Yüzde 10 seçim barajını devam ettirmek yalnız siyasi bir ahlaksızlık değil, aynı zamanda demokrasiye ya da “genel oy”a inançsızlıktır; “darbeciliktir”. Bir başka ifadeyle siz buna “sömürgeci-bölgesel darbecilik” de diyebilirsiniz.

AKP, Kürt halkının parlamento seçimlerinde halkın vereceği oylarla TBMM’de hakkaniyetli bir şekilde temsil edilmesinin “istikrarsızlık” yaratacağını söylüyor. Türkiye’de seçim barajının yüzde 10’dan aşağılara düşürülmesiyle, hatta sıfıra indirilmesiyle “koalisyonlara” yol açılacağı iddiası, bugünkü somut koşullarda tam bir palavradır.
BDP dışında hiçbir parti, böyle bir durumda iki üç milletvekilliği dışında her hangi bir başarı elde edemez. BBP’nin Sivas’tan, SP’nin Konya’dan çıkaracağı birkaç milletvekili ile TBMM’de dengeler değişmez. BDP’nin Meclis’e, şimdi olduğundan bir kat daha fazla bir güçle katılmasıyla ise, hiçbir şekilde “koalisyon” zorunluluğu doğmaz. Barajsız yapılacak bir seçimin sonucunda AKP yine Meclis’te çoğunluğu elde eder.
O halde “önlenmek” istenen “istikrarsızlık” ya da “koalisyonlara mecbur kalmak” değildir; Kürt halkının özgür iradesinin Meclis’te tastamam temsil edilmesidir.
Kürt halkının özgür iradesinin Meclis’te tastamam temsil edilmesini önlemek ne anlama gelir?
Birileri çıkıp, AKP’nin Meclis’te çoğunluğu elde etmesini önlemeye kalktığında bunun adı ne olacaksa, BDP’nin Meclis’te hak ettiği oranda temsilini önlemeye kalkışmanın da adı o olur. Darbedir bu.  
Ha “silah zoruyla”, ha “çoğunluk zoruyla” olsun, işin özü değişmez.
Askerin yapacağı yüzde 100’lük bir darbeyse, şimdi AKP’nin yaptığı yüzde 10’luk bir darbedir.
“Efendim, çalışsınlar onların da olsun” demek yüzde 10’luk darbenin en “kuvvetli” savunma argümanıdır. Akla yakın gibi görünen bu tez, “sömürgeci” utanmazlığının en büyük kanıtıdır.
Asıl olarak Kürtleri temsil eden ve Türklerin ezici çoğunluğu Türk milliyetçisi olduğu için, muhtemelen büyük bir kültür ihtilali yaşanana kadar hiçbir zaman onların desteğini alamayacak olan bir partinin “çalışıp da yüzde on barajını” geçmesi, olağanüstü engellerle karşı karşıyadır.
En büyük engel, tüm Kürt nüfusun azlığı değil, fakat Kürtlerin çoğunlukta olduğu illerin toplam seçmen sayısının sınırlılığıdır. Bu nüfusa ait seçmenin yüzde 70 ya da yüzde 80’inin oyunu alacak olan bir parti, Türkiye’de yüzde 10’luk seçim barajının altında kalır. Bu ne demektir?
Bu şu demektir: Kürtlerin çoğunlukta olduğu illerin toplamı, “asimilasyona ve sürgüne direnmiş“ olan Kürdistan demektir. Kürdistan’da ezici çoğunluğun oyunu alan bir partinin yüzde 10 barajının altında kalması ve TBMM’de temsil edilmemesi ise, Kürdistan halkının ulusal iradesini gasp etmek demektir. Bir halkın ulusal iradesini ha “askeri güçle”, ha “metropol meclisinin çoğunluğu” ile gasp etmişsin fark etmez. Bu ikisinin anlamı eştir: Darbe…Birincisinde Türkiye’nin ordusu darbe yapmıştır; ikincisinde ise Türklerin Meclisi Kürdistan’ın temsilcisine karşı darbe yapmıştır. Birinci darbe “milli darbedir”. İkinci darbe ise “sömürgeci darbe” olur.
Şu anda olan biten budur.
Gelelim olacak bitecek olana…
Dünkü yazısında Abdülkadir Selvi, ABD’nin “darbe” dönemlerine geri döndüğünü ve “Türkiye defterinin de kapatılmamış” olduğunu yazdı. Bülent Arınç bir TV programında Hükümete karşı büyük eylemlerin planlandığı haberini aldıklarından söz etti. Hükümet Mısır’daki darbeyle sarsılmıştır. Gezi direnişini de Mısır’daki darbeye benzer bir darbe teşebbüsü sanacak kadar ölçüyü kaybetmiştir. Vaktiyle 12 Eylül’ü ve 28 Şubat’ı desteklemiş olan Cemaat’teki “kıpırdanmalara” bakan Hükümet “korkuyor”…
Korku kendi başına “ecele” götürür. Hele “yüzde 10 barajı”nın “ipine” sarılarak “ipten” kurtuluş hiç mümkün olmaz. Şimdi değilse de, ilk büyük krizde bir Amerikancı darbeyi önleminin biricik yolu “demokrasi ipine” sarılmaktır. Şu anda Hükümet hiçbir şey yapmasa, hemen yüzde on barajını kaldırsa, ufuktaki kriz patlamadan seçime gitse ne olur? Kürdistan Meclis’te muazzam bir güçle temsil edilir. AKP yine de çoğunluk sağlar. Bu Meclis, CHP’nin sol kanadının da katılımıyla demokratik bir anayasa yapar. Bunu yapan Meclisi devirmek isteyen darbeciye karşı en başta “dört parça” Kürdistan ve sosyalistler ayaklanır, Müslümanlar direnir, özgürlükçü laikler ve liberaller tepki gösterir.
Eğer AKP “demokrasi”de “samimiyse” böyle olur. Değilse ne olur? Şu olur: AKP ilk krizde korktuğuna uğrar; ve “Sömürgeci darbe” yapanı, “milli darbeyle” götürdüklerinde, Kürtler ve sol yine darbeye karşı çıkacak olsalar bile, hiç kimse “yüzde oncuların” arkasından göz yaşı dökmez.