DTK Eşbaşkanı Leyla Güven, Avrupa Konseyi’ne (AK) bağlı İşkence ve Kötü Muamelenin Önlemesi Komitesi (CPT) ve Avrupa Parlamentosu’na (AP) birer mektup gönderdi. Güven, iki kurumun acilen gerekli girişimlerde bulunmalarını ve yapıcı rol oynamalarını talep etti.
DTK Eşbaşkanı Leyla Güven, CPT Başkanı Dr. Mykola Gnatovsky ve Avrupa Parlamentosu Başkanı Antonio Tajani’ye mektup göndererek, kurumsal sorumluluklarını yerine getirmelerini istedi.
Türkiye’de demokratikleşmenin ve normalleşmenin önünde ciddi engellerle karşı karşıya olduklarını belirten DTK Eşbaşkanı Güven, “Bu engellerden en kritik olanı ise Kürt sorununun barışçıl yollardan çözümünde kilit rol oynamış ve bundan sonra da aynı rolü üstlenebilecek kişi olan Sayın Abdullah Öcalan üzerinde İmralı Cezaevi’nde yıllardır devam eden tecrit uygulamasıdır” dedi.
Diktatörlükten farkı yok
Türk hükümetinin, Öcalan üzerinde kurduğu yasa dışı ve evrensel hukuka aykırı tecrit işkencesini aslında Türkiye siyasal sistemin geneline yaydığını ve bu nedenle demokratik siyaset zemini son derece kısıtladığını belirten Güven, şöyle devam etti: “Diktatörlükten hiçbir farkı olmayan; kendi anayasasına ve AİHM kararlarına bile saygı duymayarak keyfi bir idare oluşturmaktan çekinmeyen Türk hükümetinin karşısında bir Kürt, bir kadın ve 6 milyon oy almış Türkiye’deki en büyük üçüncü partinin iradesini temsil eden bir siyasetçi olarak 1 yıl boyunca cezaevinde tutuldum.”
Açlık grevini sürdüreceğim
Öcalan üzerinde tecridin kaldırılması ve işkence sistemine son verilmesi amacıyla cezaevinde 8 Kasım’da başlattığı açlık grevinin 79. gününde, 25 Ocak 2019’da tahliye edildiğini hatırlatan Güven, “Öcalan üzerinde tecridin kaldırılarak en temel hak olan avukatlarıyla ve ailesiyle düzenli görüşme garantisi sağlanana kadar açlık grevimi sürdüreceğimi bilmenizi isterim” dedi.
Tecridin kaldırılması ayrıcalık değil
CPT’nin tecride yönelik ilke kararları ve son AKPM oturumlarında da onaylandığı üzere Öcalan’ın üzerindeki tecridin kaldırılmasının bir ayrıcalık değil, insan hakları ve hukukun üstünlüğü gibi temel ilkeleri savunmak ile doğrudan ilgili olduğunun altını çizen Güven, şunları ifade etti: “CPT olarak sizin de bu yukarıda bahsettiğim ilkeler çerçevesinde Türk hükümeti yetkilileri ile temas içinde olduğunuzu biliyorum ve kıymetli çabalarınızın farkındayım.
Şiddetle bastırma aracı
Başta İmralı Cezaevi olmak üzere Türkiye’nin genelini etkileyen cezaevleri yönetim modelinin Türk Hükümeti tarafından muhalefeti ve Kürt sorununu şiddet ile bastırma aracına dönüştürüldüğünü özellikle belirtmek istiyorum. Girdiğim süresiz-dönüşümsüz açlık grevi kişisel bir talep değildir. Cezaevlerinde 49’u kadın olmak üzere 281 kişinin, Türkiye dışında 18 kişinin dahil olduğu ve giderek yayılan meşru bir hakkı savunan meşru bir eylemdir.
Yapıcı katkıyı sağlayın
CPT’nin sahip olduğu yetki ve hakları etkin bir şekilde kullanarak devam eden gayri meşru İmralı tecridine karşı gerekli girişimleri hızlandıracağına inanıyorum ve Türkiye’de ve uluslararası kamuoyunda giderek artan duyarlılığa denk düşecek yapıcı katkıyı sağlamanızı ve kurumsal sorumluluğunuzu yerine getirmenizi bekliyorum.”
AP Başkanı’na da
DTK Eşbaşkanı Leyla Güven, Avrupa Parlamentosu Başkanı Antonio Tajani’ye gönderdiği mektupta da AB’yi oluşturan tüm kurumların Türkiye’ye müzakere sürecine dönülmesi konusunda ortaya koyduğu net tavrı önemli bulmakla birlikte bu tutumun sürekli gündeme taşınmasının Türkiye’de normalleşmeye olanak sağlayacağını söyledi.
Tecrit ve tecride karşı eylemi ile CPT ve AB ilkelerini hatırlatan Güven, “Bu ilkeler çerçevesinde AB üyeliğine aday bir ülke olan Türkiye’nin hem cezaevlerinde hem de toplumsal yaşamda uyguladığı izolasyon politikalarına karşı hassasiyet göstereceğinize olan inancım tamdır” dedi.
Süresiz açlık grevinin kişisel bir talep olmadığının altını çizen Güven, şöyle seslendi: “Avrupa Parlamentosu’ndan, başlatmış olduğum açlık grevi eylemine yönelik destek mesajları için şahsınızda, tüm dostlarımızı saygı ve sevgiyle selamlıyor, Türkiye’yi karanlık bir rejime dönüştüren tecrit sisteminin kaldırılması için şahsınızın ve kurumunuzun acilen gerekli girişimlerde bulunması için bir parlamenter olarak sizden ve Avrupa Parlamentosu’ndan yapıcı rolünüzü oynamanızı özellikle rica ediyorum.”
AMED
51’i kadın 281 tutsak
Leyla Güven’in 8 Kasım’da başlattığı ve onlarca cezaevine yayılan süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemi, 51’i kadın 281 tutuklu ile sürüyor. 16 Aralık’ta 10 cezaevinde başlayan ilk gruptaki 35 tutuklunun eylemi 47. gününde. DBP Eşbaşkanı Sebahat Tuncel ve HDP eski Milletvekili Selma Irmak’ın eylemi ise 17. gününe girdi. Leyla Güven’in 8 Kasım 2018’de başlattığı ve onlarca cezaevine yayılan süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemi yeni katılımlarla devam ediyor. Açlık grevinin 85. gününe girerken ve kısa bir süre önce tahliye olan Leyla Güven’in dışında farklı cezaevlerinde 51’i kadın toplam 281 tutuklu aynı taleple eylemi sürdürüyor. 16 Aralık’ta 10 cezaevinde başlayan 35 tutsağın olduğu ilk grubun eylemi 47, 17 Aralık’ta 3 cezaevinde başlayan 10 tutsağın eylemi 46, 26 Aralık’ta 13 cezaevinde başlayan 35 tutsağın eylemi de 37. gününde. 15 Ocak’tan bu yana süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde olan DBP Eşbaşkanı Sebahat Tuncel ve HDP eski Milletvekili Selma Irmak’ın eylemi de 17. gününe girdi.
HDP’li vekiler nöbet başlatıyor
HDP milletvekilleri, partinin genel merkezi tarafından çıkarılan program kapsamında tecrit ve açlık grevleri eylemleri için nöbet eylemi başlatıyor. Program kapsamında her gün 2 HDP’li milletvekilinin katılımıyla Leyla Güven için ziyaretlerin kabul edildiği Amed’de bulunan DTK binasında nöbet tutulacak. Bugün başlatılacak eyleme ise 6 milletvekili katılacak. Nöbet eyleminde cezaevlerinde açlık grevinde olan kişilerin hayat hikayeleri anlatılacak. Ayrıca Leyla Güven nöbet eylemine görüntülü olarak katılıp, mesajlarını paylaşacak.