle davranın, böyle davranın, şundan vazgeçin, toplumun hassasiyetleri var deniliyor. Peki, sizin hassasiyetleriniz yok mu?
Şimdi zaten psikolojik denen şey de budur. Baskıyla istediği sonucu elde etmek istiyor. AKP kendi çözüm anlayışını PKK ve Kürtlere kabul ettirmek istiyor. Şimdi çözüm amacı olan biri tehditlerle çözümü gerçekleştirebilir mi? Zaten 80 yıldır bu yapılıyor, son 30 yıldır bu yapılıyor zaten. Bu yöntemle sonuç alınsaydı şimdiye kadar alınırdı. Demek ki çözüm böyle tek taraflı dayatmalarla gelişmez. Çözüm diyalog ile müzakere ile karşılıklı anlaşma ile olur. Biz ne verirsek ona razı olacaksınız. Hani Türkiye’de meşhurdur ya ‘eğer komünizm gelecekse onu da biz getiririz’ deniliyordu. Şimdi de Kürt sorunu çözülecekse onu da biz yaparız deniyor. Şimdi burada demokrasi var mıdır?
Hep Türklerin hassasiyetlerinden bahsediliyor. Sanki Kürtlerin hassasiyetleri yokmuş gibi davranılıyor. Bu aslında Kürtleri bir halk olarak görmemekten, egemen zihniyetle yaklaşımdan kaynaklanıyor. Egemenlerin hassasiyetleri olur ama ezilenlerin de hassasiyetleri vardır. En çok da ezilenlerin hassasiyetleri vardır onların gözetilmesi gerekiyor. Eğer gerçekten Türkiye yönetimi Kürt sorununu adalet, kardeşlik, eşitlik temelinde çözmek istiyorsa o zaman Kürtlerin de hassasiyetlerini göz önünde bulundurması gerekiyor. Halan Kürt halkına ve önderliğine hakaretlerde bulunuyor. Peki, bu egemen ulusların ezilen uluslara yaklaşımı değil midir? Bu sömürgeci bir mantık değil midir? Bu mantıkla hangi çözümü gerçekleştirecekler. Eğer çözüm istiyorlarsa o zaman Kürt halkını onun iradesini tanımaları, saygılı olmaları gerekiyor, çözüm isteyen bunu esas alır.
Türkiye cephesinde kendine aydınım, yazarım, siyasetçiyim, akademisyenim diyen bir takım çevreler her gün televizyon kanallarında gezerek, hatta bunların içinde Kürtler de var, Kürtlere akıl veriyorlar. Bu da egemenliğin bir parçası değil mi?
Biz bugünlere mücadele ile ulaştık. Çok büyük savaştık ve direndik. Çok büyük acılar zorluklar yaşadık. Çok büyük bedeller ödedik. Çok büyük değerler yarattık. Bunun sonucunda özgürlüğü hak eden bir halk haline geldik. Kimse bize bir şey bağışlamıyor. Biz de kimseden herhangi bir şey istemiyoruz. Biz mücadelemizle bugünlere geldik bugünleri yarattık. Bunun herkesçe böyle bilinmesi gerekir. Bu mücadele olmasaydı, bugün Kürtler diye bir şey kalmayacaktı. Türkiye Kürtleri asimile etmiş olacaktı. Kültürel soykırımı asimilasyonu tamamlamış olacaktı. Bunu her vicdan sahibi olan insan teslim eder. Ancak vicdanını kaybedenler bu gerçeği çarpıtabilir. Biz büyük bir mücadele ile kendimizi küllerimizden yarattık. Bir cenaze durumundan bugün iradeli ve özgürlük tutkunu olan bir halk durumuna geldik. Her şart altında özgürlük için mücadele eden bir düzeyi kazandık. Buna herkesin saygılı olması gerekiyor. Kalkıp televizyon televizyon dolaşıyorlar, konuşuyorlar veya gazetelerde yazıyorlar ayıptır.
İnsan biraz vicdanlı olur. Bir de kendilerine aydın diyorlar. Topluma öncülük yaptıklarını söylüyorlar. Yalanla çarpıtmayla saptırmayla aydınlık görevleri yerine getirilemez. Öncülük görevleri yerine getirilemez. Kürtlere kalkıp akıl vermeleri değil tam tersine, kendilerinin biraz akılı olmaları gerekiyor. Biraz düşünmeleri gerekiyor. Kürtlerin bu anlamda akla falan ihtiyaçları yoktur. Kürtler dayanışmaya hazırdır. Herkesi dinlemeye hazırdır. Herkesle düşünce paylaşmaya hazırdır. Maddi manevi değerleri paylaşmaya hazırdır. Herkesi dinlemeye anlamaya hazırdır ama öyle Kürtlere işte böyle yapın, şöyle yapın, böyle yaparsanız doğru yapmış olursunuz. İşte size bir takım şeyler veriliyor, bunun değerini bilin, farkında değilsiniz yoksa bunları kaybedersiniz gibi yaklaşımlar ukalaca yaklaşımlardır. Bu hakarettir Kürtlere. 40 yıldır mücadele ile kendini yaratan bir halk var ortada ve bütün baskılara tehditlere, şantajlara katliam ve linçlere rağmen özgürlükte direnen geri adım atmayan bir halktır ve herkese ruh da veren bir halktır. Bu üsluplarını değiştirmeleri gerekir. Akıl vermekten artık vazgeçmeleri gerekir. Bu bir egemen mantıktır. Sömürgeci bir mantıktır.
Sayın Öcalan’ın koşulları söz konusu olduğunda tam da bu çevreler ‘Öcalan bu süreci kendisi için istiyor’ gibi yorumlarda bulunuyorlar. Yani Öcalan ile müzakereler yürütülüyor ancak koşullar eşit değil. Burada da bir adaletsizlik fazlasıyla var.
Sadece adaletsizlik yok. Saptırma çarpıtmalar da var. Deniliyor ki, PKK Önder Apo’nun özgürlüğü dışında bir şey düşünmüyor. Kürt sorunun çözümünü gündemine almıyor. Gündemde sadece kişi var. Önderliği bir kişi durumuna getirmeye çalışıyorlar. Bu bir saptırma çarpıtmadır. Şimdi Kürtler kadar Önderliğin ne demek olduğunu bilen bir halk yoktur sanırım. Yok olma durumundan halkı çıkaran bu halkın Önderliğidir. Kürdistan’daki baş aşağı gidişi de durduran Önderliktir. Bu halkı ayağa kaldıran bu Önderliktir. Bu halka her şeyini veren bu Önderliktir. Bu halk bunu çok iyi anlamıştır. Bunun için, sokaklarda ne diyor? “Önderliksiz yaşam olmaz” diyor. “PKK halktır halk da biziz”, diyor.
Kişi olmaktan çoktan çıkmış, toplumla bütünleşmiş bir Önderliktir. Eğer bir halk özgür olmak istiyorsa, Önderliğini özgürleştirmek zorundadır. Onun için Kürt toplumu Önder Apo’nun özgürlüğünü gündemine alıyor. Onlar, PKK Kürtler kendi sorunlarının çözümü değil de, sadece bir kişinin özgürlüğünü gündemine koyuyor dediklerinde, buna büyük bir öfke duyuyorlar. Ve bu öfkeyi, daha çok bilince ve örgütlenmeye mücadeleye dönüştürüyorlar. Bunun da herkes tarafından bilinmesi gerekir.
Ne yapılması gerekiyor, Sayın Öcalan’ın koşulları ile ilgili?
Burada yapılması gereken, Önderliğin özgürleştirilmesidir. Şimdi çözümden bahsediliyor. Çözüm iki tarafın eşit şartlarda oturmasıyla müzakere yapmasıyla mümkündür. Şimdi Türk devleti bir sürü danışmanıyla kurumlarıyla çalışıyor, değerlendiriyor, ona göre politika belirliyor, ona göre diyalog işte eğer gelişirse müzakere geliştirecek. Ama diğer taraftan, Önder Apo dört duvar arasında sadece bir BDP heyeti gidip gelebiliyor, o da arasında aylarca zaman geçiyor, birkaç saat tartışabiliyor o kadar.
Gidecekleri bile hükümetin kendisi belirliyor. Şimdi bu koşullar, eşit koşullar mıdır? Diyalog geliştiren, çözüm müzakere geliştirmek isteyen çevreler bunu eşit koşullarda yapar. Bir tarafın koşulları çok mükemmel, diğer taraftan Önder Apo’nun hiçbir olanağı yok. Hiçbir şeyi tartışamıyor. Ne danışmanı, ne tartışacağı insanlar var. Tek başına düşünecek karar verecek. Bu ne kadar demokratiktir. Çok demokratik olduklarını Türkiye’de ileri demokrasiyi geliştirdiklerini, Kürt sorununu çözeceklerini söylüyorlar. Ne sorunlar böyle çözülebilir. Ne de demokrasi böyle gelişebilir. Demokrasi bir tarafın tartışarak koşullarını diğer tarafa kabul ettirmesi değildir. Eğer demokratik çözüm olacaksa, demokratik siyaset, kendini özgürce ifade etme gelişecekse bu şartların eşit ve adaletli olmasını gerektirir. Önder Apo’nun sadece BDP heyeti ile değil herkes ile görüşmesi gerekiyor.
Sizinle görüşmesi de gerekmiyor mu?
Bizimle görüşmesi gerekiyor. BDP ile, Türkiye’deki sosyalistlerle, demokrasi çevreleriyle, Alevilerle Ermenilerle, ezilen kesimlerle, kadınlarla, toplumun birçok kesimi var. Bunların demokrasi ve özgürlük sorunları var. Kendini örgütleme, ifade etme sorunları var. Önder Apo’nun bunların hepsi ile tartışması, düşüncelerini, önerilerini alması bunlarla birlikte karara varması gerekiyor.
Geri çekilme sürecinde Sayın Öcalan’ın gerilla güçlerini ikna etmesi gibi tartışmalar var…
Evet, sadece bizim güçlerimizi ikna etme sorunu yoktur. Türkiye’deki demokrasi güçlerini ezilen kesimleri de ikna etmesi gerekiyor. Bu konuda çeşitli kesimlerin endişeleri var. Bunların giderilmesi gerekiyor. Türkiye’deki demokrasi sorunlarının birlikte tartışılması, bu sorunlara çözüm üretilmesi, bunun koşullarının birlikte sağlanması gerekiyor. Türkiye’nin demokratikleştirilmesi sorunu çözülmek, bu temelde yeni bir anayasa geliştirilmek isteniyor. Şimdi bu sadece PKK gerillaları ile tartışılarak çözülecek bir mesele değildir.
Süreç başladı ve sorun çözüldü gibi bir algı var…
Şu gaflettir; “İşte ateşkes ilan edildi güçler de geri çekilecek her şey bitiyor sorun çözülüyor. Hiçbir tehlike yok ortada.” Bu, yenilgiye, başarısızlığa, katliamlara götürür. Bunun tam tersi hareket etmek de aynı sonuçlara yol açar. “Güvenilemez, karşıdaki güçlerin çözüm politikaları yok. İşin içinde oyunlar tehlikeler var, bu adımları atmamak gerekir” biçimindeki bir yaklaşım da çok tehlikelidir. İkisi de yanlış ve tehlikelidir. Onun için doğru anlaşılması ve bu hamlenin bize yüklediği görev ve sorumlulukların doğru anlaşılması, zamanında başarı ile yerine getirilmesi gerekiyor. O zaman bu hamle sonuç yaratır. Özellikle kadrolar açısından ideolojinin çok iyi kavranması gerekiyor. İdeolojide derinleşme sağlanmalı. Yeniden yeniden kendisini yaratma esas alınmalı. Bu temelde düşüncede yoğunlaşma yaratıcılık geliştirilmeli. İdeoloji ve düşünce demokratik siyasete uygulanmalı. Demokratik siyasetin de daha çok demokratik bir toplumu yaratma biçiminde geliştirilmesi gerekiyor.
Esas görev ve sorumluluklar bu hamlenin ilan edilmesiyle birlikte ortaya çıktı. Bunu herkesin bilmesi lazım. Bu süreç öyle kolay gelişmeyecek. Bedelsiz gelişmeyecek, birçok zorlukları olacak. Sabote edicileri, kafa karıştırıcıları, başarısızlığa uğratmak için çalışanları olacak. Öyle kolay gelişmeyecek. İçinde birçok tehlike, zorluk var. Ama bunlara rağmen, bunları gidermek için sonuç alınması gerekiyor. Onun için yürek ve beyinlerin ayağa kaldırılması gerekiyor. Herkesin görev ve sorumluklarını zamanında ve başarıyla yerine getirmesi gerekiyor. Rahat gelişmeyecek bu süreç. Kimse rehavete kapılmamalı. Öyle kuru endişelerle hareket etmeye de gerek yok. Biliyorum toplumda da birçok çevrede de endişeler var bu sürecin başarıya gitmeyeceğine dair, hatta tehlikeli sonuçlar yaratacağına dair. Sadece Kürtler ve PKK açısından değil, diğer parçalar açısından Türkiye’deki Aleviler, Ermeniler, sosyalistler, demokrasi çevreleri açısından da tehlikeli sonuçların doğabileceği endişeleri var.
Mademki endişeler, tehlikeler var. O zaman bunları nasıl giderebilir, ortadan kaldırabiliriz. Tehlikeleri nasıl zafere çevirebiliriz. Bunun esas alınması, siyasetin bu tarzda yapılması gerekiyor. Demokratik siyasetle bunların aşılması gerekiyor. Bunun için Önder Apo herkesi bu temelde görev ve sorumluluklarını yerine getirmeye çağırdı.
ANF/HABER MERKEZİ