Habere giderken, haber olmak! Bunu ilk haber yazma ders kitaplarında okuduğumda tuhafıma gitmişti, anlayamamıştım. Nasıl olurda habere giderken haber oluyorsun diye üzerine düşünmüş ama bir türlü kafamda canlandıramamıştım. Ya da daha basit olaylarla yorumlamış ve bana abartılı gelmişti. Yıllar geçip belli bir deneyim kazanıp yaşamın sayısız olaylarıyla karşılaşınca; habere giderken, haber olmanın ne olduğunu daha derin kavrayacaktım. Habercilik bana meslek deneyimini kazandırdığı kadar habere giderken haber olmayı da yakıcı ve canlı bir şekilde görmeyi de öğretti.
       
Aramızda kopmaz bağlar oluşuyor
Gazetecilik- muhabirlik yapmak, dünyanın herhangi bir yerinde öyle midir bilmem. Ama Kürdistan’da muhabir olmak ya da habercilik yapmak her gün yerde yatan insanların cansız bedenlerini görerek mesleğine devam etmektir. Bu acı verdiği kadar da doğru haberciliğin dilli olmayı da öğretiyor. Sadece bir haberi duyurma refleksini geliştirmiyor, aynı zamanda insanların acı ve hüzünlerine ortak oluyorum. Ben onlardan bir parça, onlar da benden bir parça oluyorlar. Aramızda kopmaz bağlar oluşuyor. İran ve Türk ordusunun sivillere yaşattığı  acı, seni derinden sarsıyor ve gerçeğin dili olmaya çalışıyorsun. Yaşanan olayın bir insanlık ayıbı olduğunu biliyorsun, ancak bu tanım olayın özünü ve yaşananlarınh boyutlarını gözler önüne sermek için yetersiz kalıyor. Bu trajedileri ve acıları dindirmek, belki de senin için imkansızdır. İnsanların yaşadığı yürek dağlayan acıları silmek, unutturmak imkansızdır...

 Muhabir olmak, ölümle burun buruna yaşamaktır         
 Eğer savaş muhabirliğini yapıyorsanız ve her gün yanı başınızda patlayan bomba ve uçak saldırıları altında mesleğinize devam ediyorsanız ve bazen de yaşam ve ölüm arasındaki ince çizgide seyrediyorsanız. Habere giderken, iki devlet sınırında kalan coğrafyadaysan ve her an iki devletin ölüm saçan bomba ve uçaklarından çıkan füze ve kazanların arasında kalmak, ölümle burun buruna yaşamaktır. Savaş coğrafyasında yaşayan halkın; sesini duyuran ve yaralarını saran kimseleri yok. Yaşadıkları acılar onlara reva görülür ve açığa çıkmasın diye üstü örtülür. Bu baskılar ve yaşadıkları zülüm karşısında onlara destek olan ve seslerini yetersiz de olsa insanlığa duyuran,  acılarını hafifleten belki de biz muhabirler oluyoruz mesleğimizi doğru yaptığımız oranda.
        
20 yıl arayla aynı kaderi paylaştılar           
 Bu yılın Temmuz ayında yaşamını yitiren Êrîş’in ailesinden abisi 90’li yıllarda Türk savaş uçaklarının açtığı ateş sonucu yaşamını yitirir. 24 Temmuz 2011’de de, Êrîş Kerîmxan abisinin kaderini paylaşarak, İran’ın top atışlarında hayatını kayıp ettiğine tanık oluyoruz. Bu iki Güney Kürdistanlı genç kardeşler çobanlık yaparak, ailesinin maddi geçimini sağlıyorlardı. Bunlar yirmi yıllık farkla aynı akıbeti yaşadılar.  4 Eylül’de de dört çocuk annesi Hemin Sıddık adlı genç kadın İran’ın top atışlarında evinden kaçarken, havan atışlarına tutularak, yaşamını yitirdiğini öğreniyoruz.
   
Êriş ve Hêmin

  Bu acı olayı görüntülemek ve haberini yapmak için olay yerine gitmeye çalışırken,  İran ordusunun attığı havan ve top atışlarının ortasında kaldım. Üç saat boyunca kendimi korumak için yerde yattım. Sağıma ve soluma sayısız havan isabet etti, üzerime haddi hesabı olamayan parçalar yağdı. Coğrafyamızda yaşanan ölümlerin bizi de her an haber konusu yapabileceğini yüreğim burkularak, Hemin ve Êriş’in’in ölümünü hissederek yaşadım. 
Bir an atışların sesleri gelmediğini görünce kafamı kaldırdığımda sağımda ve solumda arazinin yandığını gördüm... O an anladım bu coğrafyada her an bende haber konusu olabileceğimi.
Top atışlarının arasındayken, katledilen Hêmin adlı dört çocuk annesi kadının cenazesi de kaldırılıyordu. Bu toplar isabet etseydi, Kandil ‘de Türk savaş uçaklarının saçtığı ölüm tekrarlanabilir ve bir aile daha tümden yok olabilirdi. İsabet etmemesi ölümlerin artmaması için iyi bir tesadüftü. Bunlar bizim temennimizdi.
Ancak İran ve Türk ordusu sivilleri vurmak için köyleri hedefliyorlardı zaten... 
Bir hafta önce habere gittiğimde kadınlar. Bu atışlardan çok korktuklarını, ama evlerini bırakmayacaklarını söylemişlerdi. Bende köyde tanıştığım kadınlardan hangisiydi ölen kadın acaba diyordum. Acaba hangi çocuk annesiz kalmıştı! Acaba yine hangi evin ocağı sönmüştü...
Ve anladım ki, habere giderken, haber olma tanımı daha yakıcı ve gerçek bir olayda yaşamsallaşabilir.


DEVRİM AMED - BEHDİNAN